Futbolda bazen 45 dakikaya sığan hikâyeler vardır. Galatasaray–Gençlerbirliği mücadelesinin ilk yarısı tam da böyleydi. Daha 15’inci dakikaya kadar Gençlerbirliği’nin geride konumlanan, tamamen kontra atak planı üzerine kurulu bir oyun anlayışıyla sahada olduğunu gördük. Bu sırada Galatasaray’ın büyük bir oyun üstünlüğü vardı. Topa sahip oldular, rakibi yarı sahasına hapsettiler, oyunun ritmini belirlediler… Ama bütün bu baskıya rağmen tabelenin değişmediğini de not etmek gerekiyor.
Gençlerbirliği ise oyuna neredeyse hiç hükmetmediği bir bölümde, duran top organizasyonuyla golü buldu. Futbol böyle bir oyun işte: Oyun üstünlüğünü kursan da, pozisyon saysan da top çizgiyi geçmiyorsa hiçbir şey ifade etmiyor. İlk yarının özetini tek cümleyle yaz deseler: Oyun var ama sonuç yok.
Burada Galatasaray adına bir noktaya özellikle değinmek lazım. Benim kanaatime göre Okan Buruk’un oyuncu motivasyonu konusunda zaman zaman eksik kaldığını görüyorum. Büyük takımların en kritik refleksi, oyunun sıkıştığı anlarda sahaya bir “büyük takım reaksiyonu” koyabilmesidir. İlk yarıda bu reaksiyon gecikti.
İkinci Yarı: Mücadele, Tempo ve Direniş
İkinci yarıyı hem Galatasaray’ın hem de Gençlerbirliği’nin hakkını vererek değerlendirmek gerekiyor. Seyir gücü yüksek, temposu hiç düşmeyen, iki tarafın da varını yoğunu ortaya koyduğu bir yarı izledik. Özellikle Gençlerbirliği’nin sayı olarak eksik kaldıktan sonra gösterdiği direnç, maçın hikâyesini değiştirdi.
Gençlerbirliği ikinci golü bularak oyuna tekrar ortak olma çabasını sürdürdü. Kırmızı-siyahlılar, eksik olmalarına rağmen bir dakika bile oyundan düşmediler; her topa koştular, her mücadeleye girdiler. Bu reaksiyon kolay iş değildir. Büyük takım karşısında eksik kalıp hâlâ maçın içinde kalıyorsan, orada bir teknik akıl ve oyuncu adanmışlığı vardır.
Galatasaray cephesinde ise alışıldık dışına çıkan bir tablo vardı. Son düdüğe kadar kontrolün tam olarak sağlanamadığı, rahat bir galibiyet ezberinin bozulduğu bir maç izledik. Sarı-kırmızılılar uzun süredir kendi lig ritmindeki maçları çok daha rahat kazanıyordu. Bu kez iş o kadar kolay olmadı.
Skor Değil, Oyun Konuşulmalı
Maçta kırmızı kartlar, itirazlar, gerilimler elbette vardı. Ama şahsi değerlendirmem şudur: Sahada sergilenen mücadele, temponun yüksekliği ve iki takımın futbol adına ortaya koyduğu istek, tartışmaların önüne geçti. Futbol dediğimiz şey tam olarak budur; temas, tempo, hamle, direnç ve reaksiyon.
Sonuç olarak iki takımı da mücadelesinden dolayı tebrik etmek gerekir. Gençlerbirliği eksik kaldığı bölümde ayakta durdu, Galatasaray ise oyun gücünü skora yansıtmakta zorlandığı bir sınav verdi. Ama ortaya çıkan seyir zevki, futbol adına değerliydi.
Kısacası: Oyun vardı, mücadele vardı, hikâye vardı… Ama skor başka bir hikâye yazdı.
Yorumlar
Kalan Karakter: