Galatasaray sahaya çıktıysa, sıradan bir maç beklemek zaten saflık olur. Ama bu kez sahada yalnızca bir takım yoktu; sanki çelikten zırhlarını kuşanmış, görevi belli bir birlik vardı. Terminator misali; yıkılmaz, durdurulmaz, vazgeçmez…
İlk golle saray öne geçti. Tribünler ayağa kalktı, gece Galatasaray’ın gecesi olacak mesajı erkenden verildi. Fakat futbol bu… Juventus neredeyse yok denecek kadar az pozisyonla iki gol buldu ve ilk yarı 2-1 tamamlandı. Kağıt üzerinde tablo farklı görünüyordu ama sahadaki ruh başka bir şey söylüyordu.
İkinci yarı başladığında artık sahada bir takım değil, çelikten bir irade vardı. Hırslı, disiplinli, atletik, mental olarak diri… Her biri görev bilinciyle oynayan Galatasaraylı futbolcuların hedefi belliydi: Juventus’u oyun olarak imha etmek.
Ve yaptılar.
Topa hükmeden, oyunu rakip yarı sahaya yıkan, fizik gücüyle ezip geçen bir Galatasaray izledik. Her oyuncu kendi pozisyonunda bir savaşçı gibiydi. Osimhen’in bitiriciliği, Barış’ın enerjisi, Sanchez’in savunmadaki duvar oluşu, Abdülkerim’in liderliği, Yunus Akgün’ün dinamizmi, Sara’nın oyuna kattığı denge, Torreira’nın orta sahadaki çelik presi…
Hepsi bir zincirin halkasıydı. Görev belliydi, hedef netti.
Burada Okan hocaya özel bir parantez açmak gerekir. Oyuncularını yalnızca taktik olarak değil, mental ve atletik olarak da zirveye hazırlamış. Sahada özgüvenli, inanan ve ne yaptığını bilen bir Galatasaray vardı. Okan Buruk, Galatasaray tarihinin en kıymetli teknik adamları arasına adını altın harflerle yazdırma yolunda emin adımlarla ilerliyor.
Bu galibiyet yalnızca bir skor değil; bir duruş, bir karakter göstergesidir. Galatasaray o gece futbola da, gole de doyurdu izleyenleri. Tribünlerde coşku, ekran başında heyecan vardı.
Müthiş bir galibiyet, müthiş bir gece…
Tebrikler Galatasaray.
Yorumlar
Kalan Karakter: