Bâzı ilâhiyatçılar, “H(ı)ristiyanlar, niçin Müslüman olmuyor?” gibi sitemli sözler söyleyerek, halkımızın davranışlarına atıfta bulunup, kusuru orada arıyorlar.
Bunda, elbette haklılık payı da bulunmaktadır…Ancak, kendilerinde hiç kusur görmemek, çok hünerli oldukları zannını da doğurmaz mı?!
İlk bakışta, bu söylenen, çok mâkul gibi de gözüküyor.
Uzun söze gerek yoktur. Ben, meseleyi, tersinden yâni zıddından okumak istiyorum ve bir soru da ben soruyorum:
“Peki, (bu) Müslümanlar, niçin deist veya ateist oluyorlar?”
Buyurun cevap verin…Birkaç sene önce de yazdım ve geniş olarak da açıkladım..
“Deizm: Ufuktaki Tehlike” (wwkapsamhaber.com-09 Eylül 2020) başlıklı yazım okunmuş olsaydı, ‘düşünme faslı’ başlamış olurdu.
“H(ı)ristiyanlar, niçin Müslüman olmuyor”dan ziyâde, bence, bu, düşünülmelidir!..
Îzah edeyim: Türkiye’de yüzün üzerinde, İlâhiyat ve İslâmi İlimler Fakültesi, Dînî Yüksek İhtisas Merkezleri, yüzlerce İmam-Hatip Lisesi, bunlarda görevli binlerce öğretim üyesi ve öğretmen, bu kuruluşlarda tahsil gören yine binlerce öğrenci yanında, çok sayıda dînî dernek, cemiyet ve sivil toplum kuruluşu bulunmasına rağmen, insanımız hâlâ, bu mübârek dinden uzaklaşıyorsa ve başkaları da Müslüman olmuyorlarsa, “H(ı)ristiyanlar, niçin Müslüman olmuyor?” sorusunu, önce salâhiyetli ve mes’ul olarak kendimize sormalıyız, değil mi?!..
Hâl böyle iken; yalanda, müstehcenlikte, kabalıkta, riyâda, dalkavuklukta, başkasını hor görmede, liyâkatsizlikte, adam kayırmada, adâletsizlikte, nemelâzımcılıkta, gaspta, cinâyette, zinâda, fâizde, kibirde, vurdumduymazlıkta...zerre kadar bir azalma, gerileme hattâ bir pişmanlık emâresi var mıdır?
Yâni; evvelâ ve her şeyden önce, bu saydığım kuruluşlar ve kişiler, kendilerini iyiden iyiye bir ‘sîga’ya çekmelidirler…
Bir defa; ‘usûl ve üslûp’ olarak yapılanlar gözden geçirilmelidir…
Benbilirim kibrinden uzak, nezih olunmalıdır…
Tavır; belki de, bilgiden önde gelir…Öyledir de!..Önce, lütfen kendinizden başlayıverin, e mi!..
Kaba konuşmalardan, mâlâyanî, komik, aşağılayıcı ve alaycı ifadelerden sakının, sıyrılın!..
Üstten/tepeden bakışı terkedin!..
Bu mübârek din nasıl anlatılması gerekiyorsa o tevâzûyla anlatılmalıdır…
Çevremizdeki insanların sağduyularına güvenilmeli..Küçümsenmemelidir…
Bilhassa, başkalarının niçin Müslüman olmadıklarından önce, kendi evlâtlarımız niçin ‘kaçışta’dırlar, bunun sosyo-kütürel, sosyo-ekonomik ve p(i)siko-sosyal tespitleri yapılmalıdır,değil mi?
Düşünüyorum da, böyle bir endişenin zerresini bile gözleyip sezemiyorum!..
Sen; önce, Müslüman bir âilede doğan , Müslüman bir çevrede yetişen, serpilen ve gelişen çocuğuna/gencine sahip çık da ondan sonra, bilmem kimin ne olup ne olmadığına karar veriver!..
Ey âkil (!) böylece; boşuna esip gürlemen de geçer, ortalığı kasıp kavurman da!..
“İnsanlara güzellikle söz söyleyiniz” (Bakara, 83) âyet-i kerîmesini düşünülmeli, değil mi!?..
“Söz söylemekte, kısa ve vecîz söylemekle emrolundum. Zîra; sözlerin hayırlısı kısa ve mânâlı olanıdır” hadîs-i şerifi ışığında yol alınmalı, değil mi?!..
Son söz, bu fakîrden:
‘Hasretiz güzel söze, şefkatle bakan göze;
Nûrlu-berrak bir yüze, derin mânâlı öze!..’
(HASRET/M. H. K.)
Yorumlar
Kalan Karakter: