Çocukluğumuzdaki 19 Mayıs kutlamalarını hatırlayanlar bilir. Günler öncesinden hazırlıklar başlar, okul bahçelerinde provalar yapılır, şiirler ezberlenir, marşlar söylenirdi. Bayram sabahı üzerimize giydiğimiz tertemiz kıyafetler, elimizde taşıdığımız bayraklar ve içimizde duyduğumuz tarifsiz heyecan bugün bile hafızamızda canlılığını korur.
O günler sadece bir tören günü değildi. Çocuk aklımızla bile, kutlanan şeyin sıradan bir gün olmadığını hissederdik. Sanki hepimiz aynı duyguda birleşir, aynı gururu yaşardık. Çünkü 19 Mayıs, bir milletin yeniden ayağa kalkmasının ilk adımıydı.
19 Mayıs 1919’da Mustafa Kemal Paşa’nın Samsun’a çıkışı, yalnızca tarih kitaplarında kalan bir hadise değildir. O gün, işgal altındaki bir milletin ‘Ben hâlâ buradayım’ dediği gündür. Umudun tükendiği sanıldığı bir dönemde, yeniden dirilişin meşalesi yakılmıştır.
Atatürk’ün bu anlamlı günü gençliğe armağan etmesi son derece manidardır. Çünkü gençlik, bir milletin istikbalidir. Bir milletin yarını, bugünün gençlerinin yüreğinde şekillenir. Tarihini bilen, milletini seven, ülkesine karşı vazife duygusu taşıyan gençler, devletin en sağlam teminatıdır.
Bugün bazı kimseler millî bayramların eski heyecanını taşımadığını söyleyebilir. Belki kutlamaların şekli değişmiştir; fakat bu bayramların taşıdığı mana asla değişmemiştir. Hatta kanaatimce, bugün millî bayramlara her zamankinden daha fazla ihtiyacımız vardır.
Çünkü yaşadığımız çağda milletler sadece silahla değil, kültür yoluyla da kuşatılıyor. Diziler, filmler, sosyal medya ve dijital oyunlar vasıtasıyla gençlerin zihin dünyası şekillendiriliyor. Tüketmeyi hayatın gayesi gibi gösteren, aileyi ve millî değerleri ikinci plana iten anlayışlar, fark ettirmeden yeni nesilleri etkisi altına alıyor.
Elbette teknolojiye ve dünyadaki gelişmelere sırt çevirmek mümkün değildir. Ancak kendi tarihini bilmeyen, diline sahip çıkmayan, kültürüne yabancılaşan bir neslin ayakta kalması da kolay değildir. Köklerinden kopan bir ağacın ne kadar yaşayabileceği bellidir.
Millî bayramlar işte bu noktada büyük önem taşır. Bu günler bize kim olduğumuzu, hangi bedeller ödenerek bugünlere gelindiğini hatırlatır. Ortak hafızamızı canlı tutar. Millet olmanın yalnızca aynı toprak parçasında yaşamak olmadığını, aynı ideale gönül vermek olduğunu öğretir.
19 Mayıs aynı zamanda gençlere verilen bir vazifedir. Bu vazife, yalnızca spor yapmak ya da törenlere katılmak değildir. Asıl vazife; ülkesini sevmek, çalışmak, ahlaklı olmak ve gerektiğinde milletinin menfaatini kendi menfaatinin önünde tutabilmektir.
Bugün gençlerimizin önünde sayısız imkân var. Fakat imkân kadar istikamet de önemlidir. İnsan nereye gideceğini bilmiyorsa, elindeki en güçlü araçlar bile onu doğru yere ulaştıramaz. Gençliğe verilecek en büyük miras, sağlam bir karakter ve kuvvetli bir millî şuurdur.
19 Mayıs’ı anlamak, yalnızca geçmişe bakmak değildir. Aynı zamanda geleceğe karşı sorumluluk duymaktır. Bu ülkenin kolay kurulmadığını bilmek, bağımsızlığın kıymetini idrak etmek ve Cumhuriyet’in emanetine sahip çıkmaktır.
Çocukluğumuzdaki bayramlar belki daha coşkulu, daha gösterişliydi. Fakat asıl mesele, o günlerin bizde bıraktığı duyguyu kaybetmemektir. O heyecanı çocuklarımıza ve torunlarımıza aktarabiliyorsak, işte o zaman 19 Mayıs gerçek manasına ulaşmış olur.
Çünkü milletler, yalnızca ekonomik güçleriyle değil; hatıralarıyla, değerleriyle ve ortak idealleriyle ayakta kalır.
19 Mayıs’ı kutlamak, geçmişe saygı göstermek kadar geleceğe sahip çıkmaktır.
Ve unutmamak gerekir ki, millî bayramlarını gönülden kutlayan milletlerin istikbale yürüyüşü daha sağlam, daha kararlı ve daha vakurdur.
Yorumlar
Kalan Karakter: