Eskiden çok sık kullanılan bir tâbirdi!..’Tanzîmat Kafalı’ dendiği de olurdu!..
Tanzîm; düzenleme, düzene koyma, sıralama gibi mânalara geliyor..Tanzîmat ise, bunun çokluk hâli!..Bizde, 1839 tarihinde, Gülhane Hatt-ı Hümâyûnu ile başlayan bir dönemin adı…Avrupalılaşmaya doğru gidişe bir kapı aralayış!..
“Nasıl aralayış?”taki hükümler, idrâkler farklı!..Nasıl Avrupalılaşma veya nasıl Batılılaşma da diyebiliriz!..
Taklitçikle başlamış!..Kavganın çıkış noktası burası!..Hiç mi ‘müspet’ yanı yok? ‘Kavga’ dedim ya, bize o lâzım!..Sözdalaşı!.. ‘İstişâre’, değil!..
Farazâ, biri, şu veya bu sebeple, Batı’dan/Avrupa’dan söz etse veya, onu, biraz hayranlıkla dile getirse, cevap hazırdı: Tanzimat Kafası-Tanzimat Kafalı!..Yâni, müstehzi/alaycı bir bakış!
Tabiî ki, yanlış da değildi!..Çünkü, bizde, öyle dönemler yaşanmıştır/yaşanıyor ki, Batı dendi mi akan sular dururdu/duruyor!..
Ezkazâ, Batı aleyhinde bir kelâm etsen, yine suratına şamar yemiş gibi, mukabeleye muhatap olurdun/olunuyor: Vay, Batı düşmanı!..Vesâire!..
Sâdece, altmış yetmiş yıl öncesinden bahsetmiyorum; bu günleri de söylüyorum!.
Bir başka cepheden;
Dans edildi mi, Batı kafalı; bir hanım entari yerine pantalon giydi mi Batı kafalı; uzun saçlı bir delikanlıya rastladın mı, Batı kafalı; filtreli sigara içen Batı kafalı; içki içen zâten Batı kafalı; bir hanımla bir delikanlı bir parkta oturdu mu, Batı kafalı; biri, fâizden dem vurdu mu, Batı kafalı; hele zinâ dendi mi, -zâten denemezdi-, insanlar utanır/yüzler kızarırdı…
Bunun, mukabili de vardı: Çarşaflı, sarıklı, fötrlü vs..Her şey, şekil üzerinden ‘târîf’ ediliyordu..
İlim ve teknoloji’ye sıra geldi mi, herkes sus-pus!
Şimdi/günümüzde,’şekilcilik’, bin kat fazlasıyla mevcut!..Hattâ, dahası da var!..Yüzlerde kızarma falan, nâ-mevcut, artık yok!!!
Amerikan sigarası içmeyen, yabancı taksi sahibi olmayan, telefon kullanmayan, ecnebî meşrubatını içmeyen kim kaldı!..
Uyanmış değiliz!!! Tartışmalarımızın hepsi ‘sathî’ ve gösterişe dayalıdır.
Tanzîmatçı; F(ı)ransızca kelime ve terkiplere yer vermekle, Paris modasına ilim diye sarılmakla ve zamanla uydurukçaya bulaşmakla halktan kopmuştur. Tabiî ki, karşılığında da, saydığımız bu basit tavırları Batı sananlar tarafından da şiddetle reddedilmişlerdir.
Aslında; ikisi de çıkmazdadır.
Batı’nın, bıçak sırtı gibi iki cephesi vardır: Biri, ahlâksızlık; diğeri ise, ilme ve teknolojiye değer verme!..Bizdeki bir başka çatışma noktası da burasıdır.
Ahlâksızlık çok yönlüdür; zinâdan, ikiyüzlülükten, merhametsizliğe, menfaatçiliğe, sömürgeciliğe kadar içinde ne ararsan var!..
Bu incelikleri, en çok, Mehmet Âkif, Peyami Safa, Necip Fazıl ve Atillâ İlhan dile getirmiştir…Elbette ki, başka kişiler de var…Tabiî ki, kimin neyi sahiplendiği ve kimin ‘objektif ayrım’ yaptığı da çok önemlidir.
Gökalp’ın, “Türk milletindenim, İslâm ümmetindenim Garp medeniyetindenim” düsturundaki “Garp medeniyetindenim”deki ‘öz’ nedir? Batı’nın ilim ve teknolojisiyse, bunu, bizim medeniyetimizin inşâsından bir Rönesans’la devralan Batı’nın nesine hayranız?
O dönemde, bunu, Âkif de, fazlasıyla dile getirdi…
Medeniyet’ten kasıt ‘ahlâk mı’ diyorsunuz? En büyük yanılgı da bu, zâten!..
Şimdilerde…Sokakta, evde, parkta, gemide, otobüste, t(ı)ramvayda, dolmuşta…herkes burun buruna oturuyor da, o konuşanlar, hiçbir sitemde bulunmuyor. Konuşuluyorsa da, sözde kalıyor!..
Bankalarda, elbette, ammâ, en mukaddes mekânların avlularına kadar “fâiz” konuşuluyor!..
Câmi içinde bile, neredeyse, fâiz ve zinâ aleyhindeki sözler pek cılız!..
Sosyologlara ve ilâhiyatçılara çok iş düşüyor!..Ben, ‘düşüyor’, diyorum ammâ niçin ‘düşmedi’ ki!..Hâlâ, aynı tas, aynı hamam!..
İslâm; ilim yapmayı ret mi ediyor ki, onu bir başka sınıfa koyuyoruz!..Onca akıletmeyi, tefekkür etmeyi/düşünmeyi tavsiye veya emreden âyet var da, hâlâ nerelerde dolaşıp duruyoruz!..
Gökalp’in sözünü ettiği bu tâbirleri, en çok da altmışlı yıllardan sonra çok duyduk…Bu dönem, aynı zamanda, Marksizmin de revaç bulduğu, Türkiye’de yeni zemin yoklaması yaptığı yıllardı.
O dönemin gençliği, yalpalama devrini yaşıyordu: Yeni bir milliyetçi akım, yeni bir sosyalist kıpırdanış, yeni bir İslâmî kımıldanış…Fakat, hiçbiri de, -umûmî mânâda- bir yola koyulma emâresi taşımıyor, hepsi de, Batılılaşma/Avrupalılaşma maskesiyle yürüyüşteydi!..Çünkü, öndekiler öyle istiyordu!..
Aslında; hiç kimse, Batı’yı çözmüş/çözebilmiş de değildi; şimdi de, değil!..Kaos/karmaşa/bulanıklık hâlâ devam edip gidiyor!..
Batı; kendi içinde ‘demokrat’; dışında ise, hıristiyan görünümlü menfaatçi, kurnaz, riyâkâr, maddeci ve çok merhametsiz’dir!..
Batı’yı çözsek bile, siyâset, hep Batı, dedi!..Bu sebeple; onu çözebilmiş değiliz!..
Sosyoloji, bu hususta maalesef âtıl kalmıştır!..Siyâset, sosyoloji ilmini âdeta boğmuştur!
Ne Mehmet Âkif kadar, ne de Necip Fâzıl kadar, ne Mümtaz Turhan kadar!..Ne Peyami Safa kadar, ne Orhan Türkdoğan kadar, ne Erol Güngör kadar, ne İsmâil Hâmi Dânişmend kadar!..Ne Hüseyin Nihal Atsız kadar; ne Ahmet Arvasî veya ne de Attilâ İlhan kadar, bu meseleye açıklık getiren olabildi!..
Batı; siyâsetçinin ağzında sakız oldu; onu, çiğneyip çiğneyip attı!..Canları sıkılınca, yine onu çiğnemeye başlayacaklardır, eminim!..
Başlangıçtaki pek çok Batıcı, sonradan durumu kavramış ve yeni millî bir adreste yuvalanma gayretine girmiştir!..
Toplum; baştan başa, tam bir kaos içinde!..Siyâsî irâdeler, ‘darbelerle’ altüst edilmiş sosyolojik bir hengâme yaşadı!..
Darbeler; millî bünyenin ordusundan çıkmış ammâ, rotası farklı yönde!..Batı bile değil!..Çünkü; Batı, o gün olduğu gibi, bugün de ‘kabul görmüş gibi olsa bile’, herkesçe, tasdik edilmiş değil!..
Yâni..
Batı ve Batılı kavramı hâlâ çapraşık, karmaşık!..Çünkü; Batı, bir millet değil!..Tanzimat kafası/kafalı diyeli beri üçyüz seneye yaklaşan (287 sene) zaman geçmiş ammâ, bu Batı tenkitçilerinin çoğu da, bugün, o Batı’nın peşinde..Hem de sürüm sürüm!..
Namık Kemâller, Ziyâ Paşalar, şâir-î Azam Abdülhak Hâmidler de bu dönemdedir..
Hem “alayla” söz ediyorlar ve hem de, ne istediklerini bilmeden/bilemeden gaflet içinde ardından gidiyorlar..
Bu söz, ağır değil!..Çünkü; Batı’nın bir dediği, iki edilmiyor!..Aradaki birkaç ‘boş lâf’ müstesnâ!..
Meselâ îdâm mes’elesi bunlardan biridir!..Adam, takır takır mâsûmları kurşunluyor; deliş-deşik ediyor; yakıyor vs. sonra, k(ı)ravat’tan indirim alıp müebbed cezâ alıyor.
Sonra; birkaç avaz, birkaç çığlık, birkaç nâra ve birkaç âciz siyâsî nutuk, iş taman, unutuluyor ve gerekli olanlar uyutuluyor…
Peki…
Hani, bu kâfirlerin kanunuyla hareket etmemek gerekirdi!..Hani, kafanız dim-dik, eğilmez-bükülmezdi!..Peki, nerede Kur’ân-ı azîm’üş-şân’ın emri?!
Tanzimat Kafası/Tanzimat Kafalı öyle Mİ?!..
Hani; eğilmez, bükülmez, sarsılmaz’dınız da, bu kâfirler kim oluyordu, diye nâra atılıp kükreniliyordu!..
Batı, emretti ve zinâ serbest bırakıldı ve asla pişman da olunmadı!..
Olunsaydı, bunu, yeniden gündeme alır ve gerekli kanunlar çıkarılırdı, değil mi?
Peki; nerede Kur’ân-ı azîm’üş-şân’ın emri?!
Hani basbas bağırıyor ve başkalarını fitnecilikle suçluyor, Batı’nın kopyecileri diyordunuz. Peki; ne oldu da fâiz, fâiz, fâiz deyip çırpınıyorsunuz?!
Moda Batıcılık, Türkiye’yi kasıp kavurmuştur!..Fakat; kurnaz Batıcılar türemiştir ve asıl, Türkiye’yi onlar kasıp kavurmaktadırlar!..
Bâzıları sanıyorlar ki, bu işin yegâne mes’ulü Tanzîmat’tır!..
Peki, Tanzimat’tan beri kaç ‘tanzîm’ geçmiştir?
Bir zamanlar, “Avrupa birliğini istemeyi kâfirliğe” eş tutmaya kalkanlar, dönüp dolaşıp, işi, “Avrupa birliğini istemeyenler kâfirdir” demeye kadar vardırmadılar mı?
Ne yazık ki; bugün; -umûmî mânâda- Türkiye’de, ne Batı anlaşılmıştır, ne de Doğu!..Hep söylerim: Tarihi iyi okumalıyız!..Objektiflik, yegâne şart!..
Zâten; Doğu/İslâmiyet ve Türk millî kültürü anlaşılamamış, kavranılamamış ve kavratılamamıştır ki, şaşkın ördek misâli, halkı yanıltarak, hem millî ve hem de İslâmî değerleri çarpıtarak/istismar ile, yalpalayıp duruyoruz.
Bir kısım zevat, Batı denilince, başta sömürgeci İngiltere, F(ı)ransa, İtalya, İspanya vs olmak üzere, aynı kafanın mahsülü Amerika’dan İsrail’e kadar; bir kısım zevat ise, Doğu denilince, Arapçılık, İrancılık, Hintçilik’e kadar; bir kısım zevat, tam şaşkın, Çinciliği, bir kısım zevat da Rusçuluğu Batı zannediyor!..
Türk; aslî ve asîl değerlerinden uzak, kendi târihî ihtişamını kaybetmiş, apayrı bir ruh hâliyle seyirde!..Öyleyse; kaostan, karmaşadan, belirsizlikten kurtulmalıyız!..
Îmân diyorsunuz, bâzıları şaşkın; ilim diyorsunuz bir başka bâzıları umursamaz; ahlâk diyorsunuz, benim ahlâkımdan sana ne avazları yükseliyor!..
Türk millî kültürü, neredeyse; îmânını ve şuûrunu kaybetmenin sarsıntısı içinde!..
Öze dönmeli ve Türk Dünyası âcilen kucaklaşmalıdır!
Öyleyse; şu ‘tanzîmat kafalılık’ nasıl bir şeydir, biri çıkıp anlatsa da anlayıversek!..
Bu tarafa kükreyip, o tarafa el oğuşturmak, sâdece Avrupa’nın değil, büyük emperyalist güçlerin irâdesine suskun kalmak, Tanzîmat kafalılık değil midir?
Yorumlar 2
Kalan Karakter: