Eskiden de vardı ammâ, bilhassa son yıllarda, târihî değerlerimizi ve şahsiyetlerimizi tartışmak, münazara etmek, örnek alacağımız hususiyetleri üzerinde inceleme yapmak, samimî tenkit veya istişâre etmek değil; ‘acımasızca’ yermek, kötülemek, aşağılamak hattâ horlamak huyu nüksetmiştir.
Bu; hazîn bir ‘kültürel ve sosyolojik bozulma hâli’dir. Nasıl olacaksa, bu durum, âcilen tedaviye muhtaçtır.
Değerleri çatıştırmak/değersizleştirmek/itibarsızlaştırmak, son dönemin bir ‘modası’ hâline gelmiştir.
Târih; zamanın fotoğrafı’dır.
Zaman’ın haritası, tarihtedir. Bu fotoğrafa nereden bakarsanız, orayı görürsünüz. İyi bir târihçi, sosyolog veya kültür tahlilcisi, buna, çepeçevre bakabilmelidir ki, geleceğe ışık tutabilsin.
Târihî şahsiyetlerimizi objektif olarak –hata ve kusurları/günah ve sevaplarıyla- değil de, kasıtlı olarak ele alıp yerlebir etmenin hiçbir mânâsı ve îzahı yoktur. Yâni; ilmî tespitlerle değil de, zaferlerin ve mağlûbiyetlerin maksatlı siyâsî tavırlarla ele alınması, düşmanca, kinle, hasetle onlara yaklaşılması çok yanlıştır.
Meselâ; Osman Gazi’den Fâtih Sultan Mehmed’e, Yavuz’dan Kanuni’ye, İkinci Mahmud’a, İkinci Mahmud’dan Abdülhamid Han’a, Abdülhamid Han’dan Mustafa Kemal’e, Enver Paşa’ya veya Mevlâna’dan, Yûnus Emre’ye, Hatâyî’ye, Gökalp’e, Mehmet Âkif’ten, Yahya Kemâl’e, Nihal Atsız’dan Necip Fâzıl’a, hattâ çok daha gerilere gidip…hep bu tarz objektiflikten uzak, acımasızca düşmanlıklarla karşılaşmaktayız.
Attilâ’ya gidelim…Göktürkler’e gidelim..Gidelim de, onları aşağılamanın, hakîr görmenin bana-sana göre’nin, târihî objektifliğe ne faydası vardır?
Niçin, Attilâ’ya yapılanlardan veya Göktürklere uygulanan zulümlerden söz etmiyorsunuz?
Niçin çok yakınlara gelip, Girit’te, Balkanlar’da, Kafkaslar’da ve hattâ Anadolu’daTürklere yapılan zulümlerden söz etmiyorsunuz?
Niçin, Kıbrıs’ta, Kerkük’te, Türkistan’da, Kırım’da, asîl milletimize yapılanları görme zahmetine girmiyorsunuz?
Niçin, göklere çıkarılan F(ı)ransız şâiri Victor Hugo’nun Türk düşmanlığından haberiniz yoktur?
Niçin, hep kendimizle boğuşmakla, kendimizle didişmekle, kendi kusurlarımızı araştırmakla meşgulüz?
Size; Gürbüz Evren’in PANKUŞ Yayınları arasından çıkan ”Girit’i Kaybetmenin Bitmeyen Acısı” (Bknz. M. Halistin Kukul, Samsunhabertv.com-27 Ekim 2022; Wwwkapsamhaber.com-25 Şubat 2026) adlı kitabından bir bölüm nakledeyim:
“Hugo, Ekim 1868’de “Le Petit Journal” adlı gazetede yayınlanan yazısında, Türklere yönelik nefretini şöyle ifade ediyordu: “Girit neden isyan etti? Çünkü Tanrı’nın dünyanın en güzel ülkesi olarak yarattığı adayı Türkler çoktan perişan bir hâle getirmişti. Girit’in ürünleri vardı, ama ticareti yoktu. Kentleri, köyleri vardı, ama yolları yoktu. Limanları vardı ama, ve köprüleri yoktu. Çocukları vardı, ama okulları yoktu. Giritlilerin hakları vardı, yasa yoktu. Güneş ve ışık yoktu. Çünkü barbar ve vahşî Türkler, Girit’e hep geceyi, yani karanlığı getirmişti. Hem tüm bunlar hem de Girit, Türkiye değil, Yunan olduğu için ayaklandı…”
Gündüz Evren Bey devam ediyor: “
“Victor Hugo, 14 Ağustos 1876 tarihli yazısında, “Kahraman Sırpların çırpınışı ne zaman bitecek? Katliâmcı bir imparatorluk olan Osmanlı’dan yakamızı kurtaralım artık…Türk bağnazlığı ve despotizmini susturalım. Elde kılıç dolaşan bu sapkınların silâhlarını yok edelim” demektedir” (Sf. 58-59)
Montaigne’deki, Shakespeare’deki, Voltaire’deki, Albert Vandal’daki Türk ve İslâm düşmanlıklarını lütfen okuyun…
Hiç değilse, meselâ; İsmâil Hâmi Dânişmend’in “Garb Menbalarına Göre Eski Türk Seciyye ve Ahlâkı” ve “Türklük Meseleleri”; Org. Ergin Saygun’un “Türk Ordusuna Balyoz”; S. Ahmet Arvasî’nin “ Doğu Anadolu Gerçeği”; Hızırbeg Gayretulah’ın “Uzaklara Balam”; Sinan Akyüz’ün “İncir Kuşları”; Engin Alan’ın “Bölünmeye Çeyrek Kala”; Mustafa Önsel’in “Ağacın Kurdu”....adlı kitaplarını veya Süleyman Nazif’in “Kara Bir Gün” veya Ömer Seyfettin’in “Yeni Lisan” makalelerini okuyunuz!..
Fakat..Mutlaka ve mutlaka “Orhun Kitâbeleri’ni okuyunuz!..
Görün ki, Türk milleti ne bâdireler atlatmış; ve karşısında, onu silip süpürmek için kimler birleşmiştir.
Yazar Dr. Arslan Tekin Bey’in Paraf Yayınları arasına çıkan “Türk Adını Silme Planı” adlı eserinde, “Şark Meselesi Bitmedi” başlıklı bölümün ilk cümlesi şöyledir:
”Şark Meselesi, Türk’ü imhanın planının önemli ayağıdır.”(Sf.30)
Bilmeliyiz ki, bu imha p(i)lânı, hâlâ devam etmektedir ve edecektir!..
Hem de daha hızlı, daha alenî ve daha gaddarca!..
Bunun için, çok uyanık olmak, kenetlenmek ve çok çalışmak zorundayız!..
Peki… Bunun için, daha ne kadar bekleyeceğiz, diye sorulabilir!..
Bu sorunun ‘cevabını’ senelerdir yazıyor; dile getiriyorum!..
Bir şey var ki; her saniye bekleyişimiz, aleyhimize’dir!..
Ve bu bekleyiş, asla ‘sabır’ değildir!..Rehâvet ötesi’dir; hattâ gaflet’tir!.
Yorumlar
Kalan Karakter: