Nice cafcaflı sözde vaat ilânın vardır;
Hizâya getirecek binbir pilânın vardır!
Maksat dürüstlük ise, niçin lâf kıvırırsın?
Kelimede, cümlede, kıvrak yalanın vardır!
Yakaladın mı mâsûm bir kelâmı-bir hâli,
Hasmını hırpalayan, fırsat talanın vardır!
Bir elin bal gölünde, diğeri mal selinde...
Garip ihmâl çölünde, dinmez tufanın vardır!
Gençlik işsiz dolaşır, yağ, un, zeytine muhtaç;
Ağzında ekmek olan, kükrer aslanın vardır!
Bir el mesâfesinde, barış, muhabbet, huzur;
Dünyanın neresinde, yârin-yârânın vardır?
Bakışlarda tahakküm, gülüşlerde sahtelik,
Sırtlara giydirilmiş demir palanın vardır!..
Farazâ bir ahbaba, kıyak mı çekilecek,
Ona en uygun gelen, bir arak ânın vardır!..
Emekliye, bayramlık bir harçlık verilip de,
Oy beklenirse bundan, rüşvet meramın vardır!
Şâyet, dîn-i mübîni diline doluyor da,
Yalan konuşuyorsan nasıl îmânın vardır!
Yasa himâyesinde uydurup kılıfına,
Devlet malı ganimet, onca çalanın vardır!..
Zavallı garip millet bulmasa da ne yazar...
Teyzenin oğlu yoksa, dayın, halanın vardır!
Hep, başörtüsü deyip, zînâyı serbest edip,
Mutlaka bir yerlerde, Nazlı'n, Nalan'ın vardır!..
Giden gitsin ziyân yok, tek ben olsam yeterim;
Yine köşe-bucakta, elde kalanın vardır!..
İşçinin çilesini anlamıyorsan eğer,
Elbet, ne adâletin ne de vicdânın vardır!
Geçim sıkıntısını çeken bilir muhakkak,
Kaybedecek kimin var, dâim bulanın vardır!
Karaladıkça, kara, çalınıyor alnına;
Zarâfet cephesinde sisin dumanın vardır!
Üzülmüş görünürsün, elâlemin hâline,
Köşkün, araban, gemin, yalan-dolanın vardır!
Sararken bizi küffâr, soyarken bizi düşman,
Zevk ve sefâ içinde yüzen devranın vardır!
Din istirmacısıyla, terör tedhişçisiyle,
Aynı yolda yürüyüp adım sayanın vardır!
Şafak sökmeli elbet, hak ve adâlet üzre;
Tünellerin ucunda ışımaz tanın vardır!.
Borcumuzu ödedik, vatan millet aşkına;
Bize mi soruyorsun: "Hangi vatanın vardır?"
Her şeyin başı dildir, dilsiz millet mi olur?
Fânilik âleminde hangi lisânın vardır?
Sanıyorsan her şeyin, burada olduğunu;
Yine aldanıyorsun, ne adın-sanın vardır!..
Yahudi, Hıristiyan eğer dostumdur dersen;
Bil ki, ne Muhammed'in, ne de Hasan'ın vardır!
Türk'ü kucaklamazsan, varlığını bilmezsen,
Ne bir Türkiye sevdân, ne Türkistan'ın vardır!
Türkçe'ye gönülsüzsen, toprağa can koymazsan,
Bu bayrakta, ne hakkın ve ne de kanın vardır!
Adâlet lâfta değil, hakîkat olmalıdır;
İkide bir millete yahu- ulan'ın vardır!
Ya kimdir ki şerefsiz, bir türlü anlamadık;
Kalblere dehşet, korku, zulûm salanın vardır!
Bırakın çekişmeyi, terkedin didişmeyi
Günün her saatinde zulûm ekranın vardır!
Hani dünyayı sarsan ilim ehli adamın?
Boşuna lâf köpürten, dolu meydanın vardır!
Fikir meydanlarında şahlanan insanlara,
Hangi lütfun, ihsânın, hangi ikrâmın vardır?
Kimle sarmaş dolaşsın, kimle muhabbetin var?
Bilmediğimiz, hangi dostun cânânın vardır!
Maârif allak-bullak, kültür yaz-boz tahtası..
Ne şiirin, hikâyen ne de romanın vardır!
İşçi, köylü ve memur evrilip- çevriliyor;
Bana kalırsa, yazık, pek çok ziyânın vardır!
Döviz uçtu gidiyor, ziraat sarpa sarmış
Ecnebîden ithâlat yulaf-samanın vardır!
Geçtik gazdan petrolden, gelmiyor bir şey elden..
Ne Rus'un Amerikan, Irak İran'ın vardır!
Dost mu kaldı baksana, İngiliz F(ı)ransız'a..
Ne Arap'ın ne Çin'in, ne de Alman'ın vardır!
Değirmen taşı döner, un oluverir buğday;
Buğdayı üretecek hangi harmanın vardır?
Nezâket ah nezâket, bizi de ziyâret et!
Ne hoşgörün, tevâzûn, millî ahlâkın vardır!..
Çıktım dağlar üstüne haykırdım gökkubbeye,
Bilmiyorum ne kadar, daha zamanın vardır!
Et, Sırp'tan, F(ı)ransa'dan; nohut bile dışardan...
Bizi diklendirecek, hangi dermanın vardır!
Okudum yıllar yılı, her dem adâlet dedim;
Cihâşümûl olacak hangi fermanın vardır?