Bu yıl da "Türkiye Kültür Yolu Festivali" kapsamında Samsun, dokuz gün boyunca konserlere, sergilere, söyleşilere ve çeşitli etkinliklere ev sahipliği yapıyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın organizasyonuyla 18 ayrı noktada yüzlerce etkinlik düzenlenirken, yetkililer festivalin dünyanın en büyük kültür organizasyonlarından biri haline geldiğini ifade ediyor.
Meydanlar doluyor, sahneler kuruluyor, sanatçılar geliyor, şehir hareketleniyor. İlk bakışta herkesin memnun olması gereken bir tablo var karşımızda. Ancak bütün bu kalabalığın, ışığın ve gösterinin ardından akıllara şu soru geliyor: Gerçekten kültür mü kazanıyor, yoksa sadece birkaç günlük bir eğlence mi yaşanıyor?
Binlerce insan meydanları dolduruyor, şarkılara eşlik ediyor, hiç değilse birkaç saatliğine hayatın yükünü ve geçim sıkıntısını unutup nefes alıyor. Buna kimsenin itirazı olamaz. İnsanların eğlenmeye, moral bulmaya ihtiyacı var.
Fakat sahneler sökülüp kamyonlar şehirden ayrıldığında geriye ne kalıyor? Asıl soru burada başlıyor.
Biz kültürü ne zaman yalnızca konserlerden ibaret görmeye başladık?
Ankara'da hazırlanan bir program, şehir şehir dolaştırılıyor. Bugün Samsun'da, yarın Trabzon'da, ertesi gün Van'da aynı isimler sahneye çıkıyor. Şehrin geçmişi ne, insanı ne düşünüyor, hangi sanatçıyı yetiştirmiş, hangi değerleri taşıyor; bunların pek önemi kalmıyor. Her şehre aynı program uygulanıyor.
Oysa Samsun sıradan bir şehir değildir. Kurtuluş Mücadelesi'nin ilk adımının atıldığı yerdir. Böyle bir şehirde düzenlenen kültür festivalinin merkezinde de bu şehrin insanı olmalıdır.
Yerel tiyatrolar, yerel müzisyenler, yazarlar, ressamlar ve sanatçılar o sahnelerde hak ettikleri yeri bulmalıdır. Ne var ki çoğu zaman kendi şehirlerinin festivalini uzaktan izlemek zorunda kalıyorlar. Büyük bütçelerle getirilen sanatçılar sahneye çıkarken, Samsun'un sanat insanları seyirci olarak kalıyor.
Üstelik meydanları dolduran kalabalık her zaman şehir esnafına da beklenen katkıyı sağlamıyor. İnsanlar konser alanına gelip gidiyor, fakat şehir ekonomisine kalıcı bir canlılık kazandıracak bir hareket ortaya çıkmıyor.
Romalıların meşhur bir sözü vardır: "Ekmek ve sirk."
Antik Roma'da yöneticiler, halkın yaşadığı sıkıntıları ve adaletsizlikleri konuşmasını önlemek için meydanlarda ekmek dağıtır, gösteriler düzenlerdi. İnsanlar kısa süreli eğlencelerle oyalanırken asıl meseleler geri planda kalırdı.
Bugün Anadolu şehirlerinde düzenlenen milyonlarca liralık ücretsiz konserlere bakınca insan ister istemez aynı soruyu soruyor: Geçim sıkıntısının her geçen gün arttığı bir dönemde, birkaç saatlik eğlence sunmak kültür hizmeti sayılabilir mi?
Kültür, insanı yalnızca tüketen bir kalabalığa dönüştürmez.
Festival sona erdiğinde şehirde yeni bir kütüphane açılmıyorsa, gençlerin sanatla bağı güçlenmiyorsa, yerel sanatçılar desteklenmiyorsa, ortaya kalıcı bir eser bırakılmıyorsa burada kültürden çok gösteri vardır.
Böyle bir anlayışın sonunda geriye kültür yolu değil, birkaç gün süren bir eğlence kalır.
Elbette müzik de olacak, konser de olacak, insanlar eğlenecek. Kimsenin buna karşı çıktığı yok. Ancak bu şehrin değerlerini, sanatçılarını ve kaynaklarını görmezden gelen anlayışı sorgulamak da hepimizin görevidir.
Çünkü kültür; ışıkların sönmesiyle biten bir gösteri değil, bir şehrin hafızasını, kimliğini ve geleceğini yaşatan en güçlü bağdır.
Ramazan Çağlar
Yorumlar
Kalan Karakter: