Bir işim için sokağa çıktım. Daha doğrusu, bir panel için yazımın çıktısı alacağım..İşim kısa sürdü. Biraz nefes alayım deyip etrafımı kolaçan etmeye başladım. Çünkü, zihnim oldukça yorgundu...Hem yürümeli hem de soluklanmalıydım!..
Zâten, doktor tavsiyesi de var!..Tavsiye, nezâketin getirdiği söz; aslında 'emir' böyle!..Her gün belli bir saatte belli bir mesâfeyi yürüyeceksin!..Şart!..
Bu, aslında, benim de sevdiğim bir faaliyettir!..Arada bir, pazar yerlerinde tezgâhlara bakmak, satıcıların avaz avaz bağırışlarını dinlemek pek hoşuma gider...
Bir de kitapçı vitrinleri var, tabiî ki!..Öbür vitrinler (camekân burada tutmuyor), benim işim değil!..
Bâzen, o kadar güzel satış reklâmları yaparlar ki, şaşırıp kalmakla yetinmem, onları not bile alırım...Lâzım olur!..
Bugün, pazar yerinde değilim ammâ, karşıma ilk çıkan el arabacısının tezgâhındaki elmalar da iştahımı kabartmadı değil...Kıpkırmızı elmalar, albeni diyorlar!..Yaklaştım...Elmacı, bir taraftan elmalarını düzeltiyor,, bir taraftan da müşteri gözlüyor!..
Düzeltme işi, ne yazık ki, her zaman yapılanlar gibi...Göz alıcılar, alımlılar öne...Ezikler, zulaya!..
- Selâmünaleyküm!..diyorum.
Aslında, beni görmesine rağmen, görmemiş gibi, başını kaldırmadan, sâkin ve alçak bir sesle:
- Aleykümselâm, bey! diyor.
-Elma kaça!..
Bu defa, yağlı müşteri bulmuşçasına, elmacının dili çözülüyor:
- Bey amca, manavda üçe dörde alamazsın, ben de iki...
-......
- Yeminle söylüyorum...İnanın!..
-......
- Niye durdun, bey amca?
- Boş ver!..
- Ne kadar, dedin?
- Bir... birbuçuk kilo olsun!..
- İki buçuk olsun, beş lira! Ne dersin?
- Peki, senin dediğin olsun!
Ben, sâdece seyir hâlindeyim...O, elmayı tartıyor ve bana uzatıyor:
- Buyur, bey amca!..Âfiyet olsun!..
-Sağ ol!..Sana da hayırlı satışlar! diyorum...Fakat...
Henüz sırtımı ona dönmek üzereydim ki, otuz-otuz beşinde biri, elmacıya :
-Hadi, dedi, tezgâhı yine iyi temizledin!
Bu tâbiri ilk defa duyuyordum ammâ, beni boğdu!..
Yine de biraz tereddüt ettim, temkinli olmayım, dedim kendi kendime...
Cevap vermeden edemedim:
- Yâni, dedim, incelerini, eziklerini seçip bana verdi, öyle mi?
- Bey amca, dedi; sen, yanlış anladın...Türkçe bu, ne tarafa çevirirsen o tarafa gidiyor..
- Hayır, dedim, bâri, doğruyu söyle de, yalan konuşup bir günâha daha girme!..
Satıcı da, onun dediğine katılmak istedi ammâ beti-benzi aldı- verdi, renkten renge de girdi!..
- Ben, dedi eveleye geveleye, sabahtan beri hâlâ, tezgâhımı temizlemeyle uğraşıyorum...sen ne diyorsun!..
Anlaşılan bir de haksız çıkacağım...Vah, dedim kendi kendime, vah, ne hâle düşmüşüz?
Memleketteki 'yalan' işini hâlletsek, belki de her şeyimiz düzelecek!..
Ve yol boyu, eve varıncaya kadar Türkçe'yi düşündüm, ne kadar sahipleneni, ne kadar da bileni var imiş!!!
-Türkçe bu, ne tarafa çevirsen o tarafa gidiyor!..