Şaşırmadım...Sizler de asla şaşırmayınız!..Biliniz ki, artık 'medenî' vasfına haiz bir cemiyet olduk...
Elbette ki, bu, neyi ölçü aldığınıza bağlıdır!..Bütün târîfler, medenî olduğumuz istikametini gösteriyor...
Tuhaf karşılamayınız..Garipsemeyiniz...İşin özüne ininiz...Lütfen!..
İstatistikî haberi berâberce okuyalım ve yine beraberce karar verelim:
"Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), "Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi 2017 Sonuçları"nı açıkladı. Türkiye nüfusu 31 Aralık 2017 itibarıyla 80 milyon 810 bin 525 kişi oldu...
İl ve ilçe merkezlerinde oturanların oranı, 2016'da yüzde 92,3 iken, 2017'de yüzde 92,5'a çıktı. Belde ve köylerde yaşayanların oranı ise yüzde 7,5 oldu. " (Basın: 02 Şubat 2018)
Bu istatistiklerin neticesinden şunu anlamalıyız ki, Türkiye, neredeyse, boydan boya şehirleşmiştir. Şunun şurasında, "yüzde yedibuçuk"luk bir köy nüfusu kalmıştır ki, onu da kısa zamanda hâlleder gideriz!!!
Burada, biraz durup, kıymetli sosyoloğumuz S. Ahmet Arvasî'nin "Şehirleşme ve Medenîleşme" başlıklı yazısını nakletmeliyim.
Diyor ki: "Arapça'da "şehirleşme"nin adı "medenîleşme"dir. Bilindiği gibi, bu dilde "medine", şehir demektir. Bu sebepten olacak, Şanlı Peygamberimiz'in dilinde de "medenîleşme, şehirleşme" demektir. Nitekim, O, "Bedevîliği bırakın medenî olun" diye buyururken bunu kasdetmiş bulunmaktadır. Yine, bilindiği gibi, "bedevî"ler, bâdiyede (çölde ve dağlarda) konar-göçer yaşayan kimseler demektir." (Bknz. S. Ahmet Arvasî, Size Sesleniyorum-1, Model Yayınları, İstanbul, 1989,Sf. 253)
Bu ifadelerin bize anlattığına göre, Türkiyemiz, iftihar edilecek bir mertebeye ulaşmış, çağdaş medeniyet seviyesinin üzerine çıkarak, arzu edilen mesâfeyi katetmiştir (Mİ) diyebiliriz?!!
PEKİ...
Şehirleşme oranımız böyle iftihar (!) edilecek bir mertebede yani yüzde 92,5 olmasına ve köylüleşmemiz de, aynı iftihar (!) derecesinde yüzde 7,5 seviyelerine inmesine rağmen, aşağıdaki tablonun bize neyi izah ettiğini de düşünelim:
"Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Ahmet Atalık, çiftçinin, tarım politikalarındaki yetersizlikler nedeniyle, son 15 yılda Belçika yüz ölçümü kadar, 29 milyon dönüm araziyi ekmekten vazgeçtiğini ve Türkiye'nin hâlen Hollanda yüz ölçümü kadar arazisini nadasa bıraktığını söyledi. Ahmet Atalık, "Millî Tarım" yılı ilân edilen 2017'de baklagillerde gümrükler sıfırlandı. Nohutu Kanada, Arjantin ve Meksika'dan, mercimeği Arjantin ve Kanada'dan, kuru fasulyeyi ABD'den alıyoruz" dedi" (Basın: 03 Şubat 2018)
Demek ki, "medenîleşme" böyle bir şey!!!
Şunun şurasında, "köylülükten kurtulmamız" için ne kaldı?!..
Nasıl olsa, et'i dost (!) Sırbistan'dan ve F(ı)ransa'dan; ot'u/samanı Bulgaristan'dan; buğdayı, Rusya'dan, müttefik (!) Amerika'dan alıyoruz...
Tabiî ki, bu ziraî ve hayvanî gelişmişliğimiz (!) yanında, her şehirde açılmış olan ve harıl harıl çalışan (!) fabrikalarımızdaki üretimimiz de tavan yapmış (!) olmalı ki, kişi başına düşen millî gelirimiz dünya s(ı)tandartlarına ulaşarak zengin ülkeler (!) arasına girmiş bulunmaktayız. Ve...
Çok şükür...Üç buçuk milyon Suriyeli'yi beslememize ve üniversite mezunu işsizlik oranımız yüzde yirmileri geçmesine rağmen, kişi başına düşen millî gelirimiz de onbin dolarları aşmıştır...
Hatırlayalım..."eğitim- öğretim" ve "kültür" sahalarında arzu edilen gelişme sağlanamamış (Basın: 26 Eylül 2017) olmasına rağmen, medenîleşme yolunda, istatistikî olarak, büyük mesâfe almışız!!!
Öyle sanıyorum ki; bu sahalarda gelişemediği hâlde medenîleşen tek ülke de biziz!..