Bu soruyu artık romantik bir cümle olarak değil, acı bir muhasebe olarak sormak gerekiyor.
Bir kahvenin kırk yıl hatırı kaldı mı, yoksa hatır dediğimiz şey de diğer birçok değer gibi sessizce hayatımızdan mı çıktı?
Eskiden bir fincan kahve, söz demekti.
Verilen söz tutulurdu, kurulan bağ kolay kopmazdı. İnsanlar birbirini ‘işi düştüğünde’ değil, yüreği düştüğünde arardı. Şimdi kahve var, mekân var, masa var… Ama ortada hatır yok.
Bugün ilişkilerimiz tüketim alışkanlıklarımız kadar hızlı.
İnsanlar da eşyalar gibi; işlevini yitirince bir kenara bırakılıyor. Dostluklar “işe yaradığı sürece” anlamlı. Menfaat bitince selam da bitiyor. O meşhur ‘hatır’, yerini hesap kitaplara, çıkar dengelerine bırakmış durumda.
Bir zamanlar kapılar çalınırdı.
Şimdi kapılar kilitli, kalpler daha da kilitli.
Herkes birbirine çok yakın gibi ama kimse kimseye gerçekten temas etmiyor. Aynı masada oturup birbirine yabancılaşmak, modern çağın en büyük ironisi oldu. Sohbet yok, dinlemek yok; sadece konuşmak, hatta daha çok kendini anlatmak var.
Sosyal medya çağında ‘arkadaş’ sayısı arttı ama dostluk azaldı.
Herkes her şeyi paylaşıyor ama kimse kimseye yük olmamak için acısını saklıyor. Çünkü bu çağda güçlü görünmek makbul, kırılgan olmak ayıp. Oysa insanı insan yapan şey tam da o kırılganlıktı.
Kültür dediğimiz şey; paylaşmakla, beklemekle, sabretmekle ayakta kalır.
Ama biz sabrı da hızlandırdık. Her şey hemen olsun istiyoruz: ilişki, güven, samimiyet… Emek vermeden, zaman ayırmadan, bedel ödemeden. Sonra da ‘neden kimseye güvenemiyoruz’ diye yakınıyoruz.
Bir kahvenin kırk yıl hatırı vardı çünkü o kahve yalnız içilmezdi.
Çünkü o fincanın arkasında zaman vardı, söz vardı, vicdan vardı. Şimdi kahveyi tek başımıza içiyoruz; kalabalıklar içinde yalnız, ekranlara bakarak, kulaklarımız kapalı, gözlerimiz meşgul.
Ve belki de en acısı şu:
Artık insanlar birbirine vefa borcu değil, yük gibi bakıyor. Aramak zahmet, uğramak külfet, hatırlamak lüks sayılıyor. Oysa hatırlanmayan insan, yavaş yavaş silinir. Toplum da böyle çürür.
Bir kahvenin kırk yıl hatırı kalmadıysa, suç kahvede değil.
Suç; hızla yaşayan, yüzeyde kalan, derinlikten kaçan bizlerde.
İlişkileri basitleştirdik, değerleri ucuzlattık, insanı yalnız bıraktık.
Belki de yeniden sormamız gereken soru şu:
Biz hâlâ hatır bilen insanlar mıyız?
Eğer cevabımızdan emin değilsek,
o kahveyi bir daha düşünerek içmemiz gerekir.
Belki bu kez şekeri değil, vicdanı karıştırarak.
Yorumlar
Kalan Karakter: