-Son Şâirler Sultanı Necip Fâzıl’ın Vefâtının 36. Yılı münâsebetiyle-
M. HALİSTİN KUKUL
Necip Fâzıl, 1980'de yazdığı "Manzara" başlıklı yüz elli dört mısrâlık hiciv şiirine şöyle başlar:
"Demokrasi bu halka,
Burunlarda bir halka."
Bu; dümdüz, çok sâde ifadeli iki mısrâda, her şey ap-açıktır!..Aslında bu dört kelime, bir dönemin içtimâî anlayışını ortaya koyuyor, kör idrâk noktalarını âşikâr ediyor: "Demokrasi, halk, burun, halka..."
Mevzû bahis olan, içi boşaltılmış "demokrasi" ile, idrâki köreltilmiş "halk" tır.
"Demokrasi", sâdece bir mefhûm olarak, "burunlarda bir halka"dan ibâret bir isimdir. Şekilsiz, mânâsız, renksiz, kokusuz, tatsız, hissiz!..
"Bu halk", her zamanki halktır!..Zaman ve mekân mefhûmlarını ise, geçelim!..Her zaman ve her yer olabilir ammâ, yine de her şey besbelli!..
Peki başka?
İş, şahıslarda!..Öndekilerde!..Onlar var ya, cambazlık onlarda!.."Demokrasi", bir vasıta; "halk", bir basamak ve iş gelip "Burunlara takılan halka"da düğümleniyor...
Peki, bu "halka"yı, "burunlara" takan kimlerdir? Bütün mes'ele buradadır. Yani..
Târihten ibret, nasihat v.s. hepsi boş lâf!.."Benim sosyolojimi ben yazarım!" mantığının çöreklendiği bütün idârî sistemler, adları ne olursa olsun böyledirler.
Adâleti, kişi hak ve hürriyetlerini öne almayan her nizâm/rejim/düzen/sistem, p(u)rojesini "yalan" üzerine ikame eder. Tabiî ki, "Yalanla îmân bir arada bulunmaz", o başka!..
Şiir; insan'dan lisân'a, sosyalizm'den kapitalizme, liberalizm'e, mahlûk'tan Hâlık'a, üfürükçü'den lüpçü'ye, bölücü'ye, Türk’ü yok etme emeline...kadar, neler, neler anlatıyor!
“Kafası montajlı”lardan, “Türk’ü faka bastırmak” isteyenlere kadar...bütün hâin, sömürücü, kinci, sinsi, fitneci, menfaatçi zümreleri işâret!..
Birkaçını sayalım:
"Sen, kafası tam montaj,
Adı, yerli fabrika!
(...) Bir garip bit salgını,
Libya'dan tut, Irak'a.
(...) Son moda bölücülük,
Türk'ü bastırmak faka.
Türkiye'de Türk'e yok,
Köşe, bucak, mıntıka.
Her yandan kuşatılış,
Her tarafta abluka.
Bu hâle akıl çatlar
Ve tutulur nâtıka.
Memnun olan bu hâlden
Rusya ve Amerika.
(...) İslâm'dan uzak adam;
Uzak, vecde ve aşka!
Dini hafife satmak,
Ne dert istersin başka?
Küfre verdiğin tâviz,
Küfürlük bir vesika.
İşte devrimin sonu,
Çeneye geçmiş şapka!
Türk neydi ve ne oldu;
Soralım müsteşrika!"
En azından, son iki mısrâyı tekrar düşünelim: “Türk neydi ve ne oldu”
Millet olarak bunun muhasebesini yaptık mı? Şâir, mes’eleyi ilme taşıyor ve “Soralım müsteşrika!” diyor. Kim bu “müsteşrik” ?
Şark/doğu ülkelerinin/milletlerinin tarih, sosyoloji, san’at telâkkisi, dil ve edebiyat ilmiyle alâkadar olanlar...Yâni, şarkiyatçı/doğubilimci, ecnebîce oriantalist!..
Şâir, durumu vahim görüyor! Vahamete dikkat çekiyor!..İşi, bilenine soralım diyor!..
Şiirin, 1980 yılında yazıldığını söylemiştim...Tarihin tekerrür etmesinde, "târih" içinde yer alan hâdiseler yığınının ne kusuru vardır? Onun tekerrür etmesine sebebiyet veren kişilerin faaliyetleri olmamış olsaydı, hângi hâdise, kendini tekerrür ettirebilirdi?
"Manzara" şiirinden naklettiğim bu kısacık bölümde bile, içinde bulunduğumuz dünyânın dehşetli hâdiselerini tıpatıp yaşamıyor muyuz?
Etrafımızı kolaçan edelim.."Demokrasi" adı altında yürütülen faaliyetlere bakalım...Çıkarılan kanunları inceleyelim...Uygulamaları müşahedeye çalışalım...
İster demokrasi adı altında yürütülen yarı-başkanlık, ister başkanlık ve isterse -dîğerlerine nazaran daha insânî olduğunu düşündüğüm-parlamenter demokrasilerde olsun, dünya, arzu edilen âdil bir sisteme ulaşabilmiş midir?
Otoriter ve totaliter sistemlerde, zâten, böyle bir maksat, hedef ve uygulama mevcut değildir.
Amerika'da ne kadar demokrasi var, Rusya'da ne kadar vardır?...Çin'de, Hindistan'da, İngiltere'de, F(ı)ransa'da ne kadardır? Almanya'da, Türkiye'de, Mısır'da, İran'da, Suûdi Arabistan'da, Yunanistan'da ne kadar vardır?
Dikkatinizi çekmeyi gerekli gördüğüm bir husus daha var ki, o da, bu ülkelerden bâzılarının, kendi vatandaşlarına az da olsa uyguladıkları "demokrasi"yi, başkaları için asla uygulamadıkları ve müsamahasız olduklarıdır.
Bu durum; en demokratik denilen Amerika, Almanya, İngiltere, F(ı)ransa veya İsviçre için bile geçerlidir.
Demokrasi muhtevâlı ve maksatlı yâni "seçime dayalı" başkanlık, yarıbaşkanlık veya parlamenter demokrasi denilen sistemlerin hangisinde "şâibesiz bir seçimle" muhatap olduk?
Şâyet varsa; niçin, bugün, dünya, adâletsizlik içersinde, tecâvüzlerle, cinâyetlerle, iltimaslarla, hak ihlâlleriyle, katliâmlarla kıvranmakta, vahşetin en acımasızlarını yaşamaktadır? Niçin?
Kimi, demokrat görünümlü k(ı)ral; kimi, k(ı)ral görünümlü demokrat...Kâğıt üzerinde yazılı olan ile, tatbikattaki "demokrasi" , ne yazık ki, birbirine hiç uymuyor!..
Asıl mes'ele, "Burunlara takılan halka"da düğümleniyor demiştim. Ben-sen-o...susan, talimat bekleyen ve hakkını aramaktan mahrûm ve âciz sessiz yığın olduktan sonra, k(ı)ralın, başkanın, yarıbaşkanın, cuhurbaşkanının, emirin, k(ı)raliçenin, reisin, p(i)rensin...ne önemi var?
"Burunlarda"ki "halka"yı, şunun veya bunun takması veya takmaması neyi değiştirir?
EDEBİCE DERGİSİ, SAYI:18, NİSAN-MAYIS-HAZİRAN 2019, SF. 31-33