Konuşmacı olarak dâvet edildiğim Gençlik Merkezi’ne gidiyordum…İlgililerin araba gönderelim demelerine hiçbir zaman iltifat göstermeyip, her zaman olduğu gibi, belediye otobüsünü tercih ettim.
Zâten; yaşım icâbı, bu da parasızdı..
İkindi vakti henüz gelmemiş, saat ise onbeş civarıydı. Nihâyet dört beş durak gidecektim..
Mesele değildi!..
Otobüsün yarıdan çoğu üniversiteli gençti…Benimle birlikte, ayakta birkaç kişi vardı…
Ne de olsa, otuz yıllık meslek hayatımın yirmi beş yıla yakınını üniversite hocalığıyla geçirmiştim…illâ ki, bir yer veren olurdu, diye geçti zihnimden..
Seksenini aşmış biri için muhakkak bir kıpırdanan olur!..
Maalesef, hiç kimsede bir kıpırdanma değil, temayül bile yoktu..
“Seksenini geçmiş!” dedim de, aklıma, bizim mâzimizdeki seksenliklerimiz geldi: Tiryaki Hasan Paşa gibi, atı üzerinde savaş meydanlarında kükremiş; Yûnus Emre gibi, dünya şiirine zirvelik yapmış ve hattâ, Fatih Sultan Mehmet Han gibi, 21 yaşında cihan tarihinde emsâli bulunmayan çağ kapatıp çağ açmışlar bulunmaktaydı!..
Kendimi ve oturan gençleri kim ile, kimler ile, mukayese ediyordum!?
Herkesin elinde bir telefon, hepsi dikkatle ona bakıyordu…
Bu ilim aşkı (!)na bayıldım doğrusu!..
Bir sonraki durakta, benim yaşımda olmasalar bile yetmiş-yetmiş beşlerinde bir kadın ve bir de erkek bindi..
Bilhassa kadın, dönüp dönüp etrafına göz gezdirdi..Aslında, ben de göz gezdiriyordum ammâ yer almak için değil…Vaziyeti müşahede etmek için!..
Diğer durağa varmadan, arkadan yüksekçe bir ses duydum:
-Kadir Gecesi hangi güne geliyor?
Doğru, birkaç gün sonra mübârek Ramazan ayı başlayacaktı..
Bir elimle tutunuyor, diğer elimde de konuşmamla ilgili kitabı tutuyorum..Zihnim ise, gençlerde…
Ayaküstü, ‘Arama’ başlıklı bir beytim depreşti beynimde:
“Ahlâkın yok ise eğer, Kadir Gecesi arama!
Düşmüşsen yalan ağına tam gömülmüşsün harama!”
Bu düşüncelerle bir durak daha geçtik..İnenler-binenler oldu…
Gençlerimizde hiçbir hareket mevcut değildi!..
Zihin bu!..Durmuyor ve yine durmadı!..
Kendi kendime dedim ki; “Bu anda, yanımda yaşlı bir Japon veya Alman olsa…Kâfir zümresinden biri, yâni!..Evet, ileri teknolojiye sahip başka ülkelerden birinin mensubu da olabilir…Olsa!..Acaba, bu hâle bakar, ne derdi!”
“-Ey genç kızlar, delikanlılar…(Tabiî, onların hiçbirinin lisanında, bizimkinin karşılığı olarak ‘delikanlı’ kelimesi yoktur) Sizin büyükleriniz olan şu kadınlar ve şu saçı sakalı ağarmış adamlar ayakta da, sizin, niçin hiçbiriniz onları görmüyorsunuz? Şu elinizdeki âleti biz icat ettik, biz geliştirdik ve hâlen de bunu geliştirmeye devam ediyoruz…İnanın ki, gençler, bunu bu kadar lüzumsuz kullanana da şahit olmadım…Hiçbirinizin, bu anda, bir şey öğrenmek için bu telefona baktığınızı da düşünmüyorum…Yaptığınız, doğrudan doğruya riyâkârlık yâhut yalan yere oyalanmaktır, dilim varmıyor ammâ, doğrudan doğruya ahlâksızlık’tır!..”
Zihnim, bu bulanık düşüncelerle meşgul olarak otobüsten indim…
‘Bulanık düşünceler’ de neyin nesidir, demeyin!..
Netice itibariyle, o da, bir düşünce’dir!..
….
Konuşma yaptığım gençlerin, çok şükür ki, hiçbiri böyle değildi…
Ne diyebilirim...Meseleye, biraz da, sevindirici tarafından bakmak lâzım, öyle değil mi?!
M. HALİSTİN KUKUL
Yorumlar
Kalan Karakter: