Monako’da oynanan maç aslında tek bir gerçeği tokat gibi yüzümüze çarptı: Bizde futbol var, yetenek var, mücadele var… Ama bütün bunları taşıyacak özgüven ve futbol aklı yok. Sahaya bakıyorsunuz, oyuncularımız ellerinden gelen çabayı gösteriyor; fakat oyunu yöneten bir beyin, sahada ne yaptığını bilen bir organizasyon göremiyorsunuz. İşte bu noktada Türk futbolunun derdi yalnızca skorlar değil, zihniyet meselesidir.
Bu ülkede sürekli aynı cümleleri kurmaktan bıkmadım: Futbol sadece fiziki çaba değil; plan, algoritma, strateji ve karakter oyunudur. Biz ise her sezonu bir son dakika kumarına çeviriyor, günübirlik çözümlerle yarınların üzerine hayal kuruyoruz. Sahada koşmakla futbol oynadığımızı zannediyor, üretmeden başarı bekliyoruz.
Futbolda Emek Sahaya Değil, Akla Yatırılır
Bugün Avrupa’ya baktığımızda, 15–20 yıl önce başlatılan planların meyvelerini topladıklarını görüyoruz. Bizde ise hâlâ “Bu sezon şampiyon olalım, gerisine bakarız” zihniyeti hâkim. Avrupa kulüpleri toprağı ekiyor, suluyor, gübreliyor; biz ise dalından kopardığımız çürük elmaya servet ödüyoruz.
Avrupa’da kariyerinin son dönemini yaşayan futbolculara astronomik ücretler verip onları kurtarıcı ilan ettiğimiz gün, aslında kaybetmeye başlamıştık. Bizim ligimiz, Avrupa’nın emekliler kulübüne dönmüş durumda. Yıllarca başkalarının artıklarını transfer ederek marka değerinin artacağını düşünen bir futbol aklından daha vahimi olabilir mi?
Birbirine uyumsuz oyuncuları bir araya getirip sistemsiz şekilde sahaya sürmenin adı futbol değil, panik yönetimidir. Ne yazık ki Türkiye’de birçok kulüp bunu strateji diye pazarlıyor.
Potansiyelimiz Var Ama Onu Taşıyacak Kültürümüz Yok
Türkiye, genç futbolcu potansiyeli bakımından Avrupa’nın birçok ülkesinden önde. Ancak bu potansiyelin üzerine akıl koyamadığımız için sürekli kendi kendimizi tüketiyoruz. Yetenekli genç oyuncuları tribüne mahkûm ederken, bitmiş kariyerlere milyonlar harcıyoruz. Sonra da Avrupa’da tur geçemeyince şaşırıyoruz.
Şunu açıkça söylemek gerekir: Türk futbolunun sorunu futbolcu değil, futbol aklıdır.
Yetenek var ama vizyon yok. Mücadele var ama sistem yok. Seyirci var ama sabır yok. İşte bu yüzden aynı çemberi dönüp duruyoruz.
Artık Masaya Yumruk Değil, Akıl Koyma Zamanı
Türk futbolu için kurtuluş reçetesi çok basit ama bir o kadar zor:
-
Günü değil, geleceği planlamak,
-
Transfer yerine altyapıya yatırım yapmak,
-
Yıldız değil, sistem inşa etmek,
-
3 maçlık değil 10 yıllık program hazırlamak.
Bunu yapmadığımız sürece Monako’da da kaybederiz, Moldova’da da… Fatura sadece teknik direktörlere, hakemlere ya da oyunculara kesilir; ama kimse aynaya bakmaz.
Bugün Türk futbolunun en büyük rakibi Fransa, Almanya, İngiltere değil; kendi zihniyetidir. Bu zihniyet değişmediği sürece arada bir alınan parlak galibiyetler hiçbir anlam taşımayacak.
Futbol bir duygusal patlama oyunu değildir; sabır, akıl, plan ve karakter işidir. Biz ise hâlâ “bir şeyler olur” diye bekleyen bir milletiz.
Yorumlar
Kalan Karakter: