Hayâl kurmak, mahâret ister…Onu, nereye ekersen, orayı yeşertir, şenlendirir, geliştirir!..
Hayâl kuran insan mutlaka ülkü sahibidir…
Ülkü sahibi insanın elbette ki, bir hedefi vardır..Tabiî ki, mâzeret de aramaz, bahâne de!..
Ülkü varsa, mâzeret yoktur!.
Şikâyet etmez; çâre arar, bulur!..Çâresizlik, âcizlerin işidir!..
İş dedimse, bu, sâdece ticârî mânadaki iş değildir, elbette!..
Bir memleketin radyoları, televizyonları, dergileri ve gazeteleri, günün her dakikasında, gözaltından, tutuklamalardan, mahkemeden ve eriyen maaşlar ile, siyasetçilerin ağızdalaşlarından bahsediyorsa; orada, hangi iş, hangi bilgi veya hangi gençlik meselesi konuşulur!..
Orada; ne kadından, ne kadın cinayetlerinden, ne çocuktan ve gençlikten ve ne de yaşlıların korunması bahsi mevcuttur!..
Edebiyattan, ilimden, kültür ve sanattan söz edilmeyen veya cemiyeti kaynaştırıcı uzlaştırıcı, barıştırıcı, kucaklaştırıcı, kaynaştırıcı, sükûnet verici ve ümitlendirici bir tek kelime yoksa, vay o milletin hâline deyip, bir başka cepheden düşünmez misiniz?
Böyle bir mekânda, maksadı ve hedefi olan kişiler türer mi?
Düşünüyorum da, senelerdir, ‘Yazıya; hep geçmişe doğru dönerek muhakeme yaptırmamalı; ileriye doğru muhtevâ kazandırılmalıdır’, derken, şimdi ne yaptığımın şuûrunda olmaksızın yerimde sayıp duruyorum!
‘Geçmişe doğru’, bana, hep ‘yerinde saymak’tan, kötü görünmüştür..Hâlbuki, iş, orada!..Hız veren güç orada!..Geçmişte!..
Ümit ise, yarınlarda!..Aslında, ümit ile hayâl, el eledir!..Bunu da kaydetmek gerekir!..
Ümitsiz hayâl, hayâsiz de düşünce olmaz!..
Suyun gözesi bulanıksa, ben ne yapayım, deyip geçemezsiniz!..
Herkes kütüphâneleri doldururken, benim diyârımda hapishâne açmak iftihar vesilesi olmuşsa, banane mi diyeyim, ne diyeyim, kime dert yanayım?!..
Düşünüyorum da; mâdem bu kadar akıl var da, niçin toplanmıyor?
Bana kızıp da, “Akıl, aritmetik olarak nasıl toplanabilir?” diye de lütfen sormayınız!..
Demek ki; akıl, ne bir başka akılla toplanabilir, ne çıkarılabilir, ne çarpılabilir ve ne de başka bir akıla bölünebilir!..
O zaman; vay hâlimize!..Milyonlarca insanın aklı, bir Trump aklı etmiyorsa, yazık o insanlığa!!!
Düşünmek, lisân ile, olur!.. Lisân/dil çarpıksa, hayâllerimiz de karmaşıklaşır!..
Belki duymadınız, bilmiyorum..Bu sıralarda, bir de, “standart Türkçe” tâbiri çıktı!..
Demek ki, düşünenlerimiz çok!..Bu da, böyle bir düşünme tarzı!..
Eskiden, bir TÜRKÇE vardı!
Peşinden, Türkçeleşmiş çıktı ve onun da ardından, arı Türkçe/özTürkçe çıktı!...İsim değiştirip, “uydurukça” oldu!..
Türkiye Türkçesi, Azerbaycan Türkçe diyenler oldu ve yanlış demediler/doğru dediler!..
Eh!..düşünce merkez(ler)imiz durmuyor ve şimdi de “standart Türkçe” ortaya atıldı!..
Bu tâbir, bir defa, Türkçe kaidelere göre yazılmalıydı. Yâni “s(ı)tandart…” denmeliydi, Türkçeleştirilmeliydi.
Çünkü; “Türkçe, yazıldığı gibi okunan; okunduğu gibi yazılan bir dil’dir”.
Kaldı ki; bu ifadeyle, Türkçe’nin sahipsizliği bir daha ortaya çıkmış oldu…Çünkü; Türkçe’nin, kendisine, başka sığınaklar aramasına gerek yoktur!..
Düşündükçe, insan, neler düşünüyor, değil; insana neler düşündürülüyor!...
Buna, bir tane daha ilâve edeyim: “Şiire Yön Veren Akademisyen Şâirler” diye bir kitap yayınlanmış…Bu başlığın altında, “Editör” kelimesi var ve onun da altında iki isim yazılı.
Okumadığım bir kitap hakkında, ilk defa, kapağına bakarak kanaat ifade etmiş olacağım… İç muhtevâ, ayrı!..Bu “akademisyen” ve “editör” kelimelerine, niçin bu kadar iltifat, itibar ve rağbet ediliyor, onu da, bir türlü anlayabilmiş değilim!..
Türkçe’de, bunlara gösterilen ilgi ve sağlanan imkân ve üstün mertebe, kendi kelimelerimize gösterilse, inanınız, Türkçe, en azından kaybetmez, muhafaza edilirdi!..
Neredeyse bütün derleme kitaplarının ve okul kitaplarının başında bir “editör veya editörler” kelimesi bulunmaktadır. Bir diğer husus; burada, sözkonusu olan iki kişi olduğu hâlde, editörler yâni Türkçesi’yle ‘yayımcılar’ denmemiştir.
Kaldı ki, bunların biri, ‘hanım”; diğeri ise, ‘erkek’tir!..
Erkek için, “editör”yazılmış olabilir; peki, kadın için, niçin ‘editris’ yazılmamıştır?!
İşin aslı, doğrusu, böyledir!..Bir de, şu “Şiire Yön Veren…” tâbirinden hiç hoşlanmadım!..
Düşündükçe, son dönemde, şiirimizin içinde bulunduğu ‘hâli’, bu “Yön Veren”ler Mİ ifade, tâyin ve îzah etmiş oluyor, onu da çözemedim!..
Artık..hayâl kurmakta bile zorlanıyorum!.
Yorumlar
Kalan Karakter: