Çaykur Rizespor, Galatasaray karşısında maça önde basarak başladı. Rakibin rahat oyun kurmasına izin vermeyen, özellikle Galatasaray’ın savunmadan çıkışlarını bozan bir anlayışla sahadaydı.
Gol gelene kadar Rizespor’un hem savunmayı hem hücumu dengede tutmaya çalıştığını gördük. Önde baskıyla Galatasaray’ın oyununa karşılık vermeye çalıştılar ve bunu belirli bölümlerde başardılar.
Galatasaray cephesinde ise sahaya çıkanla oyuna giren arasında kalite farkı yoktu.
Oyundan çıkan da, oyuna giren de ayrı bir ‘yıldızlık hikâyesi’ yazarcasına oynadı. Bu, büyük takım refleksidir. Skor anlamında Galatasaray ezber bozmadı.
Kazanma alışkanlığı olan takımlar, zorlandıkları maçlarda bile skor üretmenin bir yolunu mutlaka bulur. Galatasaray için bu, sezonun en büyük artılarından biri.
Ancak şunu da net söylemek gerekir: Rakiplerin önde bastığı anlarda Galatasaray’ın zaman zaman zorlandığı dakikalar bu maçta da görüldü. Bu durum daha önce Kayserispor maçında da karşımıza çıkmıştı. Buna rağmen Galatasaray’ın gol üretkenliği inanılmaz seviyedeydi. Son iki maçta atılan 7 gol, gerçekten muazzam bir istatistik. Bu rakam, hücum gücünün ne kadar üst seviyeye çıktığını net biçimde gösteriyor.
Elbette bu maçta Galatasaray’ın pozisyon verdiği anlar da oldu. Savunmada zaman zaman açıklar görüldü.
Fakat sonuç olarak Galatasaray, yetenekli ayaklarıyla sonuca gitmesini bildi. Büyük takımları diğerlerinden ayıran temel fark da budur. İyi oynamadığınız anlarda bile kazanabilmek…
Sonuç itibarıyla Galatasaray, bu maçta da kazanma alışkanlığının ne kadar değerli olduğunu gösterdi. Bu alışkanlık, bir takım için sadece üç puan değil; özgüven, süreklilik ve şampiyonluk yolunda en büyük sermayedir.
Yorumlar
Kalan Karakter: