Bence Türk futbolundaki en büyük sorunlardan biri, oyun alanının dışına taşan ve sürekli büyüyen hakem tartışmaları. Her hafta bir başka maçta, bir başka pozisyonda hakem konuşuluyor. Bu durum, ne takımlara fayda sağlıyor ne de izleyiciye futbol keyfi bırakıyor.
Hakem hataları elbette olacaktır ama bu hatalar; futbolun tüm gündemini meşgul edecek kadar ön plana çıkmamalı. Türkiye Futbol Federasyonu, bu konuda güven tazelemek istiyorsa ilk olarak hakem atamalarında adaleti sağlamak zorunda.
Atamalar şeffaf yapılmalı, performans esas alınmalı ve takımlara göre değil, oyunun hakkaniyeti üzerinden değerlendirme yapılmalı. Böylece en azından haftanın özeti 'hangi hakem ne yaptı' değil, 'hangi takım nasıl oynadı' olur.
Türk futbolunda yıllardır süren '4 büyükler' merkezli algı da bu dengesizliği pekiştiriyor. Oysa ligimizde yalnızca dört kulüp yok.
Toplam 18 takım mücadele ediyor ve her biri bu organizasyonun önemli bir parçası. Birbirini tamamlayan bu yapı içerisinde her takımın emeği, taraftarı ve hayalleri var. Hakem kararlarının da bu eşitlik üzerinden şekillenmesi şart. Sadece büyük maçlarda değil, küme düşme hattındaki mücadelelerde de aynı hassasiyet gösterilmeli.
Konuşmamız gereken asıl şey aslında futbolun kendisi. Takımların oyun planı, oyuncuların performansı, teknik adamların stratejileri... Bunlar futbolun gerçek konusu olmalı. Medyanın, kulüp yöneticilerinin, federasyonun ve taraftarın ortak sorumluluğu burada başlıyor. Gündemi sahaya çevirmek, futbolun geleceği açısından önemli bir adım olur.
Bir diğer önemli mesele de genç yeteneklerin kazanımı. Bu konuda son dönemlerde bazı kulüplerin attığı adımlar oldukça değerli. Altyapıya yatırım yapan, gençleri A takıma taşıyan ve bu oyuncuları sahada cesurca oynatan anlayış, futbolumuz için umut verici.
Türkiye’nin dört bir yanında keşfedilmeyi bekleyen yüzlerce genç var. Bu çocukları kazanabilirsek, yalnızca sportif anlamda değil, ekonomik açıdan da güçlü bir yapı kurabiliriz. Kulüplerimiz Avrupa’da rekabet etmek istiyorsa; yüksek bonservisli transferlerden çok, kendi yetiştirdiği yıldızlara yönelmeli.
Ekonomik anlamda sıkıntılar yaşayan kulüplerimiz için en doğru yol, gençleri parlatmak ve hem sahada hem transfer piyasasında değer üretmektir.
Avrupa’ya oyuncu satan, UEFA organizasyonlarında başarı kazanan kulüpler, kendine olan güveni de yeniden inşa eder. Şu anda ülke futbolunun en çok ihtiyaç duyduğu şey de bu güven duygusudur. Her yıl Avrupa kupalarına katılmak, gruplardan çıkmak, final oynamak hayal değil ama bunun için akılcı bir planlama ve istikrarlı bir strateji şart.
Son olarak, derbiler konusuna da değinmek isterim.
Elbette bu maçlar, her zaman özel olacak. Kulüp tarihleri, taraftar kültürü ve şehirlerin rekabeti, bu maçları farklı kılıyor. Ancak bu özel maçlar, zaman zaman sosyal gerilimlere dönüşüyor. Oysa bu maçlar; coşkunun, centilmenliğin ve futbolun şenlik tarafının ortaya çıkacağı anlar olmalı.
Derbiler, kavga değil, kardeşlik atmosferiyle anılmalı. Sahadaki rekabet, tribündeki nezaketle birleşirse; futbol gerçek anlamda birleştirici güce dönüşür.
Yorumlar
Kalan Karakter: