Kitap sevgisi, geçmiş tecrübelerden faydalanmayı ve bilgi birikimleriyle muhatap olmayı sağlayarak fikir üretimini geliştirir. Bu bakımdan, geçmiş kültür ve medeniyetlerle birebir tanışmış ve bu yolla, kâinattaki her türlü hâdiseden haberdar oluruz. Allahü teâlâ, biz insanoğluna, ilk nasihatini “Oku!” emriyle verir. Peygamber Efendimiz de “Beşikten mezara kadar oku” buyurur. O hâlde, kitaplar en önemli dostlarımız olmalıdır.
“DİYALEKTİĞİMİZ VE ESTETİĞİMİZ”
Bu kitap; büyük sosyoloğumuz S. Ahmet Arvasî’nin, Türk fikir hayatında çok büyük bir eksikliği telâfi eden eseridir.
Arvasî, Bizim Diyalektiğimiz başlıklı bölümde şunları söyler: “Diyalektik, Batı’da, iki kişinin, belli bir konuda, karşılıklı konuşmaları ve tartışmaları manasında kullanılır. İslâm medeniyetinde, “diyalektik” sözü yerine “tekellüm” yahut “cedel” sözü kullanılırdı...Diyalektik, bir bakıma “sistemin mantığı” olmaktadır.
(...) Şanlı Peygamberimiz: “Aklı olmayanın dîni de olmaz” diye buyururken “takva sahipleri”, büyük bir tefekkür ve cehd ile “tahlidî iman”dan “tahkikî imana” ulaşmak için çırpınmaya vazife bilirler. İslâm’da “akıl”, vahyin sahasında at koşturamaz ve fakat onun aydınlığında yolunu bulabilir.”
“Bir İlim Olarak Estetik” başlığını taşıyan bölümde de şunları söyler: “Bilindiği gibi, “ilimleri”, üç kategoride incelemek mümkün olmuştur. Bunlar, “pozitif ilimler” (yahut kanun koyucu iylimler), “deskriptif ilimler” (yahut tasvifi ilimler),”normatif ilimler” (yahut, kaide koyucu ilimler) olarak sayılagelmiştir.
Günümüzde “estetik” (bediîyat), müstakil bir ilim sayılmaktadır. İlim adamları, “Estetik ilmini” haklı olarak “normatif ilimlerden” sayarlar.”
S. Ahmet Arvasî, bu sahada, dünya estetik görüşlerini de tahlil eden 200 sayfalık bir eserle, bilhassa, estetik sahasında bilgi sahibi olmak isteyen, güzel san’atlarla ilgilenen şâirlere, ressamlara, müzisyenlere..ışık tutmaktadır.
“ALTAY KARTALI OSMAN BATUR”
Türk milletinin, sâdece savaş meydanlarında değil, siyâsette, ilim ve san’at sahalarında da kahramanları çoktur. Bunlarla, ne kadar iftihar etsek azdır. Düşmana karşı verilen millî mücâdele kahramanlarımızdan, zihinlerden hiç çıkmayanlardan biri, nasıl ki, Kür-Şad’dır, dîğeri de Osman Batur’dur.
Sözünü ettiğim eser; şehâdetinin 52. Yılı münâsebetiyle, kıymetli yazar Hızırbeg Gayretullah tarafından bir vefâ numûnesi olarak yazılan “Altay Kartalı Osman Batur” adlı kitaptır.
Osman Batur; 1899 yılında, Doğu Türkistan Uygur Muhtar Cumhuriyeti’nin Altay ili Köktogay ilçesi Kürti köyü Aral yaylasında doğmuş; komünist kızıl Çin hükümeti tarafından ölüm cezâsına çarptırılarak, 29 Nisan 1951 tarihinde kurşuna dizilerek şehit edilmiştir.
Hayatını hürriyet mücâdelesiyle geçiren Osman Batur, gelecek Türk nesillerine, zulme karşı direnmenin ve millî bir mücâdelenin nasıl yapılması gerektiğine dâir önemli bir numûne olmuştur.
Doğu Türkistan Göçmenler Derneği Başkakanlarından Abdulveli Can Angalbayoğlu, “Osman Batur’u Anarken” başlıklı yazısında şöyle diyor: “Doğu Türkistan tarihinde Batur gibi daha birçok kahramanlar da vardır. Nurgocay Bahadur, Zelabay Teyci ve onunla birlikte çarpışıp şehit olan Canım Han, Kaseyim Batır, Musa Mergen, Akteke, Nogaybay, Ökürbay, Süleyman Batır, Abbas Batır, Canabil Batır, Ali Bek Hakim ve arkadaşları, Mesut Sabri Baykuzu, General Mahmut Muhiti ve Hoca Niyaz v. b. Gibi kahramanlarımızı da Doğu Türkistan Göçmenler Derneği olarak anmak, davalarını anlatmak zorunluluğu vardır...
Ben de yaşadığım Çin zulmünü çocuklarıma, torunlarıma anlatıyorum. Anavatanımız Doğu Türkistan’dan Türkiye’ye olan çileli göç maceramızı onlara anlattığımda, hüzünlü gözlerle beni dinliyorlar.”
“TÜRK GENÇLİĞİNE MEKTUPLAR”
Reşadiye, Artova, Sarız, Olur, Niksar kaymakamlığı; Siirt ve Balıkesir Valilikleri; İçişleri Bakanlığı Özlük İşleri Genel Müdürlüğü ve Müsteşar Yardımcılığı yapmış, şâir ve yazar Rıza Akdemir tarafından yazılan Türk Gençliğine Mektuplar, Ord. Prof. Dr. Ali Fuat Başgil’in “Gençlerle Başbaşa” adlı eserinden sonra, doğrudan doğruya, gençliği hedef alan uyarıcı, bilgilendirici ve yol gösterici önemli bir kitaptır.
104 sayfadan meydana gelen eser, Türk gencine, yaşanmış tecrübelerden örneklerle doludur.
Akdemir diyor ki: “Biz, ne yapacağız diyorsun mektubunda...En güzel sesi, en âhenkli lisânı, en müstesnâ eseri, en mânâlı jesti, en üstün repertuarı biz yazacağız vatan ufuklarına...Sahneye koyduğumuz eserler fikir, san’at, inşâ, telkin bakımından pırlanta değerinde olacak...
Ergenekon’u oynayacağız.
Fâtih’i oynayacağız.
Niğbolu’yu anlatacağız.
Mevlâna’yı, Köroğlu’nu, Yunus Emre’yi, Battal Gazi’yi, Dede Korkut’u, Ulubatlı Hasan’ı, Mimar Sinan’ı, Hz. Ömer’i, Ebu Zer’i, Kılıç Arslan’ı, Nasrettin Hoca’yı yaşatacağız sahnede..Türk Milleti’nin haşmet dolu sayfalarına, yiğitlik, feragat, cesaret ve irfan dolu günlerine açacağız perdelerimizi..
Mâzî ile istikbâl elele verecek eserlerimizde...Ümit ve imân fışkıracak her kelimemizde..”
Türk Gençliğine Mektuplar, hakikaten, okunması gereken bir kitaptır!..