Şiir müstesnâdır!..Onun, bendeki yeri farklıdır!..
Çünkü; Kur’ân-ı Kerîm’de övgüye mazhar olan tek san’at dalı ‘şiir’dir.
Çünkü; Yaratan da ‘güzel’dir. Yarattıkları da, ‘güzel’dir.
Buyrun: “Sûret yapanların en güzeli olan Allah’ın şânı ne yücedir” (El-Mü’minun, 14)
Buyrun: “Şâirler (in bâzılarına gelince), onlara da sapıklar uyarlar. Onların her vâdide gerçekten ifrata (mübalağaya) düşegeldiklerini ve dâima yapamayacakları şeyleri söyler (insanlar) olduklarını görmedin mi? Bununla birlikte iman edip iyi iş (ve hareket) de bulunan (sanatkâr) lar, Allah’ı çok zikredenler ve zulme uğratıldıktan sonra (eserleri ile) öclerini alanlar böyle değildir. “ (Eş-Şuarâ, 224, 225, 226, 227)
Peygamber Efendimizin ise;
“Allah güzeldir ve güzeli sever”;
“Söz vardır ki, insanı büyüler ve şiir vardır ki hikmetin tâ kendisidir” hadîsleri ise, bunun ap-açık ispattır.
Duygu ve fikir’den hareket’e/tavır’a/icrâ’ya/eser’e geçişteki usûl ve üslûptaki ‘estetik matematik’ çok önemlidir.
Bu da, harf’le başlar; hece ile devam eder; kelime ile yol alır ve cümle ile tamamlanır.
Zîra; her mefhum, önce kendi içinde ve bilâhare de, çevresindekilerle uyumlu olmak zorundadır/uyumludur. Yâni; her şey, bir ‘ölçü’ye tâbidir!..
Zıtlar’daki ölçü, inanılmaz âhengi sağlar.
Bu bakışla şiir; Yûnus Emre poetikası tâkîpçileri olmayı arzu edenlerin sâhip çıkması gereken mukaddes bir ülküdür!..
Zîra şiir; gönlü, ebedî yolculukta en huzurlu seviyeye taşımak isteyen güzellik tasavvuru ve makamıdır. Güzellik tasavvuru’nda, sınırsız sanılan, elbette ki, bir sınır da vardır. Nereye kadar tasavvur?!
Şiirin müstesnâ oluşu, diğer türlerin kıymetsiz oluşundan değildir….Her edebî tür, tahakkuk ettirildiği san’at seviyesine ve yaptığı hizmete göre mertebe kazanır.
Benim nezdimde; mektup, hâtıra ve mülâkat türlerinin de, kendilerine mahsus bir edebî ve kültürel hizmeti vardır. Elbette ki, sâdece bu sebeple, yâni ‘hizmet / faydacılık’ cephesinden, çok da farklı değildirler.
Elbette ki, mektubun; elbette ki, hâtıranın ve elbette ki, mülâkatın, tarzlarından gelen, birbirine üstünlükleri vardır.
Bunlar; şiir’den sonra, beni en çok cezbedenler ve hâliyle de, en çok değer verdiklerimdir.
En samimî söyleyişleri ve anlatışları, soruları ve cevapları bu üç türde bulabilirsiniz!..
Demem o ki; bu üç tür, şiirden sonra edebiyatın ‘en samimî’ ve ‘en hür’ eserleridir.
‘Deneme’yi de asla ihmâl etmem!..O da, bir başka’dır!..
Şiirdeki samimiyet ve hürriyet; kelimelere, şâirin, arzu ettiği kadar sonsuz mânalar yüklemesiyle vücut bulur.
O; kâh bir sükûnet edâsında haykırış; kâh, haykırış havasında sükûnet ve duruluştur!..
Sözünü ettiğim mektup, hâtıra ve mülâkatta; ne yapmacık gülüşler, ne acındırmalar vardır, ne de öteye beriye göz gezdirmeler, mâna kaydırmalar veya yalpalanmalar!..
Sevgide de, saygıda da, kinde ve nefrette de, dümdüz/dobra’dırlar.
Edebiyatın veya topyekûn san’atın ‘iç bünyesi’ne nüfûz etmek isterseniz, -şiir’den uzak durmamak şartıyla- mutlaka mektup, hâtıra ve mülâkat okuyunuz…Çok şey kazanacaksınız, eminim!.
Yorumlar
Kalan Karakter: