Yatıyoruz, kalkıyoruz; ya aklımıza ya dilimize ya da gözümüze akiller takılıyor. Bu sözde akilleri bir de kartopu gibi yuvarlaya yuvarlaya kocaman yapmaz mıyız? Eee adamlar akil… Barış elçileri, özgürlük ve demokrasi elçileri…
Bebek katili Öcalan’ın tavsiye ve nazariyesiyle oluşmuş ne de olsa?
Öyle bir zamana geldik ki; yanlış bildiklerimiz doğru, doğru bildiklerimiz yanlış çıkıyor. Yakında iki artı ikinin dört etmediğini söyler ve bu milletin ekseriyeti buna inanırsa şaşırmayın. Öyle zekice ve sinsice planlamalar yapılıyor ki aklınız durur. Sosyoloji, psikoloji, fizik, kimya ve biyoloji hatta astroloji bile bu işin mühendisleri tarafından mahir şekilde kullanılıyor.
Hissettirmeden talan etmek, çaktırmadan kefen biçmek, konuşmadan susturmak, kendisinden başka her türlü gücün önce karalanması sonra zayıflatılması ve yok edilmesi daha sonrada yerine arzu edilen gücün ikame edilesi kolay bir iş değil tabi … Bunların hepsi plan ve program işi değil mi?
PKK bitirilecekti hani… Bitti mi? Bitti aslında… Adamlar bitireceğiz demişlerdi zaten… Bitti ama yerine başka şeyler geldi… Meşrulaştırdılar hepsini… Şehirlere dağıttılar… Tepemize kadar çıkarttılar bebek katillerini… Bombalarını şehirlerde patlatmaya başladılar birde üstelik… Dün medyaya düşen rezaleti hepimiz gördük; Akillerin masa örtülerinde PKK’nın bayrak figürü… Ne olacak canım altı üstü bir bez parçası.. Biz de ne kadar kötü düşünüyoruz değil mi? Ama maalesef o salonlarda bir tane Türk bayrağı göremezsiniz…
Bir taraftan PKK meşrulaştırılırken ve güçlendirilirken diğer taraftan Türklük ve tüm değerleri, kıymetleri yok ediliyor. Türk Milletini simgeleyen, Türk Milletini ifade eden, Türkü hatırlatan renkler, kelimeler, semboller, kahramanlar, bayramlar her şey yukarıda belirttiğimiz gibi önce hırpalanıyor sonra zayıflatılıyor daha sonra da mahkûm edilerek yok sayılacaktır.
Bu arada söylemeden geçemeyeceğim; Milli Aydınlarımız vardı hani. Nerede Gerçek Milli akiller veya aydınlar? Hani ülkemizi karış karış gezecek ve anlatacaklardı Türkiye’nin içinde bulunduğu kocaman sıkıntıları… Anlatacaklardı hani, vatan, millet, bayrak gibi kutsal bildiğimiz değerlere nasıl dil uzatıldığını ve nasıl saldırıldığını? Sadece ayda bir kaç kez nutuk veya bildiriyle mi olacak bu iş Allah aşkına?
Türk’üm diyemeyenlerden istediğimiz hiçbir şey yok. Türk’üm diyemedikleri için adamlardan Türk kimliğini korumalarını beklemek ahmakça olur zaten. Benim sıkıntım Türküm deyip Türkçülüğünü de elinden bırakmayıp yan yatıp böbürlenenlerle. İki kelime nutukla, iki satır yazıyla çocuk mu
avutacaksınız?
Uyanın beyler uyanın? Siz uyanmadan uyandıramazsınız. Sizler, bu işin ciddiyetini, vahametini anlayamaz, kavrayamazsanız Türk toplumuna bunu anlatamaz, ifade edemez, kabul ettiremezsiniz.
“Türk Milletine Bizans‘dan geçme bir Hastalık vardır. Gevşeklik, lâubalilik, dedikodu, fitne, fesat, terbiyesizlik, birbirini beğenmemek, sır saklayamamak, rastgele lâf söylemek…Bu hastalık sizde de var. Bu hastalığı tedavi etmeniz lâzımdır. Bu hastalığı tedavi edemezseniz, kendinize yol seçiniz… “Türk milliyetçiliği meşru savunma, yüksek insanlık duyguları ve Türk Milletinin kendi tabii haklarının savunulması, korunması duygusu ve iradesinin, şuurunun bir ifadesidir.”