Târihî eserler, millî târih şuûrunun, hem faydacılık bakımından ve hem de estetik yönden temelini teşkil ederler. Çünkü, herbirinin, yapılış maksadı bellidir.
Onlar, herhangi bir ‘mal’ değil; mensubu oldukları millet’in ‘üst şuur vesîkaları’ ve hattâ, millet’in doğrudan doğruya kendisidirler. Yâni, ‘makamsız/mevkisiz’, millet’i temsil ederler.
Millî târih şuuru, zihinlere ve gönüllere kelimelere/kitaplarla nakşedildiği gibi, çeşmelerle, hanlarla, köprülerle, surlarla, mezar kitâbeleriyle, câmilerle veya mahallî hususiyetler taşıyan bir giyim eşyasıyla da, bir kalpakla, bir kılıçla da geleceğe ihtişam döşerler.
Taşhan gibi, bedesten gibi, çeşme veya câmi gibi eserler, mezarlıklar, hürmetle ziyâret edilir; onlara yan gözle bakılıp geçilmez/geçilmemelidir. ‘Ziyâret’ kelimesini bu sebeple kullandım ve tabiî ki, bu ziyâretim oldukça da üzüntü verici oldu.
Bundan, takriben iki sene önce de burayı ‘ziyâret’ etmiş ve, (Wwwkapsamhaber.com)’da, 17 Ocak 2024 tarihinde, ‘Türkiye Taşhanları ve T(ı)rabzon Taşhanı’ başlıklı, geniş açıklamalı bir makale de yayınlamıştım.
Merak ettim; geçen zaman içinde, bu, mâzîsi beş yüz seneyi bulan târihî Taşhan’da herhangi bir değişiklik, müspet yönde bir ilerleme olmuş mudur, diye düşünerek, Moloz’dan Kemeraltı’na doğru yürüyerek, sağda, bir taksinin bile giremeyeceği dapdaracık bir sokağa sapıp, bu ağlayan binayı hüzünle seyrettim.
Fotoğraflarını çektim. Dibindeki çay ocağı işletmecisine, “Buraya, hiç gelip giden oluyor mu?” diye sordum ve tek kelimelik “Hayır!” cevabını aldım.
TAŞHAN, mevcut perişan hâliyle, zâten kendini gösteriyordu…Onu, birine sormam bile abesti ammâ yine de ‘teyid’ etmek bakımından sordum.
Kimsesiz, mahzun, üstü-başı yırtık-pırtık, yüzü-gözü yıllardır su görmemiş sahipsiz bir çocuk gibi, gözyaşlarını yukardan aşağı durmadan akıtıyordu da, ne yazık ki, ona, aşağıdan yukarı bir ‘bakan’ yoktu.
Kiliseleri, havraları, “kendi paramızla” tâmir eden/ettiren bu Devlet; bu, asırlara şahitlik eden Türk eseri karşısında niçin suskundu, anlamakta güçlük çektim/çekiyorum.
Her kim ki, tarihî eserlere ‘tepe’den bakar, mutlaka tepetaklak olur!..
Her kim ki, Samsun’daki Taşhan’a ‘asansör’ yapıldığı gibi, onu, tahrif eder yâni asıl vasfından uzaklaştırır, o da aynı akıbete uğrar.
Sözünü ettiğim makaleme şu cümlelerle devam etmiştim. Aynen naklediyorum:
“PEKİ, T(ı)RABZON TAŞHAN NE DURUMDADIR?
T(ı)RABZON TAŞHAN’nın hâli ise, içler acısıdır. Bu durumunu tespit için, onu, iki defa ziyâret ettim.
Ziyâret ettim, çünkü, benim görüp fotoğraflarını çektiğim TAŞHAN ile, yaygınağdaki (internetteki) ve yazılı kayıtlardaki TAŞHAN aynı değildi.
Çevredeki esnafa sordum. Dediler ki; “Oraya giremezsiniz. Hep kapalıdır!..Açıldığını da hiç görmedik!.”
Bu sözler, benim açımdan elbette ki, düşündürücüydü ve ilgimi daha da artırdı.
Buna rağmen, yine girmeyi denedim, gerçekten de, mümkün olmadı ve harabe hâlindeki bu târihî eser, kendi hâline terkedilmişliğin ezikliği içersinde, beni, sitemle, endişeyle ve kahırla seyretti; ben de, ona, hüzünle bakakaldım, başım önde, yanından ayrıldım!..
Bu hususta, mümkün olan ölçüde bâzı araştırmalar yapmaya çalıştım. Beş kaynağa ulaşabildim.
Şimdi de, ulaşabildiğim bu kaynaklardaki bilgileri nakledeyim ve yorumu ondan sonra sizlere bırakayım:
1. Türkiye Kültür Portalı’ndan:
“Taşhan –Trabzon
Taşhan, Trabzon Valisi İskender Paşa tarafından, 1531-1533 yılları arasında yaptırılmıştır. Muhtelif zamanda yapılan onarımlarla günümüze gelmiştir. Duvarlar düzgün yontu taştan yapılmıştır. Revak kemerleri ve tonoz kubbe tuğladır. Önceleri alaturka kiremit kaplı çatısı 1980 yılındaki onarımda beton mozaik olarak değiştirilmiştir.”
2.Trabzon Yıllığı’97 adlı kitaptan, (Bknz. Trabzon Belediyesi Yayını, Prof. Dr. Haşim Karpuz, Trabzon’daki Türk Devri Yapılarına Toplu Bir Bakış, Sf. 82):
“Taşhan: Osmanlı dönemi avlulu , iki katlı şehir hanlarının güzel bir örneğidir. Kaynaklara göre 1531-1533 yılları arasında Trabzon Valisi İskender Paşa tarafından yaptırılmıştır. Muhtelif zamanlarda yapılan onarımlarla günümüze gelebilmiş, kuzey cephesine dükkânlar eklenmiştir.”
3.Yeni Rehber Ansiklopedisi, Cild: 19’dan, (Bknz. Türkiye Gazetesi Yayını, İstanbul 1994, Sf. 153):
“Vakıf Han: Çarşı Câmiinin arkasında olup, Taşhan adıyla da bilinir. 1531’de Trabzon Vâlisi İskender Paşa tarafından yaptırılmıştır. Dükkânlar geniş bir avlu etrâfında sıralanmış olup, tonoz örtülüdür.”
4. Türkiye Kültür Portalı’ndan:
“Vakıf Han-Trabzon
Vakıf Han, Bedesten’nin kuzey batısında yer alır. Üç katlı avlulu bir handır. Birlikte inşa edildiği güneydoğu kısmındaki caminin şadırvanı üzerindeki kitabeye göre Hicri 1196 Miladi 1781 yılında Hacı Yahya adında bir hayırsever tarafından yaptırılmıştır. Zemin katın girişi doğudandır. Açık avluyu revak ve arkasındaki odalar çevirir. Birinci katın girişi güneydedir. Bu katta cephede dört dükkan, şadırvan ve caminin giriş kapısı bulunmaktadır. Avlu etrafında sıralanan odalar farklı büyüklüktedir. Kuzeyde orta kısımda bir eyvan yer alır. İkinci katta revaklı avlu odaları ve cami bulunmaktadır. Bu caminin güneydoğu köşesindeki minaresi yıkılmıştır.”
5. TRABZON/Kent İçi Kültür Varlıkları Envanteri: (Bknz. T.C. Trabzon İl Kültür Ve Turizm Müdürlüğü Yayınları, Birinci Baskı, Trabzon, Şubat 2010, Sf. 139)
Bu maddeye, ricâm üzerine, bana, kaynak temininde yardımcı olduğu için, Trabzon İl Halk Kütüphânesi Müdürü Ahmet Emin Akgün Bey’e teşekkür ederek başlamak istiyorum.
Akgün’ün; Trabzon İl Halk Kütüphânesi’nin geliştirilmesi maksat ve hedefiyle açılan ve gerçekten de, bu sahada örnek teşkil eden “Trabzon Muhibbî Edebiyat Müze Kütüphânesi”nin faaliyete geçirilmesi esnasında gösterdiği büyük emek ve gayretine de şâhit olmuştum. Sağolsun!..
Trabzon İl Halk Kütüphânesi Müdürü Ahmet Emin Akgün’ün, bana gönderdiği “TRABZON/Kent İçi Kültür Varlıkları Envanteri” adlı kitabın 139. sayfasındaki TAŞHAN başlıklı bölümde şöyle denilmektedir:
“Çarşı Mahallesi’nde Çarşı Cami’nin güneydoğusunda yer alan Taşhan iki katlı avlulu han özelliği gösterir ve kareye yakın bir plana sahiptir. Kuzey cephesinde tek girişi vardır. Moloz taş ve kesme taşla inşa edilmiş olan hanın orijinalinde kırma çatısı kiremitle kaplıyken, geçirdiği onarım sırasında mozaik kaplama ile değiştirilmiştir. Han 1531-33 yılları arasında Trabzon Valisi İskender Paşa tarafından yaptırılmıştır. Birçok kez onarım geçiren yapı üst kattaki bazı odaları haricinde günümüzde de kullanılmaktadır. Taşhan geçirdiği onarımlarla fiziksel müdahalere maruz kalmış, revakların mekanlara dahil edilmesiyle odalar arka planda kalmış, bölücü elemanlar revakları dükkanlar haline getirmiştir. Daha çok depo olarak kullanılan üst kat ise tamamen gizli kalmıştır.”

Yazılı kaynaklarda, “Trabzon Taşhan” böyle değerlendirilmiştir.
Şimdi, berâberce istişâre edelim:
Demek ki; Trabzon Taşhan ile, Vakıfhan aynı değildir. Çünkü, yapılış yâni inşâ tarihleri farklıdır.
Müşterek nokta: Trabzon Taşhan’ın 1531-1533 tarihleri arasında Trabzon Valisi İskender Paşa tarafından yaptırılmış olmasıdır. Zâten, çok dikkat etmeye de gerek yoktur. Bu bilgilerin, birbirlerinden alındığı da ortadadır.
Türkiye’deki bütün Taşhanlar, Devlet’e/Vakıflara aittir/öyle olduğuna göre, ilkönce, ‘ecdât yâdigârı bu târihî eserlere’, onların sahip çıkması gerekir. Ancak; hiç kimse de bundan ‘müstesnâ’ değildir.
Peki; 1. Madde’de zikrettiğim Türkiye Kültür Portalı’ndaki bilgiye göre, bu “Taşhan”, mâdemki “1980 yılındaki onarımda.. “ ve Trabzon Yıllığı’97’deki, Prof. Karpuz’un verdiği bilgiye göre, “Muhtelif zamanlarda yapılan onarımlarla günümüze kadar gelebilmiş..” ise, bugünki bu perîşân hâli nedendir?
Sonra…Bir tarihî eser, nasıl aslından uzaklaştırılabilir? Eserin aslını değiştirmeye, onun hüviyetini bozmaya kimin salâhiyeti ve hakkı vardır/olabilir?
Her ne surette olursa olsun, ‘târihî dokusu’ bozulan bir eserde, ‘tarihîlik’ kalır mı?
Meselâ; Trabzon İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’nün “envanter” diye sunduğu bilgiler işin vahametini göstermektedir.
Bu “envanter”, verilen bilgiye göre, 2010 yılında kayda alınmıştır. Bırakınız öncesini, o yıldan bugüne, hiçbir ‘akıl ve insâf sâhibi’ çıkıp da, “Arkadaş, bu 490 senelik Türk-İslâm eserinin bu sefil hâli nedir?” diye niçin sormadı? Sormayı bırakınız, TAŞHAN’ı, uzaktan da olsa ziyâret etmedi?

Meselâ; bir târihî eserin, “..orijinalinde kırma çatısı kiremitle kaplıyken, geçirdiği onarım sırasında mozaik kaplama ile değiştirildi”, ne demektir?
Meselâ; “kuzey cephesine dükkânlar eklendi..”, nasıl bir millî târih, millî kültür ve millî mîmârî anlayışıdır?
Bunda, tarihî eserlik kalır mı?, Samsun Taşhan’da ASANSÖR yapılması gibi, asıldan uzaklaşınca tarihe saygısızlık olmaz mı?
Devam edelim: “Taşhan geçirdiği onarımlarla fiziksel müdahalelere maruz kalmış, revakların mekanlara dahil edilmesiyle odalar arka planda kalmış, bölücü elemanlar revakları dükkanlar haline getirmiştir”, cümlesini anlamak bir yana, TAŞHAN, altüst edilmiş de, kimseciklerin umurunda olmamış MI, denilmek isteniliyor?
Hele son cümle!..Onu da, beraber okuyalım: “Daha çok depo olarak kullanılan üst kat ise tamamen gizli kalmıştır.”
“Depo olarak kullanılan..”, ifadesi; bir târihî eseri, böyle bir vazifeyle muhatap kılmaktaki umursamazlığın sebebi ne olabilir?”
(Bknz. M. Halistin Kukul, Türkiye Taşhanları ve T(ı)rabzon Taşhanı, Wwwkapsamhaber.com-17 Ocak 2024-00.00)
Muhterem Okurlarım;
Muhterem Trabzonlular, çok kıymetli târihçiler/san’at tarihçiler, sosyologlar, Türk kültürünü ve tabiat varlıklarını korumacılar, nerede bulunduğunuzu gerçekten merak ediyorum!..
Vakıfçılara, kültür temsilcileri, mesulleri ile, siyasetçilere de, -asla ve kat’a- hiçbir sözüm yoktur!..

Yorumlar
Kalan Karakter: