Orhun/Gök Türk Kitâbeleri’nde, Bilge Kağan’la kardeşi Kül Tigin, Türk Milleti’ne şöyle seslenir:
“Yoksul halkı zengin kıldım; az milleti çok kıldım.
Sözümde yalan var mı? Türk Beyler! Millet! İşitin!
(…) Ne sözüm (var) ise ebedî taş’a vurdum.
(…) Ben (bu) bengi taş(ı) (yontmak ve dikmek için)Çin Kağan’dan sanatkâr getirttim. (onlara) nakışlattım. Benim sözümü kırmadı. Çin Kağan’ın içerdeki nakışçısını gönderdi. Onlara (bir) bark yaptırdım. İçine dışına güzel nakış vurdurdum. Taş yontturdum. Gönüldeki sözümü (yazdırdım)…Bu yazıyı yazan, atası, Yollug Tigin’dir” (Bknz. Nihad Sâmi Banarlı, Resimli Türk Edebiyâtı Târihi,Millî Eğitim Basımevi, İstanbul 1983, Sf.61-62)
Önce, bu kısacık metindeki fiillere bakalım: “kıldım-işitin-vurdum-getirttim-nakışlattım-yaptırdım-vurdurdum-yontturdum-(yazdırttım)”.
Sözü edilen bu fiillerin hepsi de emir’dir ki, bu, ilk önce, tahakküm’ü/hâkim olma’yı; gerektirir. Ancak; meselelere vâkıf olabilen ‘bilgebir “kağan’ böyle hitapta bulunabilir.
Üzerinde durulması gereken çok şey var ammâ, bilhassa, şu iki tâbire dikkat çekmek isterim:
1.“Sözümde yalan var mı?” ;
2. “Gönüldeki sözümü (yazdırttım)”.
Birincide; “doğruluk”, hakkaniyet, dürüstlük; ikincisinde ise, zarâfet, nezâket, incelik…vardır!..
Bengü/bengi taş yâni ebedîlik/sonsuzluk atfedilen taş, tabiatta, saf hâlde bulunan işlenmemiş bir madde’dir. Bu ‘taş’ı “yontturmak”, bir sanat zevkini gerektirir. “Yontturmak” için ise, bilgi, tecrübe ve sanat zevki gerekir.
Diğer mühim unsur; “Gönüldeki sözümü’dür!..
Soralım: Söz, gönülde mi yaşar/ hayat bulur; beyinde mi?”
Türk Dili’ndeki gibi mânalı bir gönül, muhakkak ki, dünyanın hiçbir lisanında mevcut değildir.
“Gönüldeki sözümü”, kalp hassasiyetini beyin ile, müşterek düşünmek, îzah içın daha sağlıklı olacaktır. Bu ifade; bugün bile, mânevî derinliği muhteşem olan bir tâbirdir..
Biliyoruz ki; düşünmek, gönle değil, beyne/akla âit bir fiildir. “Gönül” tasavvuru, bunu daha da genişleterek, mânevî cephe ve nüfûzunu artırmaktadır.
Türk estetikçisi; mutlak surette, bu iki tâbirden yola çıkarak yürümelidir.”Bir Türk Estetiği” başlıklı makalemde yazdım. İsteyen de, geniş olarak, oradan okusun!...Buradaki fasıl, bu kadar!..
Fâtih Sultan Mehmed de, İstanbul’u fethetmeden önce, yapımı üç yıl kadar süren dört Şahi topun üçünü, mimar Saruca Sekban ve Muslihiddin’e, birini de Macar Urban’a döktürmüştü!..
Dökmüştü değil; döktürmüştü!..
Bilge Kağan da, getirttim-nakışlattım-yaptırdım-vurdurdum-yontturdum…diyor!..
Muhakkaktır ki, ikisini asla mukayese için söylemiyorum:
Bilge Kağan, Kül Tigin ve Yollug Tigin, ata’dır..
Fâtih; 21 yaşında, “Çağ Açıp Çağ Kapatan”; gemileri karadan yürüten; Türkçe anadilinden başka, Arapça, Farsça, Yunanca, Sırpça ve Lâtince bilen; fen bilimleriyle meşgul olan ve sultan şâirler içinde, Avnî mahlası ile, şiirler yazmakla kalmayıp, ‘dîvan’ı da olan ilk Osmanlı-Türk padişahıdır.
Bunları şunun için dile getiriyor ve düşünüyorum: Fâtih’inkinde, bir harp zarureti vardı. Yâni; “döktürme” işi, böyle bir hedefi işâret ediyordu.
Anlaşılıyor ki; Bilge Kağan’da, maksat daha başkadır…İkisi arasında, yediyüz senelik bir zaman vardır!..
İklimden, insanî münâsebetlere, coğrafî yapıdan, zamanlarının gerektirdiği teknolojileri, komşu kavimlerin lisanlarından, sanat ve ilim anlayışlarına kadar, düşünülmesi gereken onlarca unsurla karşı karşıyayız..
Orhun Kitâbeleri öncesindeki muazzam Türk kültür birikimini de düşünmek elbette ki, şarttır.
Zîra..
Görüldüğü üzre; mesele; sâdece “yontturdum” gibi bâzı emirlere veya idârî liderliğe bağlı bir anlayış değildir. Buradaki, estetik idrâk de iyi anlaşılmalı ve kavranılmalıdır.
Saf taş’ı “yontturmak”; ister heykel, isterse mîmârî tasavvuru cihetinden bakılsın, derine varan köklü bir san’at telâkkisinin tezahürü olarak da görülebilir.
İşin esası; “Gönüldeki sözümü”dür..
“Gönüldeki sözümü” olmasaydı; ne yazan’ı, ne yazılan’ı ve ne de yazdıran’ı bu kadar ince eleyip sık dokurduk!..
Ve düşündükçe;
İftihar edebileceğimiz bunca ihtişamlı atamız varken, hâlâ başka cihetlerde öncü ve çâre aramamızı bir türlü anlayamıyorum!
Yorumlar
Kalan Karakter: