Bizde, ‘tenkit’ yoktur; hâliyle, usûlü de yoktur.
Son Şâirler Sultanı Necip Fâzıl, yazar Ergun Göze’ye verdiği mülâkatta,” Edebiyatımızın münhal memuriyeti benim nazarımda şairlikten önce münekkitliktir. Bizde bir Lessing, bir Fague, Ruskin yoktur. Bu olmadıkça, gerçek bir edebiyat beklemek mümkün olmaz” (Bknz. Ergun Göze, İçimizden 30 Kişi, Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 1975) der.
Tenkit: Düşünmek’tir!..
Çepeçevre düşünmek!..Enine-boyuna düşünmek!..
Mukayese, muhakeme, murakabe etmek!..Hepsi!.. Tek tek ve topyekûn!..
Hiçbir açıklık, boşluk, aralık bırakmadan, bir mevzu hakkında istişârede bulunmak, müspet ve menfi cihetlerden görüş ileri sürmek hatta bunları bile tartışmaktır!..
Polemiksiz, lâf kalabalıklığına ve cambazlığına yer vermeden, anlaşılır bir üslûp ile, o san’at eserindeki unsurları ortaya koyup, okuyucuyu uyarmak, bilgilendirmektir.
Yâni; esere, ‘eser üstü’ veya inceden inceye’ eser içi’ bir bakış!.
Ve; aslâ taraf olmamak!..
Peyami Safa ise; Necip Fâzıl’ın, “Edebiyatımızın…” ve “ Bizde..” kelimeleriyle ifade ettiği mânayı, doğrudan doğruya söyleyerek, “Ölçü Anarşisi” başlıklı yazısında, “Türk tenkidçisi..” ifadesini kullanarak şöyle der:
“Türk tenkidçisi, objektif tenkid imkânlarından tamamiyle mahrum olduğu gibi, grup ölçülerini de temsil edemediği için, tenkid hükümlerinde tamamiyle şahsî kalır ve bir eser hakkındaki düşüncelerinin hulâsası “hoşlanıyorum” ve “hoşlanmıyorum” hükmünde toplanır. O zaman tenkidçinin okuyucu seviyesini aşamadığı ve ona yol gösterici olamadığı görülür” (Bknz. Peyami Safa, Sanat Edebiyat Tenkit, Ötüken Yayınevi İstanbul 1976)
İşte, bütün bunlar içindir ki, ‘Tenkit, düşünmektir!” diyorum ve nice elli seneler geçse de, bu anlayış/zihniyet/idrâk/telâkki ile, bir yere varamayacağımızı da ilân etmek isterim.
Eser; muhakkak ki, yazarın ürünü/mahsülü/ malıdır. Onun üzerinde, hiç kimsenin hak talep etmesi de mümkün değildir. Ancak; bir eser topluma arzedildikten sonra, yazar, onun üzerindeki ‘düşünmeye dâir’ haklarını mâdemki başkalarıyla paylaşıyor, tenkidine de sabır göstermesi gerekecektir.
Bu demek değildir ki, okur, yazarın fevkindedir. Bunu, ancak, söz sâhibi olabilecek ‘objektif ölçülerle ‘ münekkidler temin edebilirler. Herkes, kendi yerindedir, kendi yerinde olmalıdır!..
Türk milleti olarak, biz, maalesef, hiciv ile tenkidi de karıştırmaktayız.
Muarızlarımızı acımasız hicvederken buna tenkid deriz ve iş, yandaşlara/dost ve ahbaplara gelince, aynı davranışı gösterenler için “İşin dozunu kaçırıyorlar!” diye sitemde bulunuruz.
Şüphesiz ki, sitem de, bir tenkiddir. Bu iş, okadar incelikler gösterir ki, bir cephesiyle, ‘hoşgörme’, dîğer cephesiyle ise ‘horgörme’ye kadar ulaşır.
Velhâsıl; ister siyâsetimizde, ister san’atımızın herhangi bir sahasında/türünde olsun, tartışma, münâkaşa, istişâre, müşâvere, fikir alış-verişi..gibi ifadeleri henüz hâlletmiş ve hazmetmiş değiliz!..
Zamanın neyi göstereceğini ise, kim, nereden bilebilir?!
Zemininde ‘istişâre kültürü’ bulunmayan bir cemiyetin ‘tenkid’le muhabbet kurması çok zordur!..
“İstişâre eden pişman olmaz” hadîsinde mutabık isek, samimî tenkide de tahammül edilmesi gerekmez mi?
Yorumlar
Kalan Karakter: