Prof. Dr. Ahmet Sevgi, “Beyitler Arasında” adlı kitabında, “Dîvan Şiirinden Faydalanmak” başlıklı makalesinde, Muhibbî mahlası ile şiirler yazan ve Avrupalılar’ın Muhteşem Süleyman (27 Nisan 1494-1566) dedikleri büyük Türk hükümdârı Kanunî Sultan Süleyman’ın bir beyti hakkında şöyle diyor:
“Kanuni Sultan Süleyman’ın, sağlığın önemini ölümsüzleştiren aşağıdaki beyti Batı’da bir kral tarafından söylenmiş olsaydı emin olun hastahânelerinin girişine altın harflerle kazırlardı:
“Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi
Olmaya devlet cihânda bir nefes sıhhat gibi”
Demek ki, -kepâzelikleri bir yana- Batılı olabilmenin bir hususiyeti de, “kıymet bilmek” olarak karşımıza çıkıyor ve bu noktada kendimize dönüp, hâlâ: “Niçin, kendi insanlarımızın kıymetini bilmiyoruz?” diye sormanın zamanı hakkında tereddütlü davranıyoruz.
Nasıl bir idrâke büründük ki, ‘taşları, yerliyerine koymayı’ bir türlü beceremiyoruz!..
Şu, senin adamın; bu, bana daha yakın; şunun, şurasında şu var; benimkinde yoksa, seninle niçin beraber olayım, mantıksızlığı, idrâksizliği, şuûrsuzluğu, kadir-kıymet bilmezliği, bütün müspet meziyetlerimizi silip süpürüyor.
Geçmişimize çok değer verdiğimizi söyleriz de, maalesef, bunu, kuru lâf’tan bir zerre ileri taşıyamayız.
Kıymet veren, unutmaz!..
Kıymet veren, kıymet üstüne kötü söz söylemez/söyletmez. Kıymet veren, o kıymetten hisse alır.
Kıymet veren, kusurları öteye beriye taşıyıp, dedikodu hamallığı yapmaz!
Kıymet veren; taşı, taş bilir; odunu odun; inciyi de, inci!..
Sen, taştan, odundan yana mısın yoksa inciden mi?
Sakın ha!..Taşın ve odunun kıymetsizliği anlaşılmasın!..Sözüm, inciye göre’dir!..
Sen, zarâfetten, kibarlıktan, doğruluktan yana mısın yoksa kabalıktan, şaklabanlıktan, yalancılıktan mı?
Neredeyse; günün her saatinde, şayet günlük hayatımızda ‘çekiştirecek’ biri(ler)ni bulamazsak, mutlaka mâzîdeki birine takılır, münâkaşa zemini hazırlarız; onu hırpalarız.
İstişâre/müşâvere/tenkid vesâire demiyorum..Doğrudan doğruya ‘taarruza’ geçiyoruz!..
Önümüze kim çıkarsa..Yeter ki, bizimle, çok değil, sâdece ‘bir noktada’ mutabık olmayan biri çıksın karşımıza..Kalanı kolay!
İstişâre, fikir teatisi, fikir alış-verişi, muhabbet..gibi kavramlar, inanınız ki, bizim lügatimizden çıkalı çok oldu…
Senin tuttuğun futbol takımını tutmuyorsam, vay hâline!..
Benimki, en sonda olsa bile, öyle!..
Bir maç sonucunu bile tartışmasını bilmeyenlerin; bir siyâsî partinin yanlışları ve doğruları üzerinde tahammülsüz olanların; şu veya bu fikrin, veya geçmişin değerleri üzerinde, müşterek kabûlü içlerine sindirmesi zordur.
Bir bakıyorsunuz, Osmanlı dediniz mi, birileri, onu yerin dibine batırıp silkeliyor; bir bakıyorsunuz, ondan başkasını gözü görmüyor ve bir bakıyorsunuz, birileri küplere biniyor, onun, hiçbir surette, hiçbir meselede/hiçbir hâdisede, yanlışlığını kabullenmiyor.
Koskoca Türk Cihân Devleti’ne, bir bütün gözüyle bakıp, onun ihtişamını kavrayamayanlar, öncesinde ve sonrasındaki dünyası çözemez, okuyamaz ve tahlil edemezler!..
İşin en kötüsü ise, hakaret’tir!..Nezâket ve insaniyeti öldüren yegâne iğrençlik, budur!..
Şu da, bir hakikat ki; bizim kadar, doğruluktan, ahlâklılıktan, iyilikten ve güzellikten bahsedip de, aksi istikamette ilerleyen yoktur gibi!..’Gibi’ yi, tedbir olarak, kendimi koruma altına almak için söylüyorum…Ola ki, muarızlarım olur!..
Câmilerde, okullarda, büyük-küçük sohbetlerinde, sokakta veya salonlarda, bu, hep böyledi!..
Doğruluk, yegâne dokunulmazımız, şaşmazımız, maksadımız ve hedefimiz olmalıdır!...
Güzellik ise; asla ve kat’a vazgeçilmezimiz, ülkümüz olmalıdır!..
Peki, bunca sataşma, bunca niza, bunca kavga, döğüş, gürültü-patırtı, bunca katliam, bunca vurgun, bunca çekişme nedendir?
Böyle bir cemiyetin “Muteber nesnesi..” ayakta durur mu?
Böyle bir cemiyetin “bir nefes”lik hayat hakkını kim ödemeye muktedirdir?
Biz; sâdece kitap sayfalarındaki okumayla değil, hayatın tecrübe süzgecinden süzülmedikten sonra, kendimizi, Hakk yolunun hizmetkârlığında bulmamız zordur!..
Âşıkını katleden biri, bu korkunç fiilinden sonra bile yalan konuşmaya devam ediyorsa, hangi insanlıktan söz edebiliriz?!
Aşkı bıçaklamak, sevdâyı kurşunlamak, bizim hangi sayfamızda yazılıdır?
Söz, nereden nereye geldi görüyor musunuz? Doğruya, iyiye ve güzele ulaşalım derken, birdenbire ‘batağın içine’ dalmışım da, haberim bile olmamış!..
M. HALİSTİN KUKUL
Yorumlar
Kalan Karakter: