Türk şiiri, Alp-Er Tunga Destanı ile, dünyânın en eski; Manas Destanı ile, dünyanın en geniş muhtevâlı ve ayrıca , "tabiî destan" bakımından da en zengin birkaç şiirinden biridir.
Hun Kağanı Mete Han için yazılan Oğuz Kağan Destanı, Bozkurt yâni Ergenekon Destanı, Türeyiş ve Göç Destanı, Battal Gazi Destanı, Genç Osman Destanı ve Köroğlu Destanı bunlardan bâzılarıdır.
Bu tabiî destanlar yanında, sun'î (yapma) destan örnekleri bakımından da, son bir asır içinde kıymetli numûnelerimiz mevcuttur. Bunların herbiri, muhakkaktır ki, millî rûhun, nesiller boyu diri, heyecanlı ve mâzî ile, vatan-millet ve târih sevgisini tâze tutmada güçlü bağlar kurulmasını sağlayan manzûm eserlerdir. Tabiî olarak milletlerin kendi kültürlerinin devamında müessir olan "tabiî destanlar", şüphesiz ki, asıl destanlardır.
Zaman içinde, bâzı şâirler de kendilerini cezbeden, milletlerine mahsus târihî hâdiseleri, bu hâdiselere önder olan şahsiyetleri, kahramanları mevzû edinerek sun'î (yapma) destanlar yazarak, mâzî ile irtibatı canlı tutmayı hedeflemişler ve bununla millî bir hizmet de yapmışlardır.
Şiirimizde, "Turanî-vatanî" muhtevâlı ilk destan olarak Ziya Gökalp'in "Kızılelma" (1915) adlı eserini düşünebiliriz.
Haluk Nihat Pepeyi, bu hususta daha verimlidir: Türk Destanına Giriş (1934), Çanakkale Destanı (1936), Mütâreke Destanı (1938), Millî Mücâdele Destanı (1940), (Akın Var, yâni Malazgirt Destanı ile Battal Gazi Destanını içine alan) Erenler Gaziler (1951), Türk Destanından (1952) adlı destanları, bu güzîde millete hediye etmiştir.
Pepeyi; 1936 yılında yazdığı Çanakkale Destanı için: "İngilizler bile Çanakkale Destanı'nı yazarken ben niye susayım!" diyerek, bir başka gerçeği de ortaya koymuştur.
Mithat Cemal Kuntay'ın "Türk'ün Şahnâmesi" de (1945) sun'î destanlarımıza güzel bir numûne teşkil etmektedir.
Basri Gocul, kendini bu sahaya adamış kıymetli şâirlerimizden biridir. "Türk Millî Destanı Oğuzlama", tam 10.274 (onbinikiyüzyetmişdört) mısrâdır.
Bu hususta, Şeyhü'l Muharrirîn Ahmet Kabaklı Hocamız şöyle demektedir: "Başlangıç günlerinden beri sanatını büyük bir Türk destanı yazmaya adamış, dağınık eposları, menkıbe ve efsâneleri toplayıp bir bütünlük içinde sunmak istemiş gayretli bir şâirdir. "Türk Millî Destanı, Oğuzlama" başlığı altında yazdığı ve 10.274 mısrâı bulduğu belirtilen bu parçalar arasında çok kuvvetli söylenmiş olanlara da sık sık rastlanmaktadır." (Türk Edebiyatı, Cilt: 3, İstanbul 1974, Sf. 307)
Destan şâirlerimizin bir diğeri Fazıl Hüsnü Dağlarca'dır. Dağlarca, bu sahada pek çok eser vermiş kıymetli bir şâirimizdir. Destanları şunlardır: Çakırın Destanı 81945), Üç Şehitler Destanı (1949),
İstanbul-Fetih Destanı (1953), Çanakkale Destanı (1965), Kubilay destanı (1968) ve 19 Mayıs Destanı (1969).
Türk sun'î destan şâirlerinin, gerek destan üslûbu, gerekse muhtevâ zenginliği bakımından en önde gelen ismi, hiç şüphesiz ki, Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu'dur.
Gençosmanoğlu; destan anlatımında heyecanı zirveye ulaştırabilmiş nâdide bir destan şâiridir. Prof. Dr. Mehmet Kaplan, "Cumhuriyet Dönemi Türk Şiiri" adlı eserinde "Malazgirt Destanı'ndan" başlıklı tahlilinde şunları söyler: " Şiirin göze batan ilk özelliği aruz vezni ile redif ve kafiye sisteminden doğan kuvvetli âhenktir. Her dörtlüğün son mısrâında tekrarlanan "olacak" redifi, hem geleceği "muştular", hem de bir öğüdü bildirir. Şiire bir âhenk veren redif, ton ve duygu bütünlüğünü de sağlar." (Kültür Bakanlığı Yayını, Ankara 1990, Sf. 554)
Kabaklı Hoca da, O'nunla ilgili olarak şöyle der: "Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu, hemen bütün çalışmasını yeni edâda milliyetçi bir şiire, özellikle Türk târihinin destan zenginliklerine vermiş ve bu çok yazılmış, (çok aşınmış) temlere yeni bir ses, yeni üslûp ve inanç gücü getirmiş bulunuyor." (Türk Edebiyatı, Cilt: 3, İstanbul 1974, Sf. 665)
Gençosmanoğlu'nun edebiyatımıza kazandırdığı destanlar şunlardır: Bozkurtların Rûhu (1952), Gençosman Destanı (1959), Kür Şad İhtilâli Destanı (1970), Malazgirt Destanı (1971), Bozkurtların Destanı (1972), Salur Kazan Destanı (1974), Boğaç Han Destanı (1972), Destanlarda Uyanmak (1983), Destanlar Burcu (1988) ve Alp-Erenler Destanı (1990)
Görülüyor ki; Türk şiirinin en büyük sun'î destan şâiri Niyâzi Yıldırım Gençosmanoğlu'dur.
Son olarak, (bu satırların yazarı olarak) M. Halistin Kukul'un da, şu anda ve târih boyunca, Türkiye coğrafyası için üç s(ı)tratejik noktada cereyân eden hâdiselere dâir üç destanı mevcuttur. Bunlar: Kıbrıs Destanı (1975-1988), Dağıstanlı Arslan Şeyh Şâmil'in Destanı (1992-1995-1997) ve Kanije Destanı (1992-1997)'dır.
Yakın ve uzak târihimizde, yazılması gereken pek çok destanımız daha vardır. Ümit ederim ki,, zaman içinde bunları da ele alacak güçlü şâirlerimiz olacaktır.