Millî Mücâdele hareketi, 19 Mayıs 1919’da Samsun’da başlamıştır. Bu vesîleyle, o günün Samsun’una dâir hâtıralar çok önem arzetmektedir/arzetmelidir.
Çünkü, o günlerin iklîmi, o günlerin havası yaşanmadan ve terennüm edilmeden, bugünlerde, - tâbiri câizse- ahkâm kesmenin çok da önemli olduğunu düşünmüyorum.
Düşündüğüm ve idrâk etmek istediğim yegâne şey şudur ki, o günlerde, memleket, sâdece Samsun’da değil, Türkiye sathında niçin böyle bir manzarayla karşı karşıyaydı?..
Bunun alenî ve şuûr altı malzemelerini ve sebeplerini ortaya koyup tahlil etmedikten sonra, yapılan her türlü gösterinin beyhûde olduğunu düşünürüm.
Teferruatlı bir ‘târih sosyolojisi’ne ihtiyaç vardır... İç ve dış unsurların menfî ve müspet faaliyetleri ile, Türkiye’nin kültürel yapısının, bu sosyolojik ve târihî çatışmalardaki rolü didik didik edilmeli, hiçbir ‘sır noktası’ kalmamalıdır.
Yâni; o nesil, bu yükü niçin çekmiştir ve nasıl kaldırabilmiştir?
Bu vesîleyle, daha önce de, bâzı makalelerimde sözünü ettiğim, o dönemde, bizzat, Millî Mücâdele’ye katılarak büyük emek harcayanlardan biri olan Hasan Umur hocanın hâtıralarına göz atmakta fayda görürüm.
Hasan Umur, “SAMSUN’DA ON BEŞ SENE” adlı eserinin “SAMSUNDA MİLLÎ MÜCÂDELE ZAMANINDAKİ HÂTIRALARIM” başlığını taşıyan bölümünde “DİĞER BİR HÂTIRA” adlı hâtırasını şöyle anlatır:
“Yine bir gün bir köylü kadını yanıma yaklaşarak:
“Çarşamba köylerindenim; arabamla Samsuna geldim. Bir şeyler getirdim. Satıp akşama evime dönmek zorundayım. Kocam askerdir. Evde küçük çocuğum var. Halbuki arabama cephane yükliyerek Kavağa kadar götüreceksin, diyorlar. Evim, çocuğum ne olacak?”
Kadının bu acıklı şikâyetini yerinde buldum. Durumu Mutasarrıf Faik Beye anlatmak üzere hemen hükûmete kadar gittim, ve anlattım. Tahkikat sonunda kadının isteğinin yerinde olduğu anlaşıldı. Ve arabası serbest bırakıldı.
Bu cephane nakli işinin sadece köylü vatandaşlar tarafından taşınması, işlerinden alıkonulmasının doğru olmadığını Müdafaai Hukukçu arkadaşlarıma anlattım. Arabası olan meccanî ve mecburî taşıma işine bir şekil verilmesi, şehir ve kasabadaki zenginlerden arabası olmayanların da bu işe yardım etmelerini temin maksadiyle durumu Mustafa Kemal Paşaya arz ile bir nevi nakliye vergisi alınmak suretiyle mümkün olabileceği kanaati izhar edildi. Bu müracaatimiz mi, yoksa o günlerde hükûmetin bu hususta alacağı kararın o zamana tesadüf etmiş olması mıdır: her neyse, şehir ve kasabalılara nakliye vergisi konuldu ve köylü de bu karardan memnun kaldı. Bu iş aynı zamanda köylümüz için bir kazanç vesilesi de olmuştu.” (Bknz. Hasan Umur, Samsunda On Beş Sene, Güven Basımevi, İstanbul, 1947, SF:51-52)
Samsun’u ve ilçesi olan Çarşamba’yı, asla, bugünün şartlarında düşünmeyelim. Bugünden yüz sene evvelki Samsun sokaklarında, “cephâne yüklü kağnı arabaları”nın bulunduğunu/dolaştığını düşünelim.
Bu göz ile, Çarşamba’ya gidiş- gelişi ve “kocası askerde” bulunan “evde çocukları” bekleyen Çarşambalı bir köylü kadının durumunu düşünelim...
Bu Selçuklu ve Osmanlı şehrinin sokaklarında İngiliz askerlerinin cirit attığını ve pontus çetelerinin köyleri basıp talan edip, insanları katlettiği günleri düşünelim..
19 Mayıs 1919’un mânâsını ve aradan geçen ‘yüz yılın’ muhasebesini böyle yapalım!..
Bu öz be öz Türk yurdundan İngilizlerin sökülüp atılmasını, pontusçu çetelerin köklerinin kurutulmasını böyle idrâk edelim!..