İnsanlık belki de tarihinin en kalabalık, en hızlı ve en gürültülü dönemini yaşıyor. Herkes konuşuyor, fikir beyan ediyor, duygularını paylaşıyor. Ancak bütün bu sözlerin arasında kalpten gelen, içtenliği taşıyan cümleler her geçen gün azalıyor.
Bugün insanın en büyük yoksulluğu, cebindeki paranın eksilmesi değil; gönlündeki samimiyetin tükenmesidir. Çünkü insanı insan yapan, söylediği söz ile taşıdığı niyetin aynı çizgide buluşmasıdır.
Modern çağın en büyük kaybı teknoloji değil, zaman değil, imkânsızlık da değil. Asıl kayıp; insanın özüyle, sözüyle ve kalbiyle olan bağının zayıflamasıdır.
Din dediğimiz kutlu yolun temel taşı da işte bu samimiyettir.
Peygamber Efendimiz’in, “Din samimiyettir.” buyruğu boşuna değildir. Çünkü samimiyet yoksa ibadet şekle döner, dua kuru bir tekrar olur, iyilik ise alkış bekleyen bir gösteriye dönüşür.
Samimiyet; insanın içiyle dışının bir olmasıdır. Yüzü başka, gönlü başka olmamaktır. Yalnız kaldığında da, kalabalıklar içindeyken de aynı insan olarak kalabilmektir.
Ne yazık ki modern çağ, bizi olduğumuz gibi görünmeye değil; görünmek istediğimiz gibi yaşamaya zorluyor.
Bir vakitler komşunun kapısını çalmadan içeri girilen günler vardı. Çayın demi kadar koyu dostluklar kurulurdu. “Nasılsın?” suali, gerçekten hâl hatır sormak içindi. Şimdi ise bu soru çoğu zaman dudaktan çıkıyor, gönle uğramadan havada kayboluyor.
Sosyal medya denilen büyük vitrin, samimiyeti en çok hırpalayan alanlardan biri oldu. Yediğimiz lokmayı, yaptığımız iyiliği, hatta duamızı bile göstermek ister hâle geldik. Oysa gösterilen şey büyüdükçe, gizli kalan ihlas küçülüyor.
Riya, samimiyetin sessiz düşmanıdır.
İnsanı yoran da budur zaten. Her yerde başka bir yüz taşımak… İşte başka, dost meclisinde başka, ekran başında bambaşka biri olmak… İnsan, en çok kendi rolünden yorulur.
Hâlbuki özü sözü bir olmanın verdiği hafiflik, hiçbir servetle ölçülemez. Samimi insanın yükü azdır. Çünkü hatırlamak zorunda olduğu maskeleri yoktur.
Bugün yeniden gönlümüze dönmek zorundayız.
Sözümüzü kalbimizin süzgecinden geçirmeli, ibadetimizi yalnız Allah rızası için yapmalı, dostluklarımızı menfaat hesabına kurmamalıyız. Unutmayalım ki bizi değerli kılan, kaç kişinin bizi alkışladığı değil; kaç gönülde içten bir iz bıraktığımızdır.
Ben diyorum ki; “Gönülden çıkmayan söz, kulağa ulaşsa da kalbe varmaz.”
Çünkü bu çağın en büyük serveti; gösterişten uzak, hesapsız, tertemiz bir samimiyettir.
Peki, biz en son ne zaman yalnızca gönlümüzden geldiği için bir iyilik yaptık?
Yorumlar
Kalan Karakter: