Hayat boyunca en çok tanımaya çalıştığımız kişiler, çoğu zaman başkalarıdır. Kimin iyi, kimin kötü olduğunu anlamaya çalışır; insanların niyetlerini okumaya uğraşır, dost ile düşmanı ayırmaya gayret ederiz. Oysa belki de cevaplamamız gereken ilk soru çok daha yakındadır:
İnsan, kendini gerçekten ne kadar tanıyor?
Çoğumuz bu soruya hiç düşünmeden "Elbette tanıyorum." cevabını veririz. Çünkü yıllardır aynı bedenin içinde yaşıyor, aynı aynaya bakıyor, aynı isimle anılıyoruz. Fakat insanın kendini tanıması, adını, mesleğini ya da sevdiği renkleri bilmesinden çok daha derin bir meseledir.
Asıl soru şudur:
Hayatın hiç karşılaştırmadığı bir imtihanla yüzleştiğimizde nasıl davranacağımızı gerçekten biliyor muyuz?
Bir insana makam verilmeden adaletinden, servet verilmeden cömertliğinden, güç verilmeden merhametinden emin olmak kolay değildir. Nice insanlar vardır ki yoksullukta alçak gönüllüdür; fakat zenginlik onları bambaşka birine dönüştürür. Kimileri de darlıkta kırılır sanılırken, en ağır yüklerin altında dimdik ayakta kalır. Demek ki insanın gerçek karakteri, çoğu zaman rahat günlerde değil; hayatın en çetin anlarında ortaya çıkar.
Eski Yunan'da Sokrates'in "Kendini bil." sözü, yüzyıllardır düşünce dünyasının en güçlü öğütlerinden biri olarak kabul edilir. Ancak aynı çağrıya bizim medeniyetimizde de rastlarız. Yunus Emre'nin, "İlim kendin bilmektir." sözü, belki de aynı hakikati daha sıcak ve daha derin bir dille anlatır. İnsan, bütün dünyayı dolaşsa da kendi gönlüne inememişse eksik kalır.
Yusuf Has Hâcip, Kutadgu Bilig'de insanın akıl, adalet ve ölçü ile yaşaması gerektiğini anlatırken, aslında insanın önce kendi nefsini tanıması gerektiğine işaret eder. Gazâlî ise insanın en büyük yanılgılarından birinin kendi kusurlarını görememesi olduğunu söyler. Başkalarının yanlışlarını görmek kolaydır; zor olan, insanın kendi eksiklerini aynı açıklıkla görebilmesidir.
Bugün hepimiz başkalarını eleştirmekte oldukça cömertiz. Bir siyasetçinin yanlışını, bir komşunun hatasını, bir dostun kusurunu hemen fark edebiliyoruz. Fakat aynı dikkati kendi davranışlarımız için gösterebiliyor muyuz? Bir başkasında hoşlanmadığımız bir huyun, farkında olmadan bizde de bulunabileceğini hiç düşündük mü?
İnsan bazen kendini, olmak istediği kişi sanır. Oysa olmak istediğimiz kişiyle gerçekten olduğumuz kişi arasında küçük de olsa bir mesafe bulunabilir. İşte olgunluk, bu mesafeyi görebilmekle başlar. Çünkü kendini tanımak, kendini kusursuz görmek değil; eksiklerini de cesaretle kabul edebilmektir.
Kur'an-ı Kerim'de insanın hem iyiliğe hem de kötülüğe yönelebilecek bir yaratılışa sahip olduğu bildirilir. Bu, insanın kötü olduğu anlamına gelmez. Aksine, ona tercih etme hakkının verildiğini gösterir. İnsanı değerli yapan da budur. İrade sahibi olmak... Doğruyu yanlıştan ayırabilecek akla ve vicdana sahip olmak...
Belki de bu yüzden hayat sürekli bizi sınar. Bazen bir kayıpla, bazen bir başarıyla, bazen de hiç beklemediğimiz bir olayla...
Her yeni imtihan, bize kendimiz hakkında daha önce bilmediğimiz bir şey öğretir. Kimi zaman sabrımızın sandığımız kadar güçlü olmadığını, kimi zaman da hiç fark etmediğimiz bir dirence sahip olduğumuzu görürüz.
Bugün teknoloji gelişiyor, şehirler büyüyor, dünya değişiyor. Bilgiye ulaşmak artık birkaç saniye sürüyor. Buna rağmen insanın en zor ulaştığı bilgi hâlâ kendisiyle ilgili olandır. Çünkü insanın iç dünyasına giden yol, ne bir kitapta ne de bir ekranda yazılıdır. O yol; yaşanmışlıklardan, hatalardan, pişmanlıklardan ve bazen de sessizce yapılan muhasebelerden geçer.
Belki de insan ömrünün sonuna kadar kendini bütünüyle tanıyamaz. Çünkü hayat, her dönemeçte yeni bir imtihan çıkarır.
Dün "Asla yapmam." dediğimiz bir davranışı yarın kendimizde görebiliriz. Ya da yapamayacağımızı düşündüğümüz bir fedakârlığı hiç tereddüt etmeden yapabiliriz. Bu, insanın her gün değiştiği anlamına gelmez. Bazen sadece, içinde var olan ama henüz ortaya çıkmamış bir yönüyle tanışmasıdır.
Sonuçta insanı tanımak, belki de ömür boyu süren bir yolculuktur. Bu yolculukta en büyük rehber; akıl, vicdan ve samimiyettir.
Kendine karşı dürüst olabilen bir insan, başkalarına karşı da daha adil olur. Çünkü insan, önce kendi aynasına bakmayı öğrendiğinde, başkalarını yargılamadan önce kendisini tartmayı da öğrenir.
Belki de asıl bilgelik, "Ben kendimi tamamen tanıyorum." diyebilmekte değil; "Kendimi tanımaya hâlâ devam ediyorum." diyebilecek olgunluğa ulaşmaktadır. Bu kabul, insanı küçültmez. Tam tersine, onu hakikate biraz daha yaklaştırır.
Ramazan Çağlar
Yorumlar
Kalan Karakter: