Atandığımın ilk günleri… Bloklar arasında dersten derse mekik dokuyorum. Bir meslektaşım ilk karşılaşmamızda:
-Hoş geldin okulumuza, dedi. Sonraları şu sözleri etti sırayla:
-Seni takip ediyorum, işini seviyorsun.
-Boş zamanın olursa, B bloktayım, çay içeriz.
-Uğramıyorsun Hoca’m…
-Ben bu blokun din dersi hocasıyım, deyince müdür yardımcılarından birine sordum, güldü:
-Muhammet Tomar’dır o. Başkası sormaz, kim kimdir, ne iş yapar, ilgilenmezler.
Bir keresinde:
-Odam, şurada, gelirsen çay içeriz, deyince artık erteleyemezdim. Gittim bölümün öğretmenler odasına, sordum. “Yani soracak kimse bulamadın mı” cinsinden söylediler odasının yerini. Vurdum kapıyı, girdim. Bir delikanlıyı fırçalıyordu.
- Buyur Hoca’m, hoş geldin. Az izin var mı?
-Hoş bulduk, lütfen devam edin, deyip oturdum. Döndü delikanlıya:
-Babanın durumunu biliyorum. Senin bu okulu bitirmekten başka yolun yok. Sonra, bana baksana! Oğlum, sen ibne misin… diye sorunca, irkildim. O devam etti:
-Kaç defa görüştük, söz aldık senden. Erkek adam sözünde durur. Sözünde durmayanlar ibne değil midir, deyip bana döndü:
-Yanlışım var mı Hoca’m?... Şaşırmıştım:
-Hoca’m, yerden göğe kadar haklısınız. Herkesin yarını için kaygılanan böyle bir hocası yok. Siz, bu delikanlıya çok emek vermişsiniz anlaşılan. Benim de aynı endişeyle peşini bırakmadığım öğrencilerim oldu ama dediğinizin haklılık payı olduğu hâlde ben o kelimeyi kullanamadım. Evet, erkek adam, yiğit adam sözünde durmalı…
Üstünde hakkınız, emeğiniz yoksa bir delikanlıya böyle hitap edemezsiniz, sıkar…
“Yiğit, yiğidi gözünden tanır” misali, öğretmenlik kumaşı birbirine benzeyenler, dünya görüşleri ne olursa olsun, birbirini çabuk anlıyor. Sonraları görüştükçe, ayaküzeri sohbetlerimiz oldu…
Yazılıda ısrarla kopya çekmeye yeltenen, usulünce ikazıma, edep dışı davranan bir öğrenciye biraz sert davrandım, çıktı, gitti dersten…
Aradan ne kadar zaman geçti, bilmiyorum, Muhammet Tomar beni çağırmış. Odasına girince:
-Kardeşine vuran hoca bu, ne diyorsan, ona söyle, deyince göz göze geldik delikanlıyla.
-Hocam, kardeşim adına özür diliyorum. Konu, bana başka türlü anlatıldı, Muhammet Hoca’mla görüşeyim, dedim. Görüştüm. Sizin gibi hocalarımızdan Allah razı olsun, dedi.
Demek ki Muhammet Hoca gazını almış eski öğrencisinin…
Bu cins hocalardan kaldı mı acaba, zannetmiyorum. İşini iyi yapamayanlar çoluğa çocuğa maskara olur her devirde…
Geçenlerde fırınlı ocağımız arıza yaptı. Servisi aradık, bir görevli geldi. İşini bitirmek üzereyken:
-Amca, ben sizi nereden tanıyorum, diye sordu.
-Öğretmenim ben, okuduğun okullardan birinde karşılaşmış olabiliriz.
-Endüstri Meslek Lisesinde okudum. Hocamız Muhammet Tomar’dı, deyince:
-Bir arkadaşınla benim sınıfa korniş takmıştınız, hatırladım, dedim.
-Muhammet Hoca’m görevlendirmiştir, biz de gelmişizdir.
Sonra düşündüm, Endüstri Meslek Liseleri, söküğünü dikemeyen sosyete terzisi gibi işlev gördü genelde… Okulun bazı işlerini staj yapar gibi yaptırırdım ben olsam…
Görev yaptığım üç senede mesleğinin gereğini yerine getiren ender hocalardan biriydi Tomar.
Sınıfın kapı gıcırtısını gidermek için yağ istediğim, kırılan, bozulan sıraları, öğretmen kürsüsü veya altlığı için ilgili bölümlere haber verdiğimde duvarlarla karşılaştım ama Muhammet Hoca bir hatırlatmada aslan parçalarını yolladı sınıfa.
Namazında, niyazında biri, kürsü altını tamir için gönderdiğim öğrencilere:
-Burası Abdullah Dede’nin babasının atölyesi değil, demiş…
İyi ki de demiş, çok canlı bir fırsat eğitimi yaptık sınıfta. Namuslu adam dersi oldu.
-Devletin okulunda, devletin kürsü altlığını yapmaktan kaçınan, bırakın eğitimciyi, devletin amelesi bile olamaz. Evlat, evimden getirdiğim bir şeyin tamirini mi istedim ben bu arızalıdan, siz ne dersiniz, diye sordum.
-Evlerinin işini sanki burada yapmıyorlar, dedi bir aslan parçası.
Sözün özü şudur:
Bilirim ki Muhammet Tomar’ın emekleri vardır pek çok öğrencisinin kursağında.
Sağ olasın benim değerli meslektaşım. O kürsülere ancak senden daha iyiler lâyıktır
Kimsenin inancı, ibadeti, felsefi görüşü, kimseyi ilgilendirmez. Aynı şartlarda çalışanların aldıkları maaşı hak ettirecek kadar dürüst olmasıdır önemli olan.
“Kim Cennetliktir, kim Cehennemliktir” çetelesi tutanlar, asıl işini yapamayan mıymıntılardır.
Bana sorsanız, işini iyi yapan herkesin Cennet’e gitmesidir arzum ama serin de olsa azıcık o yola niyetli ve az da olsa dini amelleri olsa keşke, keşke...
At alırken önce dişine bakarlar. İnsanın işine değil hangi görüşten olduğuna bakanlar, arızalı insanlardır, devletin kadrolu yalcılarıdır.
Doktor tercih ederken, ideolojisine değil meslekteki ehliyetine bakmaz mı insanlar?...