Dil bahsi, herkesin gözünün önünde cereyan eden bir mevzû’dur. Gizlisi-saklısı da yoktur!..Hep alenî, hep ap-açık ve hep dipdiridir!.. Çünkü dil; herkesin’dir!..
Ne sâdece dünle ilgilidir, ne sâdece bugünle; o, esas ve daha çok, yarınla ilgilidir!..
Bir şartı vardır ki, o da, ‘tabiî seyri’ içinde yâni serbest bırakılmalı, dış/yabancı tesirlere karşı ise, koruma altında bulundurulmalıdır.
Koruma; kâinattaki hiçbir şeyin “başıboş bırakılmayacağı” (El-Kıyame/36)’na dâir emirle de kıymet bulur. Her şey korunsun ki, gelişsin!..
Başıboşluk, savrukluk’tur. Her şeyin mutlak surette bir matematiği vardır ve o her şey, mutlaka bir başka şeyle irtibatlıdır fakat sınırlıdır.
Dil bahsini hâlledemez isen, din bahsini, iktisat bahsini, hukuk, tıp, astronomi veya estetik bahsini nasıl çözeceksin!..
Dîn bahsi, başlıbaşına dil ile alâkalı değil midir? Onun üzerinde nasıl düşünecek, tahlil/analiz/yorum/ tefsir yapacaksınız!?
Kelimelerin içini doldurmak öyle kolay mıdır, sanıyorsunuz!..Polemikçilikten ve poli-tikacılardan söz etmiyorum!..
İçleri doldurulamayan hiçbir kelimenin önemi yoktur!..Onu neyle doldurursan, o, olur!
Boş bardağa hangi sıvıyı koyarsanız, o, odur!..
Fikir de böyledir; hürriyet de, kültür de, milliyetçilik de, ahlâk da, dindârlık da, cumhuriyetçilik de, demokratlık da, Müslümanlık, hıristiyanlık da..
Adam k(ı)rallıkla idâre edilip demokratım diyorsa; sen, sendeki demokrasiyi iyice bir düşün!..
İşimiz düşünmek ise, bunu da ön sıraya yerleştir ve düşün!..
Seçim hileli olduktan sonra; yâni, adâlet, doğruluk ortadan kalktıktan sonra, adına demokrasi demişsin neye yarar!..
Bugün; dünyayı, iki kelime sıkboğaz etmekte, hattâ boğmaktadır. Bunların biri: Demokrasi’dir; diğeri de, adâlet!..
Ne kadar çokturlar da, hemen hemen hiç yokturlar!..
Kaatili, câniyi, hırsızı, kaçakçıyı, vurguncuyu, devleti soyucuyu, tefeciyi…ortaya çıkarıp beraat ettirecek veya cezalandıracak olan adâlettir ammâ, birkaç parmak kaldırmayla iş çözülüyor ise, orada adâlet değil,cinnet vardır!..
İşte; düşünmemiz gereken ipin iki ucu!..Mahkeme salonu ve siyaset parmağı!..
Birincisi, adâleti; ikincisi, demokrasiyi temsil ediyor!..
Yanlış mı düşünüyor, yanlış mı söylüyorum!..
Şu aklımız olmasaydı, ne yapardık!..
Hele de, onu kullanma irâdesi bize verilmeseydi!..
Her geçen gün anlıyorum ki, düşündükçe, aklın; yaşadıkça ve yaşlandıkça da, tecrübenin erdemiyle huzur buluyorum!..
“Bozkurt” başlıklı yazıda şöyle bir cümle var: “629 tarihli bu kayıt, kurdun görsel olarak kullanıldığına dair en eski kayıttır.”
İşte size, yeni ‘galatlar’dan bir tane daha!..Ben; senelerdir, buna ‘görülü’ derim, “gör-sel” asla!..
Yaz-ılı, bas-ılı, diz-ili, büz-ülü, bük-ülü, küs-ülü, yat-ılı, kur-ulu, kaz-ılı, tak-ılı, dik-ili, ör-ülü...ve gör-ülü!..
Gör-sel, niçin yanlıştır? Çünkü; (-el,-al) takıları F(ı)ransızca’dan gelmedir..Yetmez mi?
Meselâ; oku-mak fiilinin kökü olan ‘oku’ya, (-sal) eklesek, yâni onu, (oku-sal) yapsak olur mu?
Yaz-mak’tan, yaz-al veya yaz-sal olur mu? İşte!..
İnsan, düşündükçe, ‘Ah!’ diyor, Nelerle uğraşıyoruz, nelerle!’
Yorumlar
Kalan Karakter: