Okullar açıldı, sınıflar yeniden çocukların sesiyle doldu. Kimisi yüksek sesle güler, kimisi yerinde duramaz. Ama bazıları vardır ki hep sessizdir. Parmağını kaldırmaz, derse katılmaz, oyunlarda kenarda kalır.
Biz o çocuk için hemen söyleriz: “İçe kapanık, çekingen, biraz da tembel.”
Ama ya öyle değilse?
Ya aslında sadece duyamıyorsa?
Bir çocuk, öğretmenini görür; dudaklarının kıpırdadığını fark eder ama kelimeler kulağına ulaşmaz.
Arkadaşları şakalaşır, güler… O ise gülümsemekte gecikir; çünkü sözleri kaçırmıştır.
Bir soru sorulur; cevabı bilir belki ama tereddüt eder, yanlış duymuş olma ihtimali onu susturur.
İşte o sessizlik, onun tercihi değildir.
O, dışarıdan görünen bir sessizliğin içinde, içten içe bir kalabalığın arasında kalmıştır.
Ben kendi evimde gördüm bunu.
Doğuştan işitme engelli bir ablam vardı. Annem gözlerinin içine baka baka konuşur, bir tepki beklerdi.
Ama o sadece gülümserdi. Sessiz bir gülümseme.
Yıllar sonra anladım ki o gülümsemenin ardında koca bir sessizlik varmış.
Bugün hâlâ birçok çocuk aynı sessizliğin içinde.
Onları yaşıtlarından, derslerinden, hayattan uzaklaştıran bir sessizlik bu.
Ve biz çoğu zaman fark etmiyoruz.
Sevgili öğretmenler, bir öğrenciniz sizi dinlemiyormuş gibi görünüyorsa biraz daha dikkat edin.
Belki dinlemek istiyor ama duyamıyordur.
Sevgili anne babalar, “Zamanla konuşur” demeyin.
Zamanla sadece sessizlik büyür.
Bir işitme testi, küçücük bir cihaz, doğru zamanda yapılan bir müdahale…
Bazen bir çocuğun geleceğini değiştirir.
Sessizlikten kurtarıp, seslerle, kelimelerle, hayatla buluşturur.
Unutmayın:
Sessiz kalan çocuk yoktur.
Duyulmamış, fark edilmemiş çocuk vardır.
Siz hiç bir sessizliğin içini duymaya çalıştınız mı?
Yorumlar
Kalan Karakter: