“Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı bir kan pıhtısından yarattı. Oku! Rabbin sonsuz kerem sahibidir. O, kalemle (yazmayı) ve insana bilmediğini öğretendir. Sakın (okumamaktan). Şüphesiz insan kendini zengin gördüğünde azar.” (Alak, 1-7)
Demek ki, “Oku’ emrinin yerine getirilmesi için gerekli olan bâzı şartlar vardır.
“Yaratan Rabbinin adıyla” okunacak…Başta gelen şart, budur!..”Rahmân ve rahîm olan Allah’ın adıyla..” diye, her işde söylememiz gereken kelime hangi kelimedir, önce onu bilmemiz gerekir!..
Bilelim öyleyse!..
Bu; “Bismillâhirrahmânirrâhim” kelimesidir. Bunun adı: Besmele’dir.
Ramazanoğlu Mahmud Sâmî, Fâtihâ Sûresi Tefsiri adlı kitabında şöyle diyor:
“Müslümanlara her hayırlı işlerine Allah’ın ismiyle başlamaları Allah tarafından emrolunmuşdur.
Bütün ilimler besmelenin “Ba”sında dercolunmuşdur. Hazret-i Ali kerremetullahu vecheh. “Eğer yazmak istese idim Besmelenin “Bâ”sı hakkında deve yükü kitab yazardım” demişdir.” (Erkam Yayınları, İstanbul, 1983, Sf. 17)
Bugün ve elbette ki, insanoğlu yaratılalı beri; dünya okuyor!..Ancak; görünen ve anlaşılan o ki, okumak, öyle gelişigüzel, önüne ne gelirse gelsin, onunla oyalanmak demek değildir!..
“Oku!”; anla, kavra, idrâk et, hüküm çıkar ve anlat, demektir!..
“Oku”; tefekkür et, demektir!..Düşün, demektir!.
Okumak, budur!..
Mukaddes kitabımız Kur’ân-ı Kerîm’de onlarca âyet, ‘düşünmek/tefekkür etmek ve aklı kullanmak’la ilgilidir. Bakara, Al-i İmran, Nisâ, En’âm, A’raf, Yunus, Hûd, Rad, Nahl,Hicr, İbrahim ve daha bir çok âyette, bu hususta onlarca emir ve tavsiyeye şahit oluruz:
Meselâ; Sad sûresinin 29. âyetinde şöyle buyrulmaktadır: “(Resûlüm) Sana bu kitabı, âyetlerini düşünsünler ve aklı olanlar öğüt alsınlar diye indirdik.”
Yine; Bakara sûresinin 164. âyetinde şöyle buyrulur: “Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, insanların yararına olarak denizde akıp giden gemilerde, Allah’ın gökten bir su indirip onunla ölmüş yeryüzünü diriltmesinde ve onda her türlü canlıyı yaymasında rüzgârları değiştirmesinde, gökyüzü ile yer arasında emre hazır bekleyen bulutta elbette düşünen bir topluluk için Allah’ın varlığına ve birliğine nice âyetler (deliller) vardır).”
Hâdis-i şeriflerde de, Âdem eleyhisselâma (10), Şît aleyhisselâma (50), İdris aleyhisselâma (30) ve İbrâhîm aleyhisselama da (10) suhuf/sayfalar indirildiği bildirilmiştir.
Kaldı ki; Tevrat, Hz. Mûsâ; Zebûr, Hz. Davut; İncil, Hz. Îsâ ve Kur’ân-ı Kerîm ise, Peygamber efendimiz Muhammed aleyhisselâma indirilmiş ve bunların hepsi de, insanların okuması ve insanlık âleminin huzur ve refahını temin maksadını taşıyorlardı.
İnsanoğlu; Hz. Âdem aleyhisselâmdan itibaren, “Neyi okuyacaktı?” Demek ki, elde bir ‘yazı’ veya ‘okunması gereken bir nesne’ vardı ki, Peygamberler nezdinde, “Oku!” emri veriliyordu.
Elbette ki, yazılı olan suhuf (sayfalar) ve kitapların yanında, Allah ü Teâlâ, insanlara bahşettiği “akıl” nimeti vasıtasıyla, kâinattaki her bir ‘mahlûk” üzerinde düşünmemizi/muhakeme etmemizi emretmektedir.
İmam-ı Gazali’nin dediği gibi: “Anatomi ve astronomi ilimlerini bilmeyen, Allahü teâlanın varlığını, kudret ve azametini anlayamaz/kavrayamaz”.
Bu işin sırrı da buradadır. Mahlûk’tan Hâlık’a yol yürümek, aklı vasıta kılarak tahakkuk edebilir!..
“ Anatomiyi” de okuyacaksın, “astronomiyi” de…Güneşi, yıldızları da okuyacaksın, taşı-toprağı, kumu-çakılı da..
Demek ki, “Oku!” emri, cihânşümûl ilâhî bir mesaj olarak insanoğluna vazife olarak bildirilmiş/emredilmiştir.
Bu cihetten bakılınca, hem bütün cephe ve çehreleriyle kâinatı zerre zerre, hem insanı hücre hücre ve hem de bize gönderilen “yazı”yı, huşu ile okumamız gerekiyor.
“Ben, yaşımı-başımı aldım, bundan sonra okuyacağım da ne olacak?” düşüncesi, bu imânla bağdaşmaz.
“Ben; matematikte, fizikte, kimyâda, biyolojide…. Ben, romanda, denemede, şiirde, mîmârîde… unvanımın son mertebesine/ordinaryüslüğe ulaştım, bundan sonra bu işler bana ne lâzım!” kibri, insanoğlunun “şerefli” ve “güzel yaratılmış” olma vasfına da aykırı değil midir?
Bu şuûr ile yürütülmeyen her türlü eğitim sisteminin çökmesi, elbette mukadderdir.
Ne yazık ki, Avrupalı, Amerikalı, Çinli, Hindli, pek çok millet, bunu, her sahada ve çok da ciddî bir anlayışla sürdürmektedir.
Kâinatı, bir kitap bilmeliyiz!..
Kâinatı, bütün cepheleriyle okumalı/incelemeli/araştırmalıyız!..
Beynimizi ve gönlümüzü, bütünüyle, bu işlere hasretmeliyiz!..
Şanlı ecdâdımız, bu hususta bize çok mükemmel eserler de emânet etmiştir.
Sâdece, Yûnus Emre’nin, o çok söylenen ve fakat bir türlü idrâk edilemeyen, insanın kendini tanıması gerektiğini ifade eden beyti bile, yolumuzu aydınlatmak için kâfidir:
“İlim ilim bilmektir ilim kendin bilmektir
Sen kendini bilmezsin ya nice okumaktır.”
Yorumlar
Kalan Karakter: