Sağlıklı yaşamak hepimizin tabiî hakkıdır da, peki, adâlet kimin hakkıdır?!..
Hattâ, bu hak, sâdece insanlar için mi geçerlidir de, insanoğlu, hiç çekinmeden ve utanmadan, bu zulmü hayvanlar ve bitkilere bile uyguluyor!..
Yoksa, cayır cayır yanan/yakılan ormanlardan ve onun içinde kavrulan türlü türlü hayvancıklardan haberin mi yok, be âciz!
Bu dünyadan, bu dünyadaki varlıklardan istediğiniz/istediğimiz nedir?!
Bırakınız eseri, evlâdı vesâireyi, peşimizde güzel bir söz bırakmadan mı göçüp gideceğiz!.
Hele de, bu iş(ler), Devlet eliyle olunca!..
Yalnızca bize mahsus değil elbette, ammâ, dünyâda, âdil bir idâreci var mı ki, milleti hoşnut, bahtiyar olsun!..Ağacı gürül gürül yeşersin, kurdu kuşu şen şakrak olsun!..
Avrupa’yı dolaşın, Amerika’ya gidin, Ortadoğu’yu kolaçan edin, Avustralya’dan haber sorun, Uzak Doğu’ya ve onun kuzeyine Rusya’ya doğru ulaşın..Afrika’nın neresinde seyahat ederseniz/etmek isterseniz edin ve basbas ‘adâlet’ diye haykırın, bir cevap alırsanız, bana da haber verin!..
En gür sesinizle ve topluca:
“-Adâleeeetttt!...” diye haykırın bakalım, yankısı bile size dönecek mi?
İnsanlığın kimyâsı bozulmuştur!..Oyuncak değil, kimyâ bu, kimyâ!..
Kimyâ, kan’dır!..Kan’sız hayat mı olur!
Üzerlerine yağmur gibi mermi yağanları, açlıktan susuzluktan bir deri bir kemik kalmışları, denizdeki yatlarında, köşklerinde, sayfiye yerlerinde, saraylarında oturanların seyrettikleri dünyadayız!..
Arada bir-iki demokrasi, merhamet lâfı geçiyor, o kadar!..
Merhamet bezirgânları, kalpazanları, yalancıları, riyâkârları, her köşebaşında değilse bile, her ‘devletbaşında’ hemen hemen mevcut!..
Nasıl da tebessümle dil döküyorlar…Yüzleri kızarmadan, dilleri sürçmeden..
Hep düşünmüşümdür ve hâlen de düşünüyorum…Ve bir türlü neticeye varamıyorum!..
Siz de, düşününüz: Bir Devlet idarecisi’nin ‘dînî inancı’ yâni -Müslümanlığı, hıristiyanlığı, dinliliği, dinsizliği – kime’dir?
Bu zat/idâreci; Müslümanın yanında Müslüman gibi, hıristiyanın ve yahûdinin yanında onlar gibi ve dinsizin yanında da dinsiz gibiyse, onlar gibi duruyor ve onlar gibi davranıyorsa, iş değişir, değil mi?
Yâni?
Yâni; iş, “kendi olmak”tan çıkar…
Mevzû; riyâkârlığa, yalancılığa girer. Hattâ kâfirliğe bile ulaşır!..
Biliyorum, “Boşver!..Siyâset!” diyenler çıkacaktır…
Bana kalırsa, bir Devlet idarecisinin, bize, önce, adâleti lâzımdır!..Farzet ki,çok çok Müslüman (görünümlü) o zat, Kur’ân-ı Kerîm okuyup, hadîs-i şerîflerden besleniyor!..Sâdece farzet!..
Meselâ Hempher gibi biri!..
Okuyor ve besleniyor da, ne bilesin ki, neyin necisi’dir!..
En-Nisâ sûresi 59. Âyeti kerimesinde şöyle buyuruluyor:
“Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygambere ve sizden olan idarecilere de itaat edin. Sonra bir şey hakkında çekiştiniz mi, hemen onu Allah’a ve Resûlüne arz ediniz; eğer Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız…Bu müracaat, hem hayırlı, hem de netice bakımından daha güzeldir.”
“..Sizden olan idarecilere de itaat edin…” ifâdesindeki mânânın sâhibini nasıl bulacağız?
Esasen; bir evvelki âyeti kerîmede yâni En-Nisâ sûresinin 58. âyetinde buna da işâret buyuruluyor:
“Gerçekten Allah, size, emâneti ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman, adâletle hüküm vermenizi emreder. Hakikaten Allah bununla size ne güzel öğüt veriyor! Şüphe yok ki Allah, hükümlerinizi işitici, emanete ait işlerinizi hakkıyla görücüdür.”
Buna; ülül’emre itâat denir..Yânî; Müslüman olan âmirlerin, devlet idarecilerinin, hak üzre/adâlete sâdık olan emirlerine ve yasaklarına ‘uymak’, demektir.
Düşündükçe; “Adâletle hüküm verme”ye dâir, “..sizden (bizden/Müslümandan) olan idâreciler…” aramayı hâlâ sürdürüyorum!..
Eğer, siz, benden önce bulabilirseniz; beni de, haberdâr edin, lütfen!..
Yorumlar
Kalan Karakter: