Kimyâ mühendisliğine adım atmadan önce şairliğe başlayan Feyzi Halıcı; “Yaylaya Bir Gelin Geldi adlı şiir kitabında kendini tanıtırken şöyle der:
“İlk şiirim, 1933 yılında Konya’da Rehberi Hürriyet İlkokulu üçüncü sınıfındayken İstanbul’un o yılların en çok okunan gazetesi Son Posta’da yayınlanmıştı. Hem de birinci sayfada. Gazete, okuyucular arasında anketler yapar, gönderilen cevaplar yayınlanırdı. Babam, Son Posta’nın devamlı okuyucularındandı. Anket “İçki yararlı mı, zararlı mı?” konusunu içeriyordu.
“İçki evvelâ dosttur, fazlaca içenlere,
Tatlı ninniler söyler kendinden geçenlere,
Ruhunu sindirerek ruhlara yavaş yavaş,
Vücuda karşı açar öldürücü bir savaş,
Onun âkıbetinden söner nice ocaklar,
İçkiyi sevenleri ölüm erken kucaklar.”
Diye başlayan bu şiirimi babam o kadar beğenmişti ki, dana gözü gibi gümüş yirmi beş kuruşla ödüllendirmişti beni...
(…) 1940’lı yıllarda fikir ve sanat dergisi Çınaraltı ile tanıştım. Konya Lisesi’nin ikinci sınıfındaydım. Rahmetli Cemal Oğuz Öcal Konya’da evimizin bitişiğindeki komşumuzu ziyarete gelmişti. Tanıştık. Çınaraltı dergisine göndermek üzeri iki şiirimi aldı. Sonra devamlı olarak Çınaraltı dergisinde şiirlerim yayınlandı.”
Feyzi Halıcı’nın ilkokulun üçüncü sınıfında başlayan şiir mâcerasını, 19 yaşına gelince, 6 Kasım 1943 tarihli Çınaraltı Dergisi’nde, Orhan Seyfi ORHON, “GENÇ ŞÂİR FEYZİ HALICI” (Konyalı Âşık Fezaî) başlıklı makalesinde şöyle değerlendirir:
“Fezai, Anadolu’yu içinden tanıyor ve içinden seviyor. Şiirlerinde ilham, bir yayla rüzgârı gibi bol bol esmektedir. Bu hava size ırmaklarıyle, ormanlarıyle, dağlarıyle, tarlalarıyle, yaylalarıyla, köyleriyle, köylüleriyle, gelinleriyle, yiğit delikanlılariyle, Anadolu’yu yaşatır. (Yaylaya Bir Gelin Geldi) isimli şiirinden şu ses ve renk dolu parçasını okuyun:
Meydan ışıklandı ayla
Gönüller coştu halayla.
Kızlı, kızanlı, alayla
Yaylaya bir gelin geldi.
Kına yakıldı ellere,
Puşu bağlandı bellere
Yaylâ döküldü yollara
Yaylaya bir gelin geldi.
Kaynadı bakır kazanlar
Okundu çifte ezanlar.
Oyun oynadı kızanlar
Yaylaya bir gelin geldi.
Bu parçayı okuyanlar, yeni şiirin nereden ve nasıl doğacağını tahmin etmekte güçlük çekmezler. Halk şiirinin bin bir renkli motiflerini yeni bir terkip içinde kullanmayı bilen ve ona Anadolu dağlarında esen rüzgârların sesini karıştırmak sanatını gösteren genç şairler, beklediğimiz yarının büyük san’atkârları, millî şairleridir.”
Nihâyet 1957 yılına gelinir…Feyzi Halıcı, Çağrı’nın Ağustos 2005 tarihli 549. Sayısında yayınlanan “ÇAĞRI’NIN HİKÂYESİ” başlıklı yazısında, başladığı yeni hamleyi şöyle anlatır:
“Çağrı Dergisi 1957 yılında Konya’da yayımlanmaya başladı. Bir Eylül akşamı Meram’da şâir Fazıl Hüsnü Dağlarca’yla birlikte sekiz sanatsever sanatçı arkadaş olarak on bin yıllık Tarih, kültür ve sanat beldesi Konya’da bir derginin yayınlanmasının lüzumuna, geç bile kalındığına, hemen o ay içinde ilk sayının hazırlanıp sanat dünyasına sunulmasına oy birliği ile karar verdik. İlk itiraz eden ben oldum: ”5-6 sayı sonra beni yalnız bırakırsınız” dedim. ”Yok yok, el birliği ile yürüteceğiz. Çağrı Konya’mızın ve yurdumuzun yük akı bir dergi olacaktır.” dediler. Bir yıl bu dayanışma devam etti. Kırksekiz yıl bu kutsal kültür yükünü taşıma görevi benim sırtımda kaldı...”
Feyzi Halıcı, 1933 yılında, ilkokul üçüncü sınıfta iken çıktığı şiir yolculuğunu, Eylül 1957 tarihinde 33 yaşında, Çağrı Dergisi’ni yayınlamakla taçlandırıyordu.
Bugünün târihi itibariyle 755. sayısına ve 69 yılına ulaşan “Çağrı Kültür Sanat Folklor Dergisi”; O’nun vefâtının 8. yılında da, eşi Fatma Bahar Halıcı (Gökfiliz) ve oğlu Emrehan Halıcı tarafından yayınını sürdürmektedir.
Türk dostu İtalyan Ord. Prof. Dr. Anna Masala, “Türk Şiirinin Geleceği –III-” başlıklı makalesinde şöyle der:
“Feyzi Halıcı, halk şairlerinin hayal zenginliğini, Yunus Emre ve Hacı Bektaş-ı Veli’nin tasavvuf ruhunu, Celâleddîn-i Rûmi Mevlâna’nın derin hayat dersini, Hacı Bayram-ı Veli’nin felsefesini ve Dîvân Edebiyatı kültürünü miras almıştır.
(…) Sevda hüznünden bahsettiğinde onu herkes anlayabilir. Yesevî’ye, Yunus’a, Mevlâna’ya hitap ettiğinde duyduğu heyecan okuyucunun kalbini sarıverir. Onda tabiat sevgisi de çok kuvvetlidir. Su, yağmur bulutları, bir karanfil, bir fidan, Anadolu’da kar ve mavi gökyüzü, yaklaşmakta olan ilkbahar Feyzi Halıcı’nın mısralarıyla herkesin gözleri önüne gelebilir.” (Bknz. Feyzi Halıcı, Dörtlemeler, 2005 yılı özel derleme kitabı, Sf., Sf. 32)
Edebiyat Tarihçimiz Şeyh’ül- Muharirîn Ahmet Kabaklı ise, Halıcı’nın şiirlerini şu satırlarla değerlendirir:
“Feyzi Halıcı, hece şiirini başka bir öz ve değişik armoniler içinde devam ettiren yeni şâirlerden biridir. Bu vezni sürdürmekle birlikte eski ustalardan ve saz şairlerinden apayrı duyuş, tema ve söyleyişler bulabilmiştir. Gelenekli ve büyük ustalar çıkarmış olan bu tarza yeni bir üslûp getirebilmek, hakikî bir hüner olduğu gibi, yeniliğin biçim, şekil kalıplarını kırmadan da, yapılabileceğini göstermesi bakımından önemlidir.
Yeni ve güçlü olan bu söyleyişte Anadolu’nun başka havaları ve masallara, nakışlara, tarihî oluşlara dayanan kaderi söylenmektedir. Feyzi Halıcı’nın vezin tekniği yeni kıvranışlar, hareketlerle zengindir. Kafiyeleri taze ve değişiktir. Halk şiirinden gelme nazım şekilleri gibi gazele, mesneviye benzeyen yeni biçimler de denemektedir.
Halıcı’nın dili üzerinde durulmalıdır. İstanbul şivesini Anadolu illerinin kelimeleriyle beslemiş, canlı ve iyi seçilmiş konuşmaya dayalı bir şiir dili kurabilmiştir.
Feyzi Halıcı, son yılların kapalı, soyut şiir akımlarına, belki daha ziyade mistisizme, felsefeye kapanmak suretiyle katılmayı düşünmektedir. Anlam’dan sıyrılmak istediğini gösteren belirtilere şiirlerinde rastlanmıyor.” (Bknz. Ahmet Kabaklı, Türk Edebiyatı, Cilt:3, Türk Edebiyatı Yayınları, İstanbul 1974, Sf. 550)
Prof. Dr. Mehmet Kaplan, Feyzi Halıcı’nın şiir anlayışını şu iki cümleyle hulâsa eder:
“Memleket, din ve dostluk duygusu Feyzi Halıcı’nın şiir ve şahsiyetinin temel unsurlarıdır. O, bu şiirinde (Ellerime Kar Yağıyor şiiri) olduğu gibi, başka şiirlerinde de bu duygularını çağdaş şiir üslûbu ile anlatır.” (Bknz. Prof. Dr. Mehmet Kaplan, Cumhuriyet Devri Türk Şiiri, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1990, Sf. 477)
Muhakkaktır ki, Türk Şiiri, muhteşem bir mâzîye sahiptir ve bir an’ane olarak oradan getirdiği üstün poetik anlayışla millî kültürümüzün ana caddesinde hep tazelenerek yürümüştür.
Öncesinde Ahmet Yesevîler’le, Mevlânalar’la, Yûnus Emre, Fuzûlî, Bâkîler’le ve bilâhare, Mehmet Âkifler, Yahya Kemaller, Mehmet Eminler, Ziya Gökalpler, Orhan Seyfi Orhonlar’la..mesâfe katetmiş ve Faruk Nafizler’le, Necip Fâzıllar’la, Ahmet Hamdie Tanpınarlar’la, Fazıl Hüsnüler’le, Halide Nusretler’le, Ârif Nihatlar’laMehmet Çınarlılar’la ve Feyzi halıcılar’la bugünlere ulaşmıştır.
Feyzi Halıcı; zaman zaman, bu ana poetik anlayışın metafizik cephesine de başarılı‘dalışlar yapan’ zarîf bir üslûbun sahibidir.
Bu zarâfet, haz ve şiir zevkini tatmak için, MAY GEÇİDİ-MAVİ BOĞAZ başlıklı oldukça uzun şiirinin girişinden ve sonundan birkaç mısra nakletmek istiyorum:
“Ak-pak düşünceler içinde tutsak,
Bir bahar sabahı her şeyden uzak,
Göz-bebeklerimde en güzel duyu,
Mavi yapan neyse, bu mavi suyu.
Ne şeyse, taşları çalan beyaza;
Bir dolu gönülle çıkıp niyaza,
-Uçan üveyikler gibi ilkyazdan-
Geçesin isterdim mavi boğazdan.
Gözüm senden yoksun geçen yıllarda,
Bu mavi, masmavi parıltılarda.
Bir ıslak daire boyunca şarkın,
Sen ey can-evime canımdan yakın.
Sen ey bengi-suda en tatlı gülüş,
Kayalardan kıvrım kıvrım dökülüş.
(…) Kalmış yüz-görümlüğüdür, akşamlardan.
Güzelin yankısıdır bu, renkli camlardan.
Buğday başağından kopup gelen arzu,
Büyütecin ötesinde bir damla su.
Bir parça aşk, verir elbet tohuma can
Sen ne dersin, ey gözleri fincan fincan,
Yağmur bulutları gibi ılık güzel,
Bekliyorum çavgın sularla haydi gel!.”
Vefâtının 8. Yılında, O’nu hürmet ve rahmet anıyorum. Rûhu şâd, mekânı cennet olsun!
ÇAĞRI DERGİSİ, SAYI: 755, EKİM-KASIM-ARALIK 2025
Yorumlar
Kalan Karakter: