Birçok kişi işitme kaybını sadece yaşlılıkla ilişkilendirir. Oysa duymanın zayıflaması, sadece kulakla değil; yaşamla, insan ilişkileriyle, hatta sevgiyle bağlantılı bir meseledir. Sessizleşen bir hayat, yalnızca kulakların değil, kalplerin de yavaş yavaş dış dünyayla bağını koparması demektir.
Çocukların, gençlerin ya da yetişkinlerin duymadıkları bir sözcük, bir uyarı ya da bir sevgi ifadesi, aslında iletişim zincirinin kırıldığı bir anı simgeler. Bu yüzden işitme kaybı, yaşlıların değil, duymaya değer veren herkesin sorunudur.
Sessizlik, Bir Hastalık Değil; Bir Yalnızlık Hâlidir
Bir çocuğun, annesinin seslenişini duymaması…
Bir gencin, öğretmeninin cümlesini kaçırması…
Bir babanın, çocuğunun “baba” deyişini işitememesi…
Bunlar, tıbbi bir rahatsızlıktan öte, toplumun farkında olmadığı bir iletişim yoksunluğu tablosudur.
İşitme kaybı erken fark edilmezse, bireyde yalnızlaşma, içe kapanma ve özgüven eksikliği gibi duygusal sonuçlar doğurur.
Ne yazık ki birçok aile, çocuklarının seslere tepkisiz kalmasını “dalgınlık” ya da “utangaçlık” olarak yorumlar. Oysa bazen sessizlik, bir çağrıdır — duyulmayan bir yardım isteğidir.
Ailelerin Duyarlılığı, Geleceğin Sessizliğini Önler
İşitme kaybı bazen doğuştan, bazen çevresel nedenlerle ortaya çıkar. Ama en önemli etkenlerden biri, ailelerin farkındalık düzeyidir.
Bir çocuk, televizyonu hep yüksek sesle izliyorsa, adını birkaç kez tekrarlayınca dönüyorsa, bu “dikkatsizlik” değil, fark edilmeyi bekleyen bir sorundur.
Ailelerin bu konuda duyarlı olması, yalnızca çocuklarının değil, toplumun gelecekteki iletişim sağlığının da teminatıdır. Çünkü erken fark edilen her problem, büyümeden çözülür.
Duymak, Anlaşılmanın İlk Adımıdır
Toplum olarak sıkça konuşuruz, ama çoğu zaman duymayız.
Birbirimizi anlamadığımız her an, aslında içimizdeki seslerin kaybolduğunun işaretidir.
İşitme kaybı yalnızca fiziksel bir eksiklik değil, empati eksikliğinin de bir göstergesidir.
Bir yaşlının sözünü sabırla dinlemek, bir çocuğun fısıltısına kulak vermek, insanı insan yapan değerlerin en temelidir.
O yüzden duymak, sadece bir duygu değil; bir sorumluluktur.
Sessizlikte Kaybolmamak İçin
Bugün teknolojinin, gürültünün ve hızın içinde duymayı unutan bir toplum hâline geldik.
Oysa bir insanı anlamanın yolu, önce onu duymaktan geçer.
Sesini kaybetmiş bir toplum, vicdanını da kaybeder.
İşitme kaybını sadece kulakla sınırlı bir sorun olarak görmek, bu sessizliği büyütmekten başka bir işe yaramaz.
Belki de sormamız gereken soru şudur:
Gerçekten duyamıyor muyuz, yoksa duymak istemiyor mu?
İ. Ethem Demiroğlu
Yorumlar
Kalan Karakter: