Değerlerdeki değerler kaybını, çatışmasını/çatıştırılmasını, itibarsızlaştırılmasını sâdece kişiler/insanlar üzerinden düşünmemek lâzımdır. Elbette ki, her şeyde aslî unsur insandır. Her şey, onun içindir ve her şey onunla mümkündür.
Umûmî ifadeyle değerleri çatıştırmak/değersizleştirmek/itibarsızlaştırmak; birini, bir başkasının nezdinde aşağıda görmek/hor görmek, ona emsâl etmek, onun yerine koymaya çalışmak veya ona ortak etmekle başlar.
Bir noktadan sonra, ‘kendine mahsusluk” ortadan kalkar; “ben”, değişime uğrar yâni asıl/öz bozulur, tahribe uğrar.
Böylece; hem kültürel yozlaşma artar ve hem de sosyal âhenk zedelenir; millî ‘doku kaybolmaya’ yüz tutar.
‘Kaybolmak’, nihâî noktadır; sondur!.Bunu önceden sezmek ve tedbirini almak şarttır.
Sosyo-kültürel bozulmaları iktisattaki bozulmalar veya çöküşler gibi düşünmemek gerekir.
Bu bozulma, yavaş yavaş yürür fakat tahribatı, çöküşü, sarsıntısı çok büyük olur. İtimat, birlik ruhu silinir. Tarihte, bir çok yıkılışların sebebi de sadece harplerde mühimmat azlığı değil, bu itimatsızlık ve birlik ruhunun kaybıdır.
Bu çöküşte, dil/lisân çok mühim yer tutar. Günlük hayatta kullandıklarımız bir yana, herkesi ilgilendiren, sokaklardaki yön işâretleri dâhil, dükkân tabelâlarındaki, her türlü ulaşım vasıtalarındaki ve reklâm panolarındaki afişlerdeki isimler, bozulmada en can alıcı unsurlardır.
Târihî eserlerimize ve yaşayan şahsiyetlerimize yeterince sahip çıkıp, âhenk sağlayamadığımız gibi, tabiî değerlerimize sahip olmaktaki tavrımız da, maalesef, aksaktır.
Daha evvelki yazılarımda da ifade ettiğim gibi, millî kültürümüzde bulunmayan ‘dil unsurları’nı gayet uyumluymuş/faydalıymış/gerekliymiş gibi dile ve dil vasıtasıyla da kültüre katmanın, bozulmadan başka bir şey sağlamayacağını idrâk etmemiz gerekir.
Ne yazık ki; hemen hemen-büyük, küçük- bütün şehirlerimizdeki tabelâlardaki ‘yabancı kelime’ yazımı, tam bir ‘sosyal hastalık’hâlini almıştır.
Çok defa örnek olarak verdiğim Samsun, diyebilirim ki, Bodrum, Fethiye veya başka turizm şehirlerindeki gibi, en çok yabancı kelime bulunduran illerden biridir.
Hepsini yazmayacağım. Sâdece, Samsun’daki “Amazon” ve “Amisos” kelimelerinin bulunduğu resmî ve hususî kuruluş sayısının ‘altmışı aştığını’ söylemem yeterlidir!...
Dahası; ne hazîndir ki, tarihte, bizden/Türk milletinden başkasına yurtluk yapmayan mekânlara, “Amisos Tepesi, Amisos Fenerleri, Amisos Cumhuriyeti..” veya “Amazon Köyü, Amazon Ekmeği, Amazon Kanalı, Amazon Diyarı Terme, Amazon Şehri Samsun, Amazon Adası..“ gibi, yer tahsisli isimler mevcuttur.
İkinci bir husus; İngilizce, “King Of The North” ve bunun Türkçesi olan “Kuzey’in Kralı” tâbiridir. Elbette ki, Türk Milleti’ne şeref veren bütün başarıları takdir eder ve alkışlarız.
Bir defa; bu tâbir, İngilizce’dir ve niçin, Sırpça “kral”, tercih edilmiştir?
Bana, bir tane, adâletle hükmeden “k(ı)ral” göseterebilir/söyleyebilir misiniz?
Kaldı ki, bu kelimenin, Türkçe okunuş kaidesine göre, “k-ı-ral” olması gerekmez mi?
Başka sıfat mı yok? “Kuzey’in yiğitleri” veya “Kuzey’in arslanları” gibi sıfatlar daha coşturucu olmaz mı?
Meselâ, niçin, “Kuzey’in, Kağan’ı” değil?
Bir makalemde, t(ı)ramvay durak isimlerini yazmıştım: Niçin, her durak için Türkçe’sinin yanında bir de İngilizce’sine/Amerikanca’sına ihtiyaç duyulmuştur, anlamak zordur!..
Bir başka husus; Millî Mücâdele’nin başladığı şehir olan/kabul edilen Samsun’un İstiklâl Meydanı’nın, âdeta, “ASTORYA” kelimesiyle temsili çok vahim bir husustur.
Bilinmelidir ki, sâdece insanlar değil, coğrafyalar da, târihî eserler de konuşurlar; coğrafyalar ve târihî eserler de gülerler ve ağlarlar!..
Bunların hepsini, millî bir şuûr olarak ‘hissetmemiz’ gerekir!..
Bu cümleden hareketle diyebilirim ki; şehir kimliklerinde çok mühim yer işgal eden bir başka ‘değer’ de, târihî eserlerimiz’dir.
İster başka milletlerden intikal etsin; ister kendi kültürümüzün unsurları olsun, bunlara ihtimam gösterilerek ve aslı’na sâdık kalınarak korunmaları gerekir.
Önceki yazılarımda; Erzurum/Çifte Minâreli Câmi, Kayseri/Gevher Nesibe Tıp Merkezi, Elazığ/Harput Kalesi, T(ı)rabzon/Taşhan, Tokat/Taşhan, Vakfıkebir/ Kemaliye İlköğretim Okulu Ek Bina ve Eski Hükûmet Binası, Beşikdüzü/Eski Hükûmet Konağı, Ordu/Boztepe, Nevşehir/ Kapadokya Hava Limanı ve Kapadokya Üniversitesi gibi, birçok şehrimizdeki ‘bozulma’ numûnelerinden bahsetmiştim ki, geçen zaman içinde, bâzılarının düzeltildiğine şâhit oldum, hepsinin idarecilerine teşekkür ederim...
Ancak; bu durum, Samsun’da, bilhassa TAŞHAN’da farklı bir şekilde görünmektedir ki, büyük harcamalarla, beş yüz yıllık tarihî esere (ASANSÖR) yapılmış, çok şeyi değiştirilmiş, eser tarihîlikten çıkmış ve îkazımıza rağmen kimsenin kılı kıpırdamamıştır.
Yukarda ifade ettiğim gibi, sâdece insanlar değil; coğrafyalar da, tarihî eserler de konuşurlar; coğrafyalar da, tarihî eserler de gülerler ve ağlarlar!..
Onları güldürmek ve onlarla gülmek, hem millî vazifemiz ve hem de insanlık borcumuzdur!.
Yorumlar
Kalan Karakter: