"Ağaç olmak" tâbiri, Türkçe'mizde, daha ziyâde mecâzî olarak, argodaki hâliyle bilinir ve söylenir. Mânâsı ise: "Birinin, bir yerde, uzun zaman - boş yere- ayakta beklemesi/bekletilmesi" demektir.
O hâlde, onu, mecâzî değil de, asıl mânâsıyla düşünelim ve Türkiye'de "ağaç olma"nın nasıl bir şey olduğuna göz gezdirelim.
Öyleyse; hakîkî mânâda 'ağaç olmak' ne demektir?
Hani, Peygamber Efendimiz'in: "Kıyamet kopacağını bilseniz, elinizdeki fidanı dikiniz" mübârek sözünün gerektirdiği, 'yavru ağaç olmak'tan yani "fidan"dan, "ağaç olmak" var ya, işte o!..
2010 yılının mayıs ayının sonuna doğru, güzîde şehrimiz Bursa'ya gitmiştim. Orada, Uludağ yolu üzerinde, İnkaya Köyü'ndeki muhteşem bir çınar ağacı, herkesi olduğu gibi, beni de cezbedip heyecanlandırmıştı. İlk defa, böylesine devasa bir ağaç görüyordum...
Beraber bulunduğumuz arkadaşlar, onunla tek tek, ve toplu olarak fotoğraflar çektirmiştik.
Not almışım,-zâten kayıtlarda da vardır- bu çınar ağacı, 608 yaşındadır. Boyu: 35 metre; çapı, 3 metre ve çevresi kalınlığı 9 metre ve hâkim çevre sahası 920 metredir. 13 ana-kolunun herbiri, büyük diyebileceğimiz bir ağaçtan da büyüktür. Bu dalların bâzıları, çelik payandalarla, alttan desteklidir.
Sözünü etmek istediğim "hakîkî mânâda ağaç olmak" budur.
Künyesindeki, hâfızasıyla, kültürüyle, bakımıyla ve bütün ihtişamıyla, "Ben ağacım!.." diyor.
2018 yılının başlarında, basında bir haber okudum. Meâli şöyle: Samsun'da, Kale Mahallesi Saathâne Meydanı'nda, 150 yıllık ve boyu 20 metre olan çınar ağacı ile, Pazar Mahallesi Kasaplar Caddesi üzerinde çapı 1,5 metre; çevresi 3,5 metre ve boyu da 20 metre civarında olan bir başka çınar ağacı koruma altına alındı.
Haberde; bu ağaçların, Kültür ve Turizm Bakanlığı Taşınmaz Kültür ve Tabiat Varlıkları Yüksek Kurulu tarafından "anıt ağaç" hüviyetinde bulunduğu tescil edildi.
Şüphesiz ki, Türkiye'miz, bir uçtan bir uca bu güzelliklerle doludur. Hangi şehrimize gitsek, nicelerini de görebiliriz. Bir şey var ki, bunların kayda geçmesi ve korunması hususunda yeterli gayretimiz olduğunu söyleyemem.
Samsun'un Çarşamba İlçesi Kızılot Köyü'ndeki emsâline az rastlanır 'târihî çınarın' da 650 yaşında olduğu ifade ediliyor.
Yine; Ünye Cumhuriyet Meydanı'ndaki, 450-500 yaşında olduğu düşünülen,çevresi 9 metre, çapı 3 metre ve boyu da 30 metre olan çınar ağacı, 1950'li yıllarda yıldırıma mârûz kalıp parçalanmasına rağmen, bütün târihî hüviyetini muhafaza ederek ayakta durabiliyor.
Antalya'nın Gedelme Köyü'ndeki çınarın 2512 yaşında olduğu söyleniyor.
Söylemek istediğim şudur ki, bunların bâzılarına , kimlik kartı tahsis edilip, münasip bir yerde ağaca zarar vermeyecek şekilde -ya ağacın gövdesine asılı veya yakınında uygun bir yerde- bilgi verildiği hâlde; ekserisi, kendi başına, karda, yağmurda, kasırgada sahipsiz ve kimliksiz bir vaziyettedir, koruma'dan uzaktır.
Zaman zaman, onların dibine gidip, hangi dalı karda/yağmurda/fırtınada veya araba çarpmasıyla kırıldı veya toprağın üzerine çıkan köklerini, şöyle gelişigüzel bir bakışla temaşa etmenin, bakım ve koruma olmadığı bilinmelidir.
Sadece belli bir mıntıkada değil, üzülerek ifade edeyim ki, Türkiye'mizde ağaçlar yalnızdırlar.
Bâzı bölgelerimizde yokluğu umursanmazken, bâzı bölgelerimizde, varlıklarından âdeta rahatsızlık duyulur hâle gelinmiştir.
Meselâ; bir apartmandaki bir zatın caddeyi seyredememesi, bir ağacın kesilmesine nasıl sebebiyet verebilir?!
Bu durum, ne yazık ki, okul bahçelerindeki, bâzı resmî dâire ve câmi avlularındaki ağaçlar için de geçerlidir.
Ağacı budamak başkadır; ağacı hırpalamak, tırpanlamak ve çökertmek başkadır!..
Sözünü ettiğim ağaçların herbiri, bir tarihi, bir kültürü yaşamış, özüne sindirmiş ve bize intikal ettirmiştir. Düşününüz ki, Osmanlı'nın doğuşunu yaşamış ağaçlarımız vardır..Belki de daha öncesini!..
Unutulmamalıdır ki; ağaçlar -ve elbette ki, her türlü mahlûkat- Allahü teâlânın, biz insanlara lütfettiği en zarîf kıymetlerden/emânetlerdendir. Bizim iyi niyetimiz onlarla buluş(a)mayınca, ellerimiz bu iyi niyetle onlara değmeyince asla gürleşemezler. Mevcut hâllerini muhafaza edebilmeleri bile, büyük bir başarıdır.
Yani, kendi hürriyetini bile komünizme ipotek eden bir mâlûm şahsın lâf ebeliği ile, "bir ağaç gibi hür" cambazlığı asla doğru değildir. Zîrâ; ağaç, saf ve mâsûm tabiatın, mâsûm ve tamamiyle bizim iyi niyetimize tâbî çok mühim ve kıymetli bir nimetidir. Sevilmeye, himâyeye ve korunmaya muhtaçtırlar.
Şunu demek istiyorum ki, Türkiye'mizde "ağaç olmak", kolay bir iş değildir. Eline, hızarı, baltayı, nacağı, testereyi alan, ne yazık ki, ağaca saldırıyor...
Bu hususta, tarafımdan, fotoğrafları çekilerek takdîm edilen üç ağaç hakkında şu bilgileri lütfen tetkik ediniz:
"Kültür ve Turizm Bakanlığı Taşınmaz Kültür ve Tabiat Varlıkları Yüksek Kurulu", adından da anlaşılacağı üzre, mâdemki bütün bu "kültürel ve tabiî değerleri "korumakla mes'uldür, o hâlde, Samsun İlkadım İlçesi, Liman Mahallesi'nde 2009-2010 yıllarında başlatılan raylı sistem çalışmaları sırasında, Tapu ve Kadastro 10. Bölge Müdürlüğü karşısında, Gezi Caddesi kaldırımında bulunan çınar ağacını hiç mi görmemiştir?
Benim bildiğim elli sene önce de aynı olan bu çınar ağacı, hangi maksatla, "yolunmuş hindiye' döndürülmüştür ? Bu ağacın, "raylı sisteme/t(ı)ramvaya" hiçbir zararı yoktur. Peki niçin bu hâle sokulmuştur ve aradan geçen yıllara rağmen hâlâ da kendine gelememiştir. Onun korunması ve gelişmesi için hangi tedbir alınmıştır?
Yine; Astsubay Gazinosu bahçesinde bir ağaç (!) vardır!..tıpkı, beli iki kat bükülmüş, mecâli kalmamış imdat bekleyen biri gibi...Saçları neredeyse tükenmek üzere..dökülmüş!..
Bir diğer ise, Samsun Büyükşehir Belediye Başkanlığı'nın karşısında bulunan Medrese Câmisi avlusundaki ağaçlardır. Hele biri var ki, o, tepesinde sadece bir tutam yaprak bulunan, tam bir elektrik direğidir.
Câminin içinde, ağaç dikmekle ilgili hadîs-i şerîf anlatılacak fakat avlusundaki ağaç elektrik direğinden farksız olacak, iş mi bu?!
Bilinmelidir ki, numûne olarak arzettiğim bu üç ağaç (!) nerede bulunursa bulunsun -hele de resmî bir kuruluşun avlusunda ise- bu milletin malıdır. Her ağaç, bir candır. Canın kıymetini ise, bilmeyenimiz yoktur!..
Sözün özü:
"Ağaç olmak", en azından, Bursa İnkaya Köyü'ndeki çınarın ve Yalova Termal Tesisleri'ndekilerin korunduğu gibi olmalıdır:
Îtinâyla yazılı ve gövdesine asıl bir künye...
Çelik payandalarla desteklenmiş devasa dallar...
Ve ona sevgiyle bakan, bakmaktan haz alan nice resmî görevli ve gönüllü insanlar!..