'Birinci Dünya Harbinde, dörtbuçuk sene, Kafkaslarda cepheden cepheye koştuktan ve bu felâketli harbin bütün sefâlet ve ızdıraplarını çektikten sonra, nihayet İstanbul’da terhis edildim.”
( Bknz: Ord. Prof. Dr. Ali Fuad Başgil, Gençlerle Başbaşa, Baha Matbaası, İstanbul 1959 Sy.57 )
Diyen Ord. Prof. Dr. Ali Fuad Başgil, “ Türkçe Meselesi “ adlı eserinde de şunları söyler:
“ Okuyucularımla Türkçemiz üzerine dertleşeceğim. Türkçemiz diyorum, zira, benim nazarımda ve tarihin öğrettiği hakikatler önünde, bu memlekette “ Osmanlıca ” ve “ Öz Türkçe”, beyaz Türkçe, Kızıl Türkçe…gibi birkaç dil yoktur. Nitekim bu topraklar üstünde Osmanlılar, Öz Türkler…diye kimi, Bizanslılar gibi, gelip geçmiş; kimi de nereden gelip ne idüğü belli olmayan bir çok millet yoktur.
Bu topraklar üstünde bir tek millet vardır: Muhtelif soy unsurlarının uzun bir tarih vukuatı ve istihaleleri (başkalaşmaları) içinde ve bir çok ruhî ve içtimaî faktörlerin yumruğu altında yuğrulup Türk ekseriyetinin kanı, inancı ve kültürü ile kaynaşmasından hasıl olan ve ülke hududları Lozan muahedesiyle ( anlaşmasıyla) çizilen bugünkü Türk milleti. Bu milletin de bir tek dili vardır: Yerli ve yabancı muhtelif dil elemanlarının tarih kazanında kaynaya kaynaya helmelenip (iyice pişip) hamur olmasından meydana gelen ve her büyük milletin dili gibi, iç ve dış mantığın icaplarına göre, yavaş fakat devamlı bir tekâmül süzgecinden geçerek süzüle süzüle bugünkü berraklığını bulan memleket dili Türkçemiz…”
( Bknz: Ord. Prof. Dr. Ali Fud Başgil, Türkçe Meselesi, Yağmur Yayınevi, İstanbul 2006, sy.13-14 )
Gençliğinin en verimli döneminde, Başgil Hoca,- ki, 1893 doğumludur ve Birinci Dünya Harbi başladığında ise, 21 yaşındadır- dörtbuçuk sene yâni yirmibeş yaşına kadar cephede bilfiil savaşmış biri olarak, milletin çerçevesini çizerken, hem ilmî ve hem de fiilî / amelî olarak “ Türk Milleti”nin her türlü vasfını ortaya koymaktadır.
Bütün bu emeklerin neticesi olarak teşekkül eden vasıflarla ” bir çok ruhî ve içtimaî faktörlerin yumruğu altında yuğrulup Türk ekseriyetinin kanı, inancı ve kültürüyle kaynaşan…bugünkü Türk milleti” vücûd bulmuştur.
Onun dili olan Türkçe de, “ her büyük milletin dili gibi “, “ bugünkü berraklığını “ kazanmıştır..
Mart 1949’da Hür Fikirler Mecmuası’nda yayınlanan “ Dil Meselesi Hakkında” adlı makalesinde de Türk milleti ile Türkçe arasındaki irtibatı şu ifadelerle sunar:
“ Asırlar boyunca sayısız Türk nesillerinin tefekkür nuru ile yuğrulup meydana gelen ve bugün millet birliğimizin temelini teşkil eden dilimiz, bir zamandan beri, mânası anlaşılmaz bir baskı politikasına âlet edilmektedir. ( Bknz: a.,g.,e., SY.79)
Demek ki, “ Asırlar boyunca Türk nesilleri” ve bu “ Türk nesillerinin tefekkür nuru “ varmış! Bu da; “ millet birliğimizin temelini teşkil ediyor” muş!
Başgil Hoca, bu “ tefekkür nuru ”nun şanlı bir numûnesidir!