Söyleyince, onlar utanmıyorlar ammâ duyunca ve tavırlarını görünce biz utanıyoruz!..
Hem yüzümüz kızarıyor, hem üzülüyoruz fakat onların yüzünde, ne bir kızarıklık ve ne de bir üzüntü alâmetine şâhit oluyoruz!..
Dünyâyı tanıyıp anlamam için, daha ne kadar ömrüm olmalı diye düşünüyorum...
Hâlâ anlamadığım/anlayamadığım nice şeylerle karşılaşıyorum!..
Ömrüm boyunca, böyle k(ı)ravatlı, böyle elbiseleri ütülü, böyle saçları taralı, böyle cepleri paralı, böyle bilmem ne kadar müşâviri olan mevki sahibi kimselerin, milletin huzurunda, çoluk-çocuk, genç-ihtiyar, kadın-erkek demeden, meydan meydan, ekran ekran edebden uzak söz edenlerini görmedim!.
Bunun için, ne günlere kaldık diyorum!..Yoksa, bunda, ne günün kusuru var, ne de bizim gibi kulaklarını tıkamaya ve gözlerini kapamaya çalışanların!
Diyeceksiniz ki, sen, niçin kulaklarını tıkayıp gözlerini kapatıyorsun!..Çirkin söz, sâhibine ait değil midir?
Tamâmen öyle!..
Öyle de...Yetmiyor!..Kulak bu, duyuyor!..Göz bu, görüyor!..His bu, tiksiniyor!..
Evet, tiksiniyor!...
Peygamber Efendimiz buyuruyorlar ki: "Aman aman! Fâhiş, açık ve çirkin sözlerden kaçının!..Zîrâ Allah ü teâlâ çirkin sözleri ve fâhiş konuşmaları sevmez".
Ne yapalım peki?
Bizi, öyle bir hâle getirdiler ki, Yûnus Emre'mizin dediği gibi:
"Oğlanlar öğüt almaz yiğitler tevbe kılmaz
Kocalar tâat kılmaz sarp rûzigâr olmışdur"
"Oğlanlar"ın "öğüt" almayıp, "yiğitler"in "tevbesiz oluşu; "kocalar"ın/ihtiyarlar'ın itaatsizliği/ibâdetsizliği bir yana;
"Beğler azdı yolından bilmez yoksul hâlinden
Çıkdı rahmet gölinden nefs göline talmışdur"
Hâlleri de, dünyâ yaratılalı beri devam edip gelmektedir!..
Demek ki, her devrin "beğler"i ve "yoksul"ları vardır...
Demek ki, her devirde, "rahmet gölünden" çıkıp, "nefs gölüne" dalanlar bulunabiliyormuş!..
Rabb'im, bizi, kibirden muhâfaza buyursun!..diye dûadan gayrı ne yapabiliriz?
Demek ki, mekân, zaman ve şahıs fazla bir şey değiştirmiyor...Fıtrat, aynı fıtrat!..
İnsan bu!..Dünyâ hayatı bu!..
Fakat..."Bu kadar da olur mu?" sorusuna cevap veremem.
Hani, çağdaş/modern/asrî/medenî insanlardık..Hani, hoşgörülüydük ve "Yaratılanı, Yaratan'dan ötürü sever"dik!..
Hani, yaşadığımız bu asır, medeniyetin zirve yaptığı zamandı...Demek ki, bu işler, demekle olmuyor.
Hazret-i Mevlâna: "Bilgi, mal, mevkî ve hüküm, kötü yaratılışlı kimselerin elinde fitnedir." buyurur...
Kâinatın Efendisi de: "Sabır, îmânın yarısıdır" buyurmaktadır.
Sabredeceğiz!..Yine sabredeceğiz!..Yine sabredeceğiz!..Ve...
Demek ki, k((ı)ravat, ütülü elbise, taralı saç, paralı cep, mal-mülk, makam-mevki...hiçbir şeyi değiştirmiyor/değiştiremiyor...
Deyip, hem sabredeceğiz ve hem de çalışacağız!..