Mûnis adamdı…Şiirle haşir-neşirdi…
İlhâm denilen şeyi yakalamak için, elinde kâğıt-kalem âdeta hazır beklerdi..
Diyebilirim ki, yol gözlerdi…
Bugün, vefâtının onüçüncü yılındayız…Onun hakkında, önceki yazılarımda da belirttiğim gibi, Taşhan’daki odasında, bir kafiyeyi veya bir kelimeyi bulamadığı sıkıntılı zamanlarında, yâni beni beklemediği bir anında içeri girdiğim zaman, ferahladığını da hissederdim..
Şâir kalbi, şâire açıktır!..
Mülâyim ve uzlaşmacıydı…Bu demek değildi ki, haddini aşana suskundu!..
Aksine; tahammülsüz ve sabırsızdı!..İçindeki millî, dinî ve insânî değerler, durmasına, susmasına müsaade etmiyordu.
Birçok şiirini kaleme alışına şahit olmuş biri olarak diyebilirim ki; eşine, âilesine, köyüne, ilçesine, şehre olduğu gibi, vatanına ve milletine de aşırı bağlıydı, âşıktı!..
Bu sebepledir ki; çevresinde gördüğü olumsuzluklara karşı da, zaman zaman dirençliydi!..
Prof. Dr. Şahin Köktürk, “Samsunlu Âşık Kemâlî Bülbül/Hayatı- Sanatı-Şiirleri” adlı kitabında şu çarpıcı tespiti yapar:
Halk Edebiyatı’nda ise, “poetika” kavramı hem halkbilimciler hem de halk şairleri tarafından sistematik olarak ele alınmış değildir. Bu hususta zihin yoran isimlerin başında Prof. Dr. Hayrettin Rayman gelir. H. Rayman, Âşık Sümmânî adlı eserinde Sümmânî’nin poetikasını; 1. Şiir ve şiirin tanımı, 2. Şiirin dış yapısı, 3. Şiirin dili, 4. Sanatların kullanımı, 5. Şiirin iç yapısı, 6. Şiirde muhteva, 7. Şiirin okuyucusu ve iletilen mesaj olmak üzere yedi başlık altında tespit etmeye çalışmıştır (1997:71). Yine onun Âşık Merakî’de Dil ve Poetika”, Âşık Veysel’de Poetika” başlıklı yazıları da halk edebiyatı sahasında “halk şairlerinin poetikası”na odaklanan ilk dikkatlerdir.
Halk edebiyatında şiirin ne olduğu, nasıl olması gerektiği veya şiir sanatı, kısaca poetikası üzerine bir araştırmanın gecikmesinde, bu sahanın aşırı gelenekçi yapısının önemli rol oynadığı söylenebilir.” (Bknz. Şahin Köktürk, İlkadım Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü Yayını, Samsun/2011, Sf. 37)
Öyleyse; “Halk edebiyatında şiirin ne olduğu, nasıl olması gerektiği…” üzerinde, hem san’at icrâcıları olarak ozanlar ve hem de bu sahanın ilim erbâbı tekrar tekrar düşünmelidir.
Bu vesileyle; Âşık Kemâlî Bülbül’den bir şiir nakledeyim:
NE BEKLİYORSUN
Evlâdın dinlemez karın saymazsa
Kıyamet kopmuştur ne bekliyorsun
Çoban sürüsünü görüp saymazsa
Kıyamet kopmuştur ne bekliyorsun
Herkes beğendiği yoldan giderse
Kaynana geline hizmet ederse
Bütün yükü çeken şayet pederse
Kıyamet kopmuştur ne bekliyorsun
Kızın koca bulmuş oğlun evlenmiş
Eyinin yerine kötü yeğlenmiş
Kime ne, yüreğin yanıp dağlanmış
Kıyamet kopmuştur ne bekliyorsun
Yirminci asırmış yüzyılın adı
Küçükten büyüğe saygı kalmadı
Bülbül’üm ders verdim kimse almadı
Kıyamet kopmuştur ne bekliyorsun
(Âşık Kemâlî Bülbül)
Yorumlar
Kalan Karakter: