Son zamanlarda en çok rağbet gören fakat buna rağmen, üzerinde en çok tartışılan mefhumlardan biri de ‘milliyetçilik’tir.
İşin tuhafı, hem rağbet görüyor ve hem de yerin dibine batırılırcasına kınanıyor, tenkid ediliyor.
Bu da, şu demektir ki, onu, herkes işine geldiği gibi değerlendiriyor, kullanmak istiyor!..
Yâni; başkaları için, ret; kendisi için, kabul veya evet!.. Kendinden olmayanı ötekileştirme!..
İş, buraya gelince; mesele çetrefilleşiyor, hattâ çirkefleşiyor!..Bu hususta çok soru sorabilir ve cevap verilebilir!..
Niyet mühim, niyet!..
Bâzen diyorum ki; bizim hâricimizde olana ses yok da, bizimkine niçin hemen bir yafta takılıyor?!..
Meselâ; ırkçı ve şoven gibi!..
Niçin?
“Kişi kavmini sevmekle suçlandırılamaz” diyeni numûne-i imtisal kabul ettim diyeceksin; hem de O’nun dediğini kafana göre târif edip hüküm vereceksin!..
Bu dünyada, kavim veya millet denilince sâdece ‘Türk mü’ aklınıza geliyor? O zaman, diyeceğimiz yok!
Yâni; bir Türk; ‘kavmimi , milletimi, ırkımı seviyorum’ dese, öteye beriye çekiliyor da, bir F(ı)ransız, bir Arap, bir Alman, Fars, Rum, Ermeni, Rus…dese, onlara çıt çıkmıyor!..
Filânca kişi, filânca milletin yazarı, şâiri, ressamı, doktoru, başbakanı’dır da, filânca kişi(ler) Türk milletinin yazarı, şâiri, mîmârı, ressamı, doktoru, başbakanı değildir Mİ, denmeli?
Türk Milleti ifadesi gibi, Türk Bayrağı, Türk Devleti, Türk Dili, Türk Vatanı, Türk evi, Türk kahvesi, Türk denizciliği, Türk ordusu, Türk lokumu, Türk şiiri, Türk edebiyatı, Türk askeri, Türk kahramanlığı, Türk misafirperverliği…vazgeçilmezlerimiz değil midir?
Hattâ…Bunlar…Her millet için vazgeçilmez değil midir ve bunları sevmenin yâni, bunların milliyetçisi olmanın kime ne zararı var!..
Milliyetçilik; ferdiyetçiliğin üstüne çıkmak; ferdiyetçilikten sıyrılıp, bütünleşmektir!..
Türk tarihine bakınız…Türk; dünyanın en eski ve en medenî milleti olmasına rağmen, hangi milleti, kimi hakîr görmüştür?
Hiç, değil mi?
Hiçbir Türk milliyetçisi, Avrupâî bir rasizmin/ırkçılığın kölesi ve esiri olmamıştır!..
İçte; herkes ve her kavim gibi, farklı milliyetçilik tariflerimiz ve telâkkilerimiz bulunabilir; bundan tabiî ne olabilir!..
Elbette ki, farklı kavramların da, farklı târifleri olur.
Meselâ; kültürün, meselâ, ahlâkın, meselâ, medeniyetin, meselâ, demokrasinin hatta cumhuriyetin onlarca tarifi vardır ve var olmaya da devam etmektedir, edecektir!..
B(ü)rüksel lâhanası, Waşington portakalı, F(ı)ransız peyniri vardır da, Malatya kaysısı, Anamur muzu, Kayseri pastırması, T(ı)rabzon ekmeği-tereyağı, Diyarbakır karpuzu, Giresun fındığı, Manisa-Aydın-İzmir üzümü, inciri, zeytini… yoktur, öyle mi?
Çin sarmısağı vardır da, Taşköprü sarmısağı deyince mi irkiliyorsun, savsak!?
Düşündükçe; dünya sosyolojisinden ne kadar kopuk olduğumuzu da farkediyorum!..
Adamlar, bu tür şeylerin çoğunda mutabık kalmışlar ve fenle yollarına devam ediyorlar…
Geçmişten ibret ve örnek alalım ammâ, ne yazık ki, geçmişe çok fazla takılıp kalmayalım.
Ne yapalım?
Çok kolay!..Akıllı bir biçimde, onun muhasebesini ilgililerine bırakarak, bugünden itibaren geleceği p(i)lânlayalım!..Hem de, hiç vakit geçirmeden!..
Gelişen değil, hangi seviye ve merhalede bulunurlarsa bulunsunlar, ileri toplumlar böyledir, böyle olmalıdır!
Dünya; “yeni” sıfatını telâffuz etmese bile, böyle bir milliyetçiliği senelerdir takiptedir, yürütmektedir!..
Herbiri; mensubiyet duyduğu ‘din’ine, lisanına, tarihine ve millî kültürüne sâdık kalarak, süratli bir şekilde, asla ve kat’iyyen olmaz denilen ‘ilim’ sahalarında öyle bir milliyetçilik yapıyor ki, hâlâ farkında değiliz!..
Bir mekânda, ilim, siyasetin peşinde yürürse; orada, ne ilim olur, ne siyaset olur, ne adâlet olur, ne demokratlık olur, ne milliyetçilik ve ne de Müslümanlık!..
İnanmıyorsanız, Türkiye’nin geldiği noktaya bakınız!..
Her köşe başında bir ‘üniversite tabelâsı’ var; fakat, yukarda saydıklarımın -hemen hemen- hiçbiri mevcut değil!..
Yorumlar
Kalan Karakter: