Âşıkım diyorsun ammâ, aşkın ne demek olduğunu bilmiyorsun!..
Güle hayransın!..Gülü seyretmekten, koklamaktan haz duyuyorsun, öyle mi?!..
Koku, maddedir..Sen, seyirdeki hazdan, huzurdan, gönül hoşluğundan bahset!..
Ölçüyü de sen veriyorsun, tartıyı da sen yapıyorsun!..Kaide koymak senin elinde…Ne kadar samimisin, bilemem!..
Aşkın içte olduğundan haberin bile yok!.İçe nüfûz etmesini de bilmiyorsun!..
Mâdem öyle..
Hiç...Aç bir insana, tâze ekmek kokusundan daha nefis gelen bir şeyin olup olmadığını düşündün mü?
Koku’yla, mîde arasındaki irtibatı çözersen, aşkın kıymetini de çözer ve anlarsın!..
Sana bir şey söyleyeyim mi!..
Hiç; canının, heyecanından daha genç olduğunu aklının ucundan geçirdin mi?
Can olmasa, heyecan nereden olacak!..
Aşk, candır!..Ekmeği yedin mi, koku da gider, ekmek de!..
Gün, gündür de; bugün, bir başka gündür!..Çünki, can, bugündedir…Dünü, unut; yarın, canın olacak mı, kim bilebilir!..
Müslümanım diyen her kişiye de kanma!..Her sakallıya da hoca deme!..Niceleri var ki, canları cehenneme!..
Gönlüm, öylesine bunalıyor ki, bu dünyadan çıkasım bile geliyor..Nereye mi, işte o, meçhul!..
Pîr-i Türkistan Ahmed Yesevî diyor ki;
“Dünya benim diyenler, cihan malını alanlar,
kerkes kuş gibi olup o harama batmışlar.
Molla, müftü olanlar, yalan fetva verenler,
akı kara kılanlar cehenneme girmişler.
Kadı, imam olanlar, haksız dâva kılanlar,
eşek gibi olarak yük altında kalmışlar.
Rüşvet alan hâkimler, haram alıp yiyenler,
parmağını dişleyip korkup durup kalmışlar.”
Sözün de, bir ağırlığı, bir mânası olmalı değil mi? Can, fedâ edilecekse, bir ‘mukaddes uğruna’ fedâ edilmelidir…
Hakîkî aşk ise; uğruna fedâ olunandır…Demek ki; fedâ olunan, en değerli olandır... Peki, senin en değerlin nedir ki, ona aşkla bağlısın!..
Biz; bir kişi daha artmak için uğraşırken; Müslümana kâfir diyecek kadar bozuk zihinlerden Allah, hepimizi muhafaza eylesin!..
Yok mu, diyorsun!..Yâni, bana da inanmıyorsun, öyle mi?
Bana inan!..Bir kişiyi değil, koca bir kitleyi, bir zümreyi, birkaç ‘rey uğruna’ karalayanlardan da mı haberin yok?
Bunun adına riyâkârlık denir!..Müslüman, riyâkâr da olmaz; yalancı da…kibirli de olmaz, fesat da!..
Tekrar tekrar düşünmemiz lâzım!..”İnce eleyip, sık dokumak” diye bir atasözümüz var ya, işte öyle!..
Yorumlar
Kalan Karakter: