Türk Dünyâsı, büyük bir önderini, bir millî kahramanını kaybetti. O'nu kaybetmekten, herbirimiz, dünyânın bir ucundan öbür ucuna kadar, fert fert müteessiriz.
Şâyet; bu önderler ve bu kahramanlar olmasaydı, târihin hiçbir câzibesi olmazdı. Zîrâ; târihe , târih dedirten hâdiselere şekil veren onlardır.
Zaman denilen ve fâsılalarla gece-gündüz olarak tekrarlanıp duran bu esrarlı mahlûk, büyük insanların, üzerine işledikleri nakışlarla, cümle nesillere "iz" döşerken, onlar, hâdiselerin içindeki değil, hâdiselerin önündeki ihtişâmlı tavır ve duruşlarıyla da numûne teşkil ederler.
Bugün, Türklük câmiası, sâdece bir noktasından, bir cüz'ünden değil; topyekûn yâni "küll"ünden, aynı duygu, aynı şuûr ve aynı hedefte toplaşmış ; hayatını Türklük dâvâsına hasretmiş bir insanın Hakk'a yürüyüşü münâsebetiyle, sevgisinin ve vefâsının bir tezâhürü olarak ruhuna Fâtihalar göndererek son vazîfe için, müşterek bir yöne teksif olmuş durumdadır.
Yüce Allah'ın, Âl-i İmrân sûresinin 185'inci âyetinde bildirdiği ; "Her can, ölümü tadacaktır." emrinin idrâki içinde ve Kâinat Efendisi'nin: "Kişi kavmini sevmekle suçlandırılamaz. Kavminin efendisi kavmine hizmet edendir. Vatan sevgisi îmândır." mübârek sözlerini rehber alarak canı pahasına verdiği mücâdele, îfâ ettiği dünyevî makamların fevkinde, Rauf Denktaş'a " Millî Kahraman" vasfını kazandırmıştır. Bu, O'nun, en tabiî hakkıdır.
İnanıyorum ki; O'nun, bir ömür soluduğu " Îlâ-yı kelimetu'llah" nefesi, aynı gaaye, aynı hedef ve aynı ülkülerle, tirilyonlarca tirilyon kere tekrarlanarak yaşayacak ve yaşatılacaktır.
Ve, yine inanıyorum ki; sevenlerinin omuzlarında, bütün haşmetiyle ebedî istirahatgâhına tevdî edilirken, önünde siper olduğu katliâmlardan, cinâyetlerden ve vahşetlerden sıkıntıya mârûz kalan her âzâsı, bu ândan îtibâren Yüce Rabb'in himâyesinde huzura kavuşacaktır.
Sevmeyenlerinin hasetli ve kindâr bakışları, O'nun mânevî nazarı ve peşinde bıraktığı emâneti sâhiplenenlerin azim ve kararlılığıyla , her zamanki gibi, her zaman evet her zaman perîşân olacaktır.
Bu "Millî Kahraman" ; seksensekiz yıllık hayatının tam altmışdört yılını, Kıbrıs Türkü'nün hürriyet ve istiklâli dâvâsına adamıştır. 27 Ocak 1924 yılında doğmuş; ve, Türklüğün "başeğmez irâdesi" ne tercüman olarak, henüz yirmidört yaşında iken, 27 Kasım 1948'de düzenlenen ilk Kıbrıs mitinginde, Dr. Fâzıl Küçük ile, milletinin yepyeni ve şahlanan gür sesi olmuştu(r).
Bundan on sene sonra ise,- 01 Ağustos 1958'de- birkaç arkadaşıyla birlikte, "Bozkurt " amblemli "Türk Mukavemet Teşkilâtı" nı kurarak, "Türk" kelimesiyle başlayan, yeni bir "Türk devletinin" yâni bugünkü Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin temellerini atmıştır.
Dimdik bir başın önünde parlayan ap-ak bir alın ile, pırıl pırıl îmânla meşbû bu gönül adamının karşısında tâzîmle sıralananlardan, O'na, hayattayken birtakım akılalmaz kıskançlıklarla lâf
yetiştirenlerin bâzıları, şimdi, umulur ki, üzerlerindeki haktan ötürü hicap duyarlar ve vicdân muhasebesi yaparlar.
O; defalarca, ölümle burun buruna gelmesine ve haksız hücûmlara mârûz kalmasına rağmen, bunları hiçbir zaman mevzû etmemiş; dâimâ, tevâzû içinde kendini vazîfeli addetmiş, kimseden hak talebinde bulunmamıştır.
Ardında bıraktığı emâneti omuzlayacak olan asîl Türk gençliği, emînim ki, O'nun vefâtına sevinenlerin heveslerini kursaklarında bırakacak kadar sabırlı, güvenilir, metin, temkinli, ağırbaşlı, cesur ve hedefini iyi tesbit eden bir nesildir.
Üsküp'ten Urumçi'ye, Kerkük'ten Bakü'ye, Ankara'dan Bişkek'e, Taşkent'e, Aşkabat'a, Alma-Ata'ya.. kadar, bu, böyledir!..
Biz; Türk milleti olarak, hakikî hayatın bu dünyâda olmadığına inanırız. Son Sultanü'ş Şuarâ Necip Fâzıl, "Güzel Şey" adlı beytinde bunu çok güzel bir şekilde ifade eder:
"Ölüm güzel şey; budur perde ardından haber...
Hiç güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber?.."
Ruhun şâd olsun Millî Kahraman'ımız! Mekânın cennet olsun! İnşâ-Allah, Rabb'imin merhametine ve Peygamber Efendimizin şefâatine mazhar olursun!..
* * * * *
"Millî Kahramanımız" hakkındaki bu satırları yazdığım sırada, aklıma, notlarıma bakmak geldi. Zîrâ; seneler önce, O'nunla ilgili notlarım vardı. Ayrıca bu notlar, o döneme ışık tutacak mahiyetteydi. Bunları, böyle bir günde okurlarla paylaşmak ve -biraz buruk da olsa- yakın geçmişin hâtıralarını tâzelemek istedim.
İşte; o günkü gazete haberi ve bu haber üzerine kaleme aldığım aynı târihli, O'na ithâfen yazdığım şiirim:
"Bursa Barosu tarafından Tayyare Kültür Merkezi'nde düzenlenen Kıbrıs konulu konferansa katılan Denktaş, Anavatan'ın kararının KKTC'de etkili olacağını, Ankara'nın istemesi hâlinde Kıbrıs Türk'ünün referanduma "Evet " diyeceğini söyledi. Konuşması sırasında bir ara gözyaşlarını tutamayan Denktaş: "Ancak ben bu trene binmeyelim diyorum. Binersek Türkiye'nin garantörlüğü sulandırılmış olur." diyorum diye konuştu." ( Bknz: Halk'a Ve Olaylara Tercüman Gazetesi, 06.04.2004, Sf. 10)
TÂRİH AĞLIYOR
-Rauf Denktaş Bey'e
Târih ağlıyor;
Tâlih ağlıyor!
Akıllı-mâmûr;
Sâlih ağlıyor!
* *
Deniz, met hâli;
Hidâyet hâli.
Vahâmet hâli:
Târih ağlıyor!
* *
Sende hamâset!
Onda habâset!
Gaflet ve cinnet!
Târih ağlıyor!
* *
Ah temsiliyet!
Vah teslimiyet!
Yuh yuh cibillet!
Târih ağlıyor!
* *
Diri- ölü ne,
Soysuz dölüne?
Nazlı gülüne,
Târih ağlıyor!
* *
Burçta Ayyıldız!
Can Kıbrıs'ımız:
Tavada cızbız.
Târih ağlıyor!
(M. Hâlistin Kukul)
(OLAY GAZETESİ, 17-18 OCAK 2012,SF. 10; ERCİYES DERGİSİ, ŞUBAT 2012, SF. 2-3)