Hâdiseler, artık, herkesin gözü önünde cereyân ediyor…Çağın teknolojisi, bize, harplerin her türlüsünü canlı canlı gösteriyor..
Kahpelikleri, kalleşlikleri, kancıklıkları, kâfirlikleri, kepâzelikleri ve katliâmları birer birer önümüze seriyor!..
İbret alıyor muyuz? Sanmıyorum!..
Bütün bunlar, aslında neymiş, akl-ı selimle düşünelim:
“Andolsun ki, biz, Âdemoğulları’nı/insanları, şerefli kıldık. Onlara karada ve denizde taşıtlar, rızıkların en güzellerinden verdik. Onları, yarattıklarımızın çoğundan üstün tuttuk.” (El-İsrâ, 70)
“Biz, ona, iki göz, bir dil, iki kulak vermedik mi? İki de yol (hayır-şer, iyilik-kötülük) göstermedik mi? (Beled, 8-10)
“Biz, insanı, gerçekten en güzel biçimde yarattık. Sonra da onu aşağıların aşağısına indirdik.” (Beled, 4-5)
Sâdece birkaç âyet arzettim.
“En şerefli kılınan” da, “En güzel biçimde yaratılan” da, “aşağıların aşağısına indirilen” de, aynı…Yâni, iinsan!..
Hulâsa; bu birkaç âyet bile, ‘insan’a, ne olduğunu, nereden geldiğini ve ne yapması gerektiğini îzaha yeterlidir.
Zîra; kendisine “akıl” gibi büyük bir nimet verilen yegâne mahlûk da, insan’dır.
Bu sebeple; kendisine, hangi yöne (iyiliğe veya kötülüğe) gideceğinin hesabını yapma ‘irâdesi/cüz’i irâde’ de verilmiştir.
İkrâm mı, isrâf mı, iltifat mı, iftirâ mı…yapacağını bilmelidir!..
İnsafı yoksa, vicdânı da yok demektir ki, böyle birinin ikramının ne ehemmiyeti olur!?
İhtiyaç sahibine uzanan elde, şâyet, zerre ‘gösteriş’ var ise, ondaki ‘kibir’, başa belâ değil midir?
Bu hususta da üç âyet-i kerîme arzediyorum:
“Büyüklük taslayanlar için cehennemde yer mi yok!” (Zümer, 60);
“Yeryüzünde böbürlenerek dolaşma.” (İsrâ, 37) ve
“Cehennem, kibirliler için ne çirkin ve ne kötü bir yerdir.” (Nahl, 29)
Ve bir hadîs-i şerifte de şöyle buyrulmaktadır: “En şerliniz/kötünüz, katı kalbli ve kibirli olandır.”
Bugünün insanlık âlemine bir bakalım..Bilhassa, Devletleri idâre edenlere…Bu sayılanlara ‘yakın birini’ görebiliyor musunuz?
“İnsan sosyal bir varlıktır”, der dururuz da, bunların hangisini rehber edinir, ‘doymazlıktan kurtulur’ ve çevremizdeki insanlara hangisiyle muamelede bulunuruz?
Bütün bunlar, kişi’ye, yâni doğrudan doğruya “insana hitap”tır.
Fertten cemiyete doğru yürününce, karşımıza Devlet çıkar!..Devlet; kişi’yi, koruyucu/himâye edici şemsiye’dir/öyle olmalıdır!..
Kişiler de, buna göre, gayret göstermeli, birlik olmalı, ilme sarılmadır.
Nerede yaşamış olursak olalım, hangi şartlarda hangi mevkilerde bulunursak bulunalım, insan olarak, yapmamız gereken asgari –iyi- işler vardır/olmalıdır.
İhsânda ve iltifatta bulunmak, ikrâm etmek, iyilik yapmak, insâflı ve vicdânlı olmak, iyi insan olmanın vasıflarındandır.
Bütün bunlar, güzel ahlâkın icâblarıdır ki, bugün, her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğumuz hasletlerdir.
Evet bugün…
Dünyâ, yangın yeridir ve kavrulmaktadır!.. Teknolojinin ‘kötülüğe dönük’ yüzü, kahpe ellerde, “o şerefli” ve “güzel yaratılan insan”lığı silip süpürmektedir.
Yâni; dünyâ, bugün, büyük bir ahlâkî buhran geçirmektedir!..
Buna, tam mânasıyla ‘adâletsizlik buhranı’ da diyebiliriz!..
Başta, Amerika Birleşik Devletleri ile ortağı İsrail ve İngiltere olmak üzere; boydan boya bütün Avrupa, Rusya, Çin ve irili ufaklı uşaklık mertebesizliğindeki devletler de bunlara dâhildir.
O hâlde; Türkiye, âcilen, aklı’nı başına almalıdır.
Târihe sık sık göz gezdirmek mecburiyetimiz vardır…
1776’da, bugünün tarihi itibariyle 250 sene önce kurulan ABD’nin, ilk başkanları George Washington’un Kızılderililere yaptığı katliâmlardan beri sicili berbattır.
Meselâ; F(ı)ransızların Cezayirlilere; İngilizlerin Avustralyalı Aborjinlere; Almanların Yahudilere; Yahudilerin, Filistinlilere; Sırpların, Boşnaklara; Rumların Balkan ve Kıbrıs Türklerine; yine Çinlilerin ve Rusların Türklere ve diğer kavimlere yaptıkları zulüm ve işkenceler, hep bu tarih defterinde kayıtlıdır.
Burada; ABD’yi başka bir yere mi koymak gerekir, bilmiyorum.
Zîra; ABD’nin 26. Başkanı olan Roosvelt de, 1886’da, New York’ta yaptığı bir konuşmada, “En iyi Kızılderili ölü Kızılderilidir” diyerek, “aşağıların aşağısı”ndaki yerini almıştı.
Tıpkı; aşağıların aşağısında bulunan, şerefsiz biri olan İngiliz General Churchill’in “Biz, insanları zehirlemeyeceğiz ki! Siz, Türkleri insandan mı sayıyorsunuz? Onlar, köpek ve domuz gibi ancak hayvan sayılabilir” dediği gibi, değil mi?
Bu ABD, 6 Ağustos 1945’te Hiroşima’ya hiç kılı kıpırdamadan atom bombası atan devlettir…
Bu ABD’nin Dışişleri Bakanlığı’nı yapmış olan Madeleine Korbel Albright, “Irak’ta 500 bin çocuk öldürdük. Zafer için gerekliydi. Buna değdi” (Basın, 28 Temmuz 2015) diyebilen zâlim bir kadındı.
Bugünlerde, ABD ve İsrail, İran’ı vuruyor. Haberler elbette ki, çok vahimdir.
Saldırılarda, Dînî Lider Hamaney, Savunma Bakanı ve Genel Kurmay Başkanı ve hedef alınan bir okulda 148 öğrenci öldürülmüştür. (Basın, 28 Şubat 2026)
Demek ki; George Washington’dan, Roosvelt’e, Salazar’dan Franco’ya, Mao’ya, Hitler’den Stalin’e, Churchill’den Albright’a…Trump’a ve Netanyahu’ya kadar hiçbir şey değişmemiştir..
Arap ülkelerinin hâli mâlûmdur.
Herbiri, bir yerden emperyalizme kapı aralamış, kol kaptırmış, boyun bükmüş ve Suudi Arabistan dâhil, bütün körfez ülkeleri ABD’nin yanında yer almıştır.
O hâlde;
Türkiye Cumhuriyeti Devleti; (iktidar-muhalefet) kaynaşmalı, günlük gelip geçici mâceralardan sıyrılmalı ve Türk Dünyâsı’yla irtibat sağlayarak gerçek gücünü ortaya koymalıdır.
Üçyüz milyonluk Türk Dünyası, kendisine çekidüzen vermeli ve varlığının önemini idrâk etmeli, teknolojisini geliştirmelidir.
İnsan olma’nın ve insanlığa hizmetin başka yolu kalmamıştır!..
Kişi olarak vazifemizi hakkıyla yapmanın endişesini ve mes’uliyetini taşımalıyız…
Devlet ise; kişi haklarına siper olup, adâleti tesis için dünyayı çok iyi mercek altına alabilmeli ve insanını korumasını bilmelidir!..
Tekrara gerek var mı, bilmiyorum:
TÜRK MİLLETİ olarak; her gün hattâ her dakika yeniden ‘karılıp - kuralan’ dünyayı iyi okumalıyız!.
Sen-ben çıkmazından kurtulmalı, gücümüzü birleştirmeli, teknolojimizi geliştirmeli ve insanlık âlemine yeni bir ümit olarak kendimizi göstermeliyiz!..
Yorumlar
Kalan Karakter: