Türkiye son günlerde Daltonlar adıyla bilinen suç örgütünü konuşuyor. Televizyon ekranlarında operasyon haberleri yer alıyor, gazetelerde örgüt üyeleriyle ilgili bilgiler yayınlanıyor, sosyal medyada ise konuya ilişkin binlerce yorum yapılıyor. Elbette devletin suçla mücadelesi önemlidir ve suç işleyenlerin hukuk önünde hesap vermesi gerekir. Ancak bu haberleri takip ederken gözden kaçırılmaması gereken başka bir mesele daha var.
Bir çete nasıl ortaya çıkar?
Bir genç neden suçla anılan isimleri kendisine örnek almaya başlar?
Neden bazı gençler alın teriyle yükselen insanları değil de kısa yoldan servet ve güç sahibi olduğu düşünülen kişileri konuşur hâle gelir?
Aslında bugün konuşulan yalnızca Daltonlar değildir. Dün başka isimler vardı, yarın da başka isimler olacaktır. Fakat değişmeyen bir gerçek vardır; çeteler bir günde doğmaz. Onları ortaya çıkaran şartlar yıllar içinde oluşur.
Son yıllarda hayatımızın merkezine yerleşen internet ve sosyal medya bu şartların en önemlilerinden biri hâline geldi. Bir zamanlar çocukların ve gençlerin dünyasını aile, okul, mahalle ve arkadaş çevresi şekillendirirdi. Bugün ise milyonlarca genç günün önemli bölümünü ekran karşısında geçiriyor. Karşısındaki kişinin kim olduğunu, hangi niyetle konuştuğunu, nasıl bir hayat yaşadığını bilmeden onun fikirlerinden etkilenebiliyor. Gerçek hayatta hiç karşılaşmadığı insanlar, gençlerin düşüncelerine yön verebiliyor.
İnternet elbette büyük bir nimettir. Bilgiye ulaşmayı kolaylaştırmış, dünyanın dört bir yanını birbirine yakınlaştırmıştır. Ancak aynı internet, kötülüğün de daha hızlı yayılmasına yol açmıştır. Şiddeti sıradan gösteren görüntüler, uyuşturucuyu özendiren yayınlar, ahlaksızlığı normalleştiren içerikler ve kolay para kazanmayı başarı gibi sunan hayatlar her gün milyonlarca insanın önüne düşmektedir. Özellikle 15 ile 25 yaş arasındaki gençler, hayatlarının en etkilenmeye açık döneminde bu içeriklerle karşı karşıya kalmaktadır.
Bugün birçok anne ve baba çocuklarının odasında güvende olduğunu düşünüyor. Oysa bazen en büyük tehlike evin dışından değil, çocuğun elindeki telefondan geliyor. Gençler saatlerce hiç tanımadıkları insanlarla konuşabiliyor, onların tavsiyelerini dinleyebiliyor, hatta hayatlarını onların sözlerine göre şekillendirebiliyor. Üstelik çoğu zaman karşısındaki kişinin yaşını, karakterini, geçmişini ve niyetini bilmiyor. İnsanlık tarihinde daha önce böyle bir dönem yaşanmadı.
Mesele yalnız internet de değildir. Bir başka mesele, çalışmadan kazanmanın ve emek vermeden yükselmenin bazı çevrelerde başarı gibi gösterilmesidir. Televizyonlarda, dizilerde ve sosyal medyada gösterişli hayatlar sürekli göz önüne getiriliyor. Gençlere sonuç gösteriliyor ama o sonucun nasıl elde edildiği çoğu zaman anlatılmıyor. Böyle olunca sabırla çalışmanın değeri azalıyor, kısa yoldan yükselme hevesi büyüyor. Oysa milletleri ayakta tutan şey kolay kazanç değil, alın teridir.
Aile hayatındaki değişim de üzerinde düşünülmesi gereken bir başka konudur. Aynı evin içinde yaşayan insanlar geçmiş yıllara göre birbirleriyle daha az konuşuyor. Bir zamanlar akşam sofralarında yapılan sohbetler vardı. Büyüklerin anlattığı hayat tecrübeleri vardı. Mahallenin sözü, komşunun hatırı vardı. Bugün ise herkes kendi ekranına çekilmiş durumda. Aynı evde yaşayan insanlar bazen birbirlerinin dünyasından habersiz yaşıyor. Bu yalnızlık hissi de özellikle gençleri farklı arayışlara yöneltebiliyor.
İşin kültürel tarafını da göz ardı etmemek gerekir. Bir millet yalnız ekonomik gücüyle ayakta kalmaz. Tarihini bilen, değerlerine sahip çıkan ve aidiyet duygusunu koruyan nesiller yetiştirebildiği ölçüde güçlü kalır. Kendi kahramanlarını unutan toplumlar, başkalarının hazırladığı kahramanlara hayran olmaya başlar. İşte tam bu noktada suçla, şiddetle ve kanunsuzlukla anılan kişiler bazı gençlerin gözünde yanlış bir şekilde dikkat çekici hâle gelebiliyor.
Bugün emniyet güçleri suç örgütlerine karşı önemli mücadeleler veriyor. Operasyonlar yapılıyor, aranan isimler yakalanıyor ve adalete teslim ediliyor. Bunlar devlet olmanın gereğidir. Ancak uzun vadeli çözüm yalnızca operasyonlarla sağlanamaz. Asıl mesele, suç örgütlerinin eleman bulmasını zorlaştıracak bir toplumsal iklim oluşturmaktır. Bunun yolu da güçlü ailelerden, sağlam eğitimden, spordan, kültürden, sanattan ve milli-manevi değerlere bağlı nesiller yetiştirmekten geçer.
Bugün Daltonlar konuşuluyor. Yarın başka bir isim konuşulacak. Fakat isimlerden daha önemli olan, o isimleri ortaya çıkaran şartları doğru okuyabilmektir. Çünkü çeteler bir günde doğmuyor. Onları ortaya çıkaran ihmaller, yanlış örnekler, kontrolsüz ekranlar, zayıflayan aile bağları ve gençlerin yalnız bırakılması yıllar içinde birikiyor.
Belki de artık yalnız suçluları değil, suçun hangi toprakta filizlendiğini de konuşmanın vakti gelmiştir. Çünkü bir millet geleceğini korumak istiyorsa, önce evlatlarını korumalıdır.
Yorumlar
Kalan Karakter: