İşitme kaybı dedin mi çoğu insanın aklına yaşlılık gelir. “Yaşlanınca olur” deriz, “alış” deriz, “geçer” deriz. Oysa işitme meselesi sadece kulaktan ibaret değil. Toplumsal bir mesele, aile meselesi, eğitim meselesi. Bizde en büyük yanlış anlama şu: duyamayan insan, çoğu zaman “anlaşılmayan” insan haline gelir; insanlar onu “konuşamayan”, “ilgisiz”, “kaba” diye etiketler.
Ben sahadayım. Her gün işitme kaybı yaşayan insanlarla karşılaşıyorum. Kimisi yıllarca cihaz takmaktan kaçınmış, kimisi “ben iyiyim” deyip gelmemiş, kimisi etraftan gelen alaylardan çekinmiş. Çok gördüm şu cümleyi: “Keşke daha önce alsaydım.” Ama ne fayda, zaman geri gelmiyor.
Erken teşhis mi? Hâlâ eksik
Yenidoğan taramaları, bazı merkezlerde var, bazı yerlerde eksik. Okul döneminde taramalar düzensiz. Aile ‘geçer’ derken çocuk dil gelişiminde, okul başarısında geri kalıyor. “Çocuğum içine kapanık” deniyor; gerçeği kimse sormuyor: “Acaba duymuyor mu?”
Erken teşhis, basit bir testle başlıyor. Basit ama hayat kurtarıcı. Bir test 5 dakika sürer, bir çocuğun yaşamını değiştirir. Bu gerçeği sürekli söylememize rağmen toplumda kabul görmüyor; sağlık sistemi içinde de bu öncelik her yerde aynı değil.
Cihaz fiyatları arttı, destek sabit kaldı
Teknoloji ilerledi. Cihazlar akıllandı, küçüldü, telefonla konuşuyor, sesleri filtreliyor. Ama maliyetleri dövize bağlı olarak arttı. SGK desteği ise yıllardır aynı kalınca vatandaş doğru cihazı almakta zorlanıyor. Bu da iki sonuç getiriyor: ya insanlar düşük performanslı bir seçenekle yetiniyor ya da cihazı hiç almıyor.
Devlet desteği önemli ama yeterli değil. Bir düzenleme, yeniden değerlendirme şart. İnsanlar kaliteli erişim için makul fark ödemeli; ama devlet de bu yükü hafifletmeli. Aksi halde teknoloji var, erişim yok.
Meslek ve merkez eksikliği
İyi bir cihazı alana kadar, onu kullandıran ekip çok önemli. Odyometristlik işinin yarısı tekniktir, yarısı insani yaklaşımdır. Türkiye’de iyi eğitim almış kişiler var; ama dağılım düzensiz. Kimi şehirde nitelikli merkez var, kimi yerde ise hizmet sunan ama takip yapmayan satıcılar.
Multidisipliner yaklaşıma ihtiyaç var: odyolog, KBB, psikolog birlikte çalışmalı. Çünkü işitme kaybı bazen psikolojiyi de etkiler; yalnızlık, çekilme, depresyon görebiliyoruz. Bir merkez sadece cihaz verip göndermemeli; takip etmeli, ayar yapmalı, rehabilitasyon sunmalı.
Toplumsal algı sorunlu
“Sağır duymaz uydurur” gibi deyimler hâlâ dolaşıyor toplumda. Bu söylemler insanları utanmaya, gizlemeye itiyor. “Ben söylemiyorum, onlar duysun” anlayışı yaygın. Halbuki basit bir empati yeterli: karşımızdaki kişi anlamıyorsa, ona bir kez daha yüksek sesle değil, anlayacağı şekilde yaklaşmak gerekir.
Toplumu eğitmek gerekiyor. Okullar, aileler, işyerleri farkındalık kazanmalı. “İşitme kaybı bir kusur değil, tedavi edilebilir bir sağlık sorunudur” demek lazım. Bu bilinci yaymak için medyayı, yazıyı, köşeyi kullanmalıyız.
Ne yapılmalı? Kısa ve net öneriler
Yenidoğan ve okul çağı taramalarını yaygınlaştırın. Bir test, bir hayat demektir.
SGK destekleri güncellenmeli; cihaz ve rehabilitasyon paketleri yeniden değerlendirilmeli.
Merkezler niteliklendirilip sertifikalandırılsın; cihazı veren, ayarını yapan, takip eden ekip belgeli olmalı.
Multidisipliner klinikler teşvik edilmeli; odyolog + KBB + psikolog iş birliği zorunlu hale getirilmeli.
Toplumsal farkındalık kampanyaları (okullar, işyerleri, medyada) başlatılmalı; “duymak değil, anlamak” vurgusu olmalı.
İnsan merkezli bir bakış
İşitme sağlığı sadece bir cihaz meselesi değildir. Bir toplumun vicdanı, o toplumun en zayıf sesi duyup duymadığıyla ölçülür. Biz hâlâ duymayanı suçluyoruz; “anlamıyor” diyoruz. Asıl görevimiz, anlamayı kolaylaştırmak. Cihaz vermek başlangıçtır; asıl iş hayatı geri vermektir
Yorumlar
Kalan Karakter: