Hızırbek Gayretullah "Osman Batur Ve Millî Mücâdelesi" başlıklı yazısında anlatıyor:
" 1973 yılının bir kış günü akşamı, Doğu Türkistan'daki Çin vahşetini kaleme almak için, araştırma yaptığımızda Osman Batur'un yanında ve hizmetinde bulunmuş ağabeyi Osman Batur'un kız kardeşi ile evli olan Zalabay Teyci'yi bulduk.Çünkü, Osman Batur'u bize en iyi şekilde O anlatabilecekti. Bugün dahi o günlerin heyecanını ta derinden duyan Zalabay Teyci bildiklerini, gördüklerini ve Osman Batur'la ilişkilerini bir hafta kadar bize zaman ayırarak, sohbet şeklinde aktardı." (Bknz: Altay Kartalı Osman Batur, Hızırbek Gayretullah, Doğu Türkistan Göçmenler Derneği Yayını, İstanbul 2003, sy.15)
Dedikten sonra, Zalabay Teyci'den şunları nakleder:
"Zalabay Teyci, sözü çok değil birkaç yıl geriye 1934 yılında Köysu'da icra edilen millî kurultaya kadar götürdü. Biliyorsunuz Köysu'da Zayif Teyci'nin başkanlığında yapılan bu toplantı, Doğu Türkistan için çok önemlidir. Çünkü, o toplantıdan sonra, hakikaten Doğu Türkistan'da çok çetin bir mücâdele hayatı başlamıştır. Biz, o günlerde delikanlı idik. Böyle şeylere heyecan duyar ve yakından ilgilenirdik. Hani, bir ödev verseler de yapalım, der gibi bekleşir dururduk. Bildiğim kadarı ile Köysu'daki kurultaya Altay'ı temsilen meşhur din âlimi Ahid Hacı ile Halil Teyci katılmışlardı.
Bu iki zatın kurultay dönüşü, Altay'da el altından bir kıpırdanmalar oldu. Herkes, hürriyet rüzgârını bekliyordu ve bunun mücâdelesi için de hazırlardı.Çinliler bunu biliyordu. Nitekim, kurultay dönüşü Ahid Hacı ile Halil Teyci'yi Çinliler tutukladılar. Aradan birkaç gün geçtikten sonra, Kumar Teyci ( Ömer), Mankey, Karakul Zalin, Kaken Teyci, Mamile Zengi, Baygoca Zalin, Akım Batır, Dönen Teyci, Baykadam Ökürday, Bayanbay, Boranbay Taycı, Şari Zengili ve Önerhan Canım Hanoğlu tutuklandılar. Yapılan bu sorumsuzca tevkifatlar mahalli halk arasında büyük bir huzursuzluğa ve yer yer sinir gerginliğine sebep oldu. Diğer taraftan da mukaddesata, millî değerlere ve hatta namusa dil uzatılmaya başlandı. Meselâ, Köktogay kasabasındaki câmii ve mescitlerle dinî kitaplar yakılıp, yıkılmıştı.
Köktogay'daki camii ve mescitlere yapılan tecâvüz, yakılan Kur'ân-ı Kerîm, olayların patlak vermesine sebep oldu. Başlangıçta, basit bir çekişme , bir din ayrılığı gibi görünen bu hâdise, her iki tarafın hoşgörürlüğü ile yatıştırılmıştı. Çünkü Türkler henüz büyük bir olay çıkarmaya hazır değildi. Bu nedenle, Köktogay olayına göz yumuyor görünmüştü. Fakat, Sarıtogay'daki yukarıda adı geçen ve Altay'ın dini lideri olan müftü Ahid Hacı'nın câmiine yapılan saldırı, millî tansiyonun had safhaya çıkmasına vesile oldu. Bu defa Türkler, hoşgörülüğü elden bıraktılar ve bu tecâvüz olayını sert bir şekilde protesto ettiler. " ( Bknz: a.,g.,e., sy. 16)
" (...) Biz, büyük milletiz. Her zaman başımızdakiler tutuklanabilir ve hatta ölebilirdi. Böyle durumlarda lider çıkan tek millet muhakkak ki, Türk milletidir. İşte biz de yeni bir liderin etrafında toplanmıştık. Bu iki genç lider Irıs Han ve Esim Han adlı çok cesur ve yiğit iki gençti. Bu iki gencin millî mücâdeleye verdiği yön, Doğu Türkistan tarihininde bir dönüm noktasıdır. Çünkü, Irıs Han ve Esim Han'ın başlatacağı millî mücâdele hayatı daha sonraları Osman Batur'u ortaya çıkaracak, muhtar Doğu Türkistan eyâlet hükümetinin doğmasına ve İli'de müstakil Şarkî Türkistan Devleti'nin kurulmasına vesile olacaktı." (Bknz: a.,g.,e., sy.17)
Irıs han ve Esim Han'ın verdiği bu büyük mücâdele, 1940 yılında, ancak on ay kadar devam edebilmiş; Irıs Han, veba hastalığından ve Esim Han da, Irıs Han'ın vefâtından bir ay sonra bir çatışma esnâsında şehid edilmişti.
Bu durum; milleti başsız bırakmış ve onların etrafında toplanan millî kuvvetler de peyderpey dağılmıştı.
Başsız kalıp, dağınıklık başlayınca, araya nice nifaklar girmez ki! Bütün karanlık emelliler, üzerinize çullanır!..Hele de, bu millet Türk milleti ve muhatabı da , onu, târihten silmeyi hedef almış milletlerin en acımasızlarından biri ise...
Demek ki, târihin her devrinde ve mekânın her coğrafyasında, "aklımızı kullanmayı " bilmeliyiz!..