Millî’nin karşısında birkaç barikat var. Aklıma gelenlerden biri, kopyecilik; biri, taklit; dîğeri de, kozmopolitliktir.
Tersten başlayayım: Kozmopolitlik, şahsiyetsizlik, tıynetsizlik, soysuzluk, karaktersizlik, cibilletsizlik...tir!...
Kopyecilik; kendini gizleme, hırsızlık yapma, kendini yok sayma...dır!
Taklit ise, iki türlüdür. Birincisi; kopyeciliğin biraz alenîleşmişi, sezdirileni, gizlemeye kalkışılmayanı...dır.
İkincisi; samimî olarak, bir yerden, hak olarak, bir katkı sağlamak ve aynı katkıyı, bir başka yere de bir hak olarak sunabilecek vasıtaları göstermektir. Bu; hem san’at sahasında olabilir/olmalıdır ve hem de ilim sahasında olabilir/olmalıdır. Ancak, yegâne şart, elbette ki ilimde değil ammâ san’atta mutlaka “millî’de öz’ü/anayapıyı/cevheri/kimyâyı kaybetmemektir.
Mevzûmuz; Türk edebiyatı, Türk şiiri, Türk mîmârîsi, Türk mûsıkîsi..Türk san’atıdır!..Başta da, elbette ki, Türk dili Türkçe’dir!..Türk kültürünün hâfızası, şahlandırıcısı, coşturucusu odur!..
Türk dilinin zarâfetini, lisân zevkini, mânâ kaynağını, estetiğini tanımadan Türk edebiyatının köküne nüfûz etmek mümkün olamaz!..
Hele de Türk şiirinin!..
Türk şiirini, hattâ öncesinde, Orhun Kitâbeleri’ndeki âhenk ve mâna zarâfet ve muzafferiyetini sezmeden, anlamadan, kavramadan, henüz dünyada bulunmayan milletlerin edebiyatına sarılmanın çok da önemi yoktur....Buna rağmen, asla küçümsemiyorum!..
İngiliz, F(ı)ransız, Alman, Amerikan milletleri, Orhun Kitâbeleri yazıldığı zaman neredeydiler, söyler misiniz?
Bunların edebiyatlarını tanımak başka, bunların tesirinde kalmak, kopye veya taklit etmek başkadır. Öyleyse; bunları, kopye ve taklit etmenin bir işe yaramadığıını bilmemek de başkadır. Artık, bunu anlamalıyız!...
Yalnız şu var ki, sâdece bunlar değil; dünyâdaki bütün edebiyatlar mümkün olduğunca ilgi sahamızda bulunup araştırılmalıdır. Fakat, körkütük, gözü kapalı değil!...Ap-açık, alenî ve şuûrlu olarak!..Yoksa, bu, gaflet olur ve bizi, nerelere götürdüğünün de idrâkinde olamalıyız.
Elbette ki, kendimize sormamız gereken o kadar soru var ki, hangisinden başlayayım?
Meselâ: ‘Kopye veya taklit, hakîkaten, bu saydığım edebiyat mensuplarının yaptıklarını/yazdıklarını okuduk mu? Okuduysak hangi seviyede araştırmasını yaptık? Yaptıysak, bunlardan hangi netîceleri çıkardık? Çıkardıysak, bunları kimlerle, nerelerde ve nasıl paylaştık? Paylaştıysak, paylaşanlar nerededirler; bize dönüşleri mümkün olmuş mudur?’
Bunların hiçbirini okumamış isek, bu sahaların herbirinde, kendimize mahsus hangi çalışmaları yapıp hangi muhteşem eserlere imza attık? Bunlar hakkında, hangi müşâvereleri -tabiî ki tenkit mânasında- yaptık/yapabildik?
Velhâsıl; “millî” vasfının gerektirdiği şiirde, romanda, tiyatroda, mûsıkîde, mîmârîde, resimde...hangi başarıları, hangi mertebelere taşıdık?
Millîlik, kendinde başlar!..Özde başlar!..Evinin içinde, kapı komşunda, sokağında başlar!..
Çorbanda başlar, turşunda, kebabında, yoğurdunda ve onları yeyişinde başlar!...
Lahmâcunu bilmeden pizzanın tadına bakmak, kopyeciliğe, taklide sapmaktır!..
ÇINGI DERGİSİ, SAYI: 59, OCAK-ŞUBAT 2020, SF. 3