2025 yılının Kasım ayının önemli haber başlıklarından biri de, “Konya Ovası’nda Devasa Obruklar” başlıklı haberdi.
Türkiye’de ve dünyada ‘siyâsetin’, ortalığı bu kadar ‘allak-bullak’ edip sarstığı böyle bir zamanda, Konya Ovası’ndaki obruklarla kim meşgul olur, bu obruklar kimin umurunda olur, sözünün tam da hakikatini yaşıyoruz.
Olmadı, olunmadı, zâten!..
Konya Ovası’nda, ne yazık ki, -yine yaygınağ (internet) haberlerine göre- “30 metre derinlik ve 7-8 metre çaplı çok sayıda obruklar meydana gelmiştir.
Buna sebep olarak da, “İklim değişikliği” veya “yeraltı sularının yanlış kullanılması” gibi mazeretler ileri sürülmekte ve yine, bu hususta inandırıcı çâre söz konusu olmadığı gibi, hiçbir çözüm teklifine de şâhit olmadık.
O kadar ki, bu obrukların sayısında da ürkütücü rakamlar telâffuz edilmektedir.
Yaşadığımız dünyâda/yeryüzünde, her şey ‘insana’ emanettir; aynı zamanda, insanın emrinde ve insanın hizmetindedir.
Fakat aynı zamanda da, o, insanın korumasına tevdi edilmiş olup; insan, onun her türlü tahribatından ve kirlenmemesinden de yegâne mes’uldür.
Üzüntüyle ifade etmeliyim ki, senelerdir; Konya Ovası, deyip geçiliyor…Bu cümleyi, yanlış ve şuursuzca söylemiyorum, geçiliyor!..
Şâyet, biraz olsun, kanunlarımıza ve belki de ondan önce vicdanımıza danışmış olsaydık, sâdece, “Şüphe yok ki, Allah, israf edenleri/müsrifleri sevmez” (A’râf, 31) âyet-i kerimesi, bize ilham verir ve –bu hususta numûne teşkil eden-Konya Ovası’nın ne büyük bir ‘israf’ menbaı olduğunu idrâk ederdik.
Şâir-Yazar ve Siyâsetçi Feyzi Halıcı (1924-2017) , gençlik döneminde, -bundan takriben bundan 80 sene önce- bu âyet-i kerimenin idrâk ettirdiği şuurla, Âşık Fezaî mahlasıyla yazdığı “KONYA” başlıklı şiirinde şöyle der:
Tarihin yüreği, can beldesidir,
Asırla ölçülmez yaşı Konya’nın.
İç Anadolu’nun şan beldesidir,
Dünyada bulunmaz eşi Konya’nın.
Şanlı zaferlerin büyük durağı,
Namlı seferlerin yolu, uğrağı.
Bin türlü hazine saklar toprağı,
Bulunmaz servettir taşı Konya’nın.
Dört bir köşesinde eski eserler,
Camiler, türbeler yükselmiş yer yer.
Ney sesiyle dolmuş taşmış bu yerler,
Bu makamla şakır kuşu Konya’nın.
Yazı ne güzeldir can katar cana,
Buz gibi suları iç kana kana.
Kuvvet kaynağıdır verir insana,
Bir başka sağlamlık kışı Konya’nın.
Çoktan kuraklığa çekildi bir set,
Taşar tarlalardan feyiz, bereket.
Fezaî beş vakit Rabbe dua et,
Bol olsun ekmeği, aşı Konya’nın.”
Üzülerek ifade etmeliim ki, tarihin bu gününde, Konya’yı, genç Feyzi Halıcı kadar idrâk edemedik!..
Târihî eserleri, câmileri, türbeleri, ney sesleri...bir yana, mevzumuza ışık tutan, “İç Anadolu’nun şan beldesi..”, “Dünyada bulunmaz eşi…”, “Bin türlü hazine saklar toprağı/ Bulunmaz servettir taşı..”, “Buz gibi suları…”
VE;
“Çoktan kuraklığa çekildi bir set,/Taşar tarlalardan feyiz, bereket./Fezaî beş vakit Rabbe dua et,/Bol olsun ekmeği, aşı Konya’nın.”
Mısralarının şuuruna hâlâ eremedik/ulaşamadık!..
Bundan birkaç sene önce yazdığım “İstanbul Kanalı Değil, Önce Konya Ovası” (Bknz. M. Halistin Kukul, Samsunhabertv-25 Aralık 2019; Wwwkapsamhaber.com-26 Mayıs 2025, 10. 42) başlıklı makalemde, bunun önemine dikkat çekerek, vaktin geçmekte olduğunu ifadeye çalışmıştım.
Görünen odur ki, Konya Ovası bahsinde de, çok daha bekleyeceğiz!
Sözünü ettiğim makalemde, İstanbul hakkında izâhatta bulunduktan sonra, Konya Ovası hakkında şöyle demişim:
“Hâlbuki, elimizde, işlenmeyi bekleyen koskocaman bir Konya Ovası bulunmaktadır. 1961 yılında, henüz ondokuz yaşımı sürerken, Askerî Lise’yi bitirip, Erzincan’dan, kara t(i)renle, Kara Harp Okulu için, İzmir Menteş Kampı’na giderken ilk defa gördüğüm devasa Konya Ovası, yıllar yılı, gözü yollarda, hizmet bekliyor...
Ne yazık ki, bu ovamız, neredeyse, hâlâ yaratıldığı gibi duruyor!!!
Bu Konya Ovası ki, tamı tamına 151.000 (yüzellibirbin) kilometre karedir. Bu Konya Ovası ki, kendilerinden et aldığımız, buğday, mercimek, canlı hayvan, vs. aldığımız pek çok ülkenin yüzölçümünden çok daha büyüktür. Meselâ; 41.285 km2lik İsviçre’den; 41.543 km2lik Hollanda’dan; 93. 030 km2lik Macaristan’dan; 131.957 km2llik Yunanistan’dan; 88. 361 km2lik Sırbistan’dan ve 110.994 km2lik Bulgaristan’dan...büyüktür.
Bu büyüklüğünün yanındaki üretimsizliği; onun, âdeta mahkûm ettiğimiz vaziyetindeki mahrûmiyetini ve sâhipsizliğini de ortaya koymaktadır.
Benim, altmış küsur sene önce gördüğüm Konya Ovası’nda değişen nedir, derseniz, cevabım, hemen hemen, ‘hiçtir’ olacaktır. Elbette ki, Mevlâna şehri Konya gelişmiş, açılıp serpilmiş güzelleşmiştir. Ancak; gazetelerden okuduğuma göre, ovada, yerkabuğundaki çatlaklar artmış ve derin obruklar oluşmaya başlamıştır ve bu durum hızla devam etmektedir!..
Türkiye Cumhuriyeti için büyük bir hizmet sahasıyla karşı karşıyayız: Kuzeyinde Ankara, Kırıkkale, Kırşehir’e; Batısında, Afyonkarahisar, Isparta’ya; Güneyinde, Karaman, Antalya, Mersin’e; Doğusunda, Aksaray, Niğde, Nevşehir, Adana/Çukurova’ya gönül bağlayan koskocaman Konya Ovası, su bekliyor, işlenmeyi bekliyor, hizmet bekliyor ve sâdece Türkiye’ye değil, dünyâya açılan üretimin şahlanışını bekliyor!..
Su kanallarımı açın; sizi değil, dünyayı besleyeyim diye haykırıyor Konya Ovası!..
Konya şehri, zâten buna hazır...Kültürü, an’anevî değerleri, çalışkan insanlarıyla hazır!..
Konya Ovası’nı hizmete sunun ki, hem ziraatimiz, hem hayvancılığımız ve hem de ticâretimiz yüksek mertebe kazansın!..İşsizliğimiz azalsın!..
Oraya hizmet sunalım ki, elâlemden buğday, et, pirinç, mercimek vesâire almayalım...satalım!..”
İhmâli görüyor musunuz? İsrâfı görüyor muşunu? Gafleti hattâ ihâneti görüyor musunuz?
Yorumlar
Kalan Karakter: