Yer yüzünde hiçbir şey birden değişime uğramaz. Her değişimin bir öncesi vardır.
Değişimlerin öncesinde ise bir süreç vardır. Bu süreci menfi yönde etkileyebilecek olağanüstü şeyler vuku bulmazsa değişim istenilen hedefe ulaşır.
Dünyadaki tüm sistemlerin, ideolojilerin, doğuşundan olgunlaşmasına ve işlevini yerine getirmeye başlamasına kadar geçen süreçte hep tedricilik vardır.
Gayemiz, kelime itibariyle tedrici metot nedir ne değildir anlatmak değil tabi.
Ülkemizde gelinen noktaya baktığımızda bu tedriciliğin önemini daha iyi kavramış oluruz.
Bundan on sene kadar öncelere gidelim. Türkiye’de tartışılan konulara bakalım. Bu gün çok normal gibi görülen söz ve fiiller dün kabul edilmiyor ve milletimiz tarafından reddediliyordu. O günün tartışma konusu olan meseleleri bu gün gündeme taşıdığımızda komik duruma düştüğümüzü görürüz.
Bu Ülkenin Başbakanı dahi dün kesinlikle reddettiği hususları bu gün çok rahat kabul ettiğini, dün söyleyemediklerini bu gün çok daha rahat söylediğine şahit oluyoruz. İşte bu arada geçen şey tedrici metottur.
Tedrici Metot; bir proje, bir program dâhilinde olur. Yani bir senaryo yazılır sonra tatbik edilir.
Toplum nezdinde dün reddedilen şeyleri, kabule yönelik programlar, seminerler, konferanslar, makale açık oturumlarılar, sinema ve tiyatro gibi vs. Bu metotlar sayesinde insanların normal karşılamasını sağlanıyor.
Oluşturulan sahne, figür ve figüranlar, başrol ve diğer tüm oyuncular senaryodan şaşmadan gösterilen metot çizgisinde her bölümünde harikalar yaratıyorlar. Kurtlar vadisi gibi kaç bölüm daha devam edeceğini senaristi bile bilmiyor. Zamanın şartlarına, olayların akışına, etki ve tepki gibi durumlara göre şekillenebiliyor. Ana hedef hiç şaşmıyor. mutlaka diğer bölümler için yeni senaryolar yazılacaktır.
Ta ki Bu Millet uykusundan uyanana kadar…